banner87
12 Aralık 2017 Salı

ABDULLAH GÜL…

07 Aralık 2017, 07:37
Bu makale 206 kez okundu
ABDULLAH GÜL…
KADİR DAYIOĞLU
Kayseri’nin muhterem ahalisine ve özellikle AK Partililereanımsatayım: Merhum Ahmet Hamdi’den olma, merhume Adviye’den doğma, 1949 doğumlu, Doç. Dr.Abdullah Gül hemşerimiz olur. Yine biliyorsunuz, Sayın Gül, Devlet ve Dışişleri bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptı. Önemli bir devlet ve siyaset adamımız. Sanırım, Kayseri, bir daha böylesini çıkartamaz.
 
Bu anımsatmayı şunun yaptım. Geçen gün yapılan Beşiktaş-GS derbisini izlemeye gitmiş, Abdullah Bey. Biliyorsunuz, “hasta Beşiktaşlı!”. Şeref tribününe oturmuş. Gazetelerde gördüğümüz fotoğrafa göre, kimse yoktu yanında. Tek başına oturuyordu… “Yalnızları” oynuyordu… Umarım, “fotoshop” falan değil…
 
Çok riyakar bir ortamdan geçtiğimiz için, Abdullah Bey’in,“yalnızları!” oynaması da doğaldı. İkbal dönemlerinde etrafında pervane olanların, iktidardan düşünce “toz olması!” da… Yine doğal olarak, ikbal için, onlar da “iktidara” yakın olmayı yeğliyorlar.
 
Tabii, bunları söylerken, hayatım boyunca, Sayın Gül ile, sadece ayakta, “nasılsınız!”, “iyiyim!”; siz nasılsınız?”muhabbetinden başka hiçbir ilişkisi olmayan birisi olduğumu söyleyebilirim. O da birkaç kez…
 
Yani, demem o ki; daha parti kurmadan önce, Recai Kutan’a karşı parti başkanlığına aday iken, Meclis’te ki odasında, “Abdullah Bey, daha ne duruyorsunuz, parti kurun millet sizinle… Sizin hareketinizi bekliyoruz!”, türünden müşevvik ve gazcı hiç olmadım.
 
Kim mi bu? Önemli değil. Bir “ülkücü!” ve MHP’de, geçmişte görev almış birisi. Arkadaşları da, ünlü bir yapı kooperatifinin bazı yöneticileri. Bu ve benzeri konularda çok anılarım var, isterseniz hazırlığını yaptığım; “Hayatımdan Dilimler” kitabıma bırakalım bunları.
***
Baksanıza; Sarraf olayını bile “Gül, Davutoğlu-Babacan” üçlüsünün üzerine yıkma gibi bir eğilim var yandaş ve Candaş basında… Ekonomik, siyasi, iç ve dış olaylardaki başarısızlıkları, bunların üzerine yıktık mı, sıyrılırız sanıyoruz.
 
“Yalnızları” oynarken, o anda Sayın Gül ne hissetti acaba? Bilemem… Bende bıraktığı etki şu oldu: “Ahde vefasızlık!”“Ey!.. Ahde vefa nerelerdesin!”, demek geldi içimden.Gerçi, politikada “ahde vefa!” olmazmış. O nedenle; “ahde vefa duygusunu köreltmeyin!”, diye uyarı yapılır.
 
Bunu iyi bilen, bir Allah dostu, Peygamber ve Ehli Beyt muhibbi, Fethi Abi (Gemuhluoğlu) şöyle söylemişti, siyaset ile ilgili… Bu, aynı zamanda bir “kelam-ı kibar” olup, politikaya soyunanların kulağına küpe olsun.
 
“Her şeyle dost olun… Coğrafya ile, tarih ile, dağ ile, taş ile… Ama politika ve politikacı ile dost olmayın!”Tabii, Abdullah Bey’in yaşadığı bu hal, rahatsız olmamış olsa bile, başta kendileri olmak üzere, herkesin kulağına küpe olsun… Umarım, son uyarımdan dolayı, bağışlamıştır.
***
Sayın Gül ile, fikren, zikren, siyaseten, dünyaya bakış, dünya görüşü, dünyayı algılama bağlamında bir olmam, aynı kulvara düşmem mümkün değil. Zira, farklı dünyaların insanlarıyız. Amma lakin “insanız”. Ben de insani açıdan yaklaşıyorum… Eleştiri hakkım baki kalmak üzere, saygı duyuyorum.
***
Evet. “Ahde vefa duygusunu öldürmeyelim!”Kişilerin, olayların etkisinde kalıp, daha dün “Abi, abi!; Abdullah Bey, Abdullah Bey!”” diye etrafında pervane olduğumuz Sayın Gül’e sırtımızı dönmeyelim, saygıda kusur etmeyelim. Kayseri’ye geldiğinde, sözgelimi maça gittiğinde yalnız bırakmayalım. Tabii, bu, evvelemirde, AK Partililere düşer…
 
“Ahde vefasızlığın!”, münafıklığın alametlerinden bir alamet olduğunu söyleyen bir dinin mensuplarında, maalesef, “ahde vefasızlık!”, had safhada. Neyse, fetva bahsini hocalara bırakalım.
***
Bir arkadaşımız, yıllar önce, “Abdullah Abime laf söyletmem arkadaş!”, deyip, sehpada duran tablayı, yine bir abisinin yüzüne fırlatmış. Bağrık ve çığlıklarıyla Ticaret Odası’nı inletmişti.
 
Peki, bu arkadaş hemen sonra ne yapmıştı, biliyor musunuz? Bir başka odaya geçip, Macit Gül’ü aramış, nasıl ders verdiğini ballandıra ballandıra anlatmıştı. Peki, şimdi nerede bu arkadaş? Yine, “Abdullah Abi!” demeye devam ediyor mu? Bilemiyorum!..
***
Bu yazımın ya da haberin, geçenlerde, Şükrü Karatepe’ye yapılan bir “ahde vefasızlığı” anlatan yazıma denk gelmesi bir tevafuk mudur nedir? Bilemem… Ama geçmişe dönük şu soruyu sormadan da edemem:
 
Şükrü Hocamız, aktif siyasetten uzak, sanırım Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde ders veriyordu. Bir de duyduk ki, emekliliğini isteyip, AK Parti’den aday adayı olmuş. Önce birkaç kez denemiş ama “yükseklerden”“onay” alamamış, delege seçimlerinde “birinci” sıraya oturmasına rağmen listeye girememişti.
 
Yine Hocamızın, siyasete nokta koyduğu bir anda tekrar soyunmasına, şahsen ben bir anlam verememiştim? “Neden?”, sorusunu sormuştum. O gün bugündür kafama takılan bir soruyu, yeri gelmişken Abdullah Beye sormak isterim, tabii kabul buyururlarsa:
 
Değerli Cumhurbaşkanım, Karatepe’nin, o adaylığı için bir yeşil ışık yakmış mıydınız? Şayet yaktıysanız, listeye girmesine engel olan neydi?
***
Dedik ya, “Ahde vefa duygusunu!” öldürmemek lazım.
***
İsterseniz, sık sık verdiğim Muallim Naci’nin şu dizeleri ile nokta koyalım (Kaynak; Hayati İnanç): “İhtirâz-ı ta’neden kalmakdadır âhım nihân / Bir hakîkat kalmasın âlemde Allah’ım nihân”
 
Biliyorsunuz; İhtirâz, çekinme; Ta’n, kötüleme; Nihân, gizli. Anlamı da şöyleymiş: “Onun bunun diline dolanmaktan çekindiğim için hissiyatımı açığa vuramıyorum. Allahım! Hiçbir hakikat gizli kalmasın.”

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV