banner153
15 Temmuz 2020 Çarşamba

ADEM HAFIZ EFENDİNİN SİYASAL TERCİHİ NASILDI (2)

29 Mayıs 2020, 20:52
Bu makale 1773 kez okundu
ADEM HAFIZ EFENDİNİN SİYASAL TERCİHİ NASILDI (2)
M.KEMAL ATİK

Değerli Okurlar! Geçen haftaki yazımda Uzun Yayla Methiye Köyü İmam Hatibi, 1915. yıllarda Kahire Ezher Üniversitesi mezunu ve Öğretim Görevlisi Hocam Müderris Ademey Hafız Efendinin din ve siyaset konusundaki görüşlerini yazmıştım; bu gün de o konuyu yazmaya devem ediyorum. Öncelikle şu hususu arz etmek isterim: Hz. Peygamber(s.a.v.)’in ahirete irtihaliyle yeni ve önemli bir dönem başladı. Çünkü Müslümanlar Yüce Peygamberi kaybetmişlerdi. Kur’an ve Hadis Hz. Peygamberden sonra halife / devlet yöneticisinin Peygamber ocağından çıkacağı izleminini vermedi. Yani Kur’an ve Hadis devlet başkanlığı ve devletin şekli konularında herhangi bir düzenleme getirmedi. Çünkü Hz. Peygamber(s.a.v.)’in kimliği bir din vazıı /koyucusu idi. Siyasi bir lider değildi. O insanların ruhlarına ve vicdanlarına sesleniyordu. Ancak Rasulullah(s.a.v.)’in vefatından sonra sahabenin bu konuda görüş ayrılığına düştüğünü ve bu görüş ayrılığının İslam toplumunun varlığını tehdit edecek boyutlarda tarihi süreç içinde seyrettiğini görmekteyiz. Cemel ve Sıffin savaşlarında Bedir kahramanları ile Uhud kahramanları karşı karşıya gelmişler ve birbirlerine kılıç çekmişlerdir. Seksen bin Müslüman bu savaşlarda siyasi amaçlar uğruna şehit edilmişlerdir. Hal bu ki Müslüman Müslümanın kardeşi değil miydi?

 Hz. Ali ile Muaviye arasındaki siyasi mücadele patlak verince din siyasete bütünüyle girmeye başladı.(Bkz., N.Eyyubi, Arap dünyasında din ve siyaset, s.,25, İst. 1992).

Hafız Efendi Kelam dersinde sık sık din siyaset ilişkisine temas eder, dinin siyasilerin elinden çok çektiğini söylerdi. Bunun da başını Emevlerin çektiğini vurgulardı: “  Emeviler, Kur’an ayetlerini kadercilik doğrultusunda yorumladılar. Bununla da kalmayarak Hz. Peygamber Efendimize isnad edilen hadislerle de kör tevekküle dayanan bir kaderciliği öne çıkardılar. Nitekim Muaviye b. Ebi Süfyan(.60/680) Allah’ın halifesi yani yeryüzünde Allah’ın temsilcisi olduğunu söyleyerek kendi otoritesine dini otoriteyi de ekleyerek halka: “Başa gelen her türlü musibet, felaket, zenginlik ve yoksulluk ezelde takdir edilmiştir. Yeryüzü Allah’ın ben de o’nun halifesiyim, dolayısıyla hükümranlığım da önceden tayin edilmiştir.” diyordu.

Siyasi otoritenin Emevilerden Abbasilere geçmesiyle, sadece hanedan değişti; yönetim anlayışından ve yeni halifelerin kendilerini “dini otorite” ipleriyle sımsıkı bağlamalarından hiçbir şey değişmedi. Araplar atalarından sürdürüle geldiği siyasi, şahsi, idari, sosyal, ailevi, ekonomik ve ideolojik yapılarını, başlattıkları sonu gelmez kavgalarını, kargaşalarını, sınıf mücadelelerini, seyitlik, kölelik ve cariyelik gibi sosyal krizlerini, kronikleşmiş bölünmelerini Hz. Peygamber(s.a.v.)’in ağzından çıkması mümkün olmayan uydurma hadislerle meşrulaştırdılar. Sonuçta siyaset maalesef İslam Dini ile özdeşleştirildi.”

“Buna bir örnek olarak Halife Ebu Cafer el- Mansur(ö.158/ 775)’un halka hitaben yaptığı şu konuşmayı gösterebiliriz: “Ey insanlar, biz yöneticiyiz, siz ise velinimetimizsiniz. Biz, sizi Allah’ın bize verdiği yetki ve bahşettiği otoritesiyle yönetiyoruz. Ben sadece Allah’ın yeryüzündeki otoritesi, malının bekçisiyim. Allah beni o mala kilit yaptı. Dilerse, size ihsanda bulunmak için beni açar. Eğer size merhamet etmemi ve iyilik yapmamı, adaletlice rızıklarınızı dağıtmamı istiyorsanız Allah’a yönelin ve beni doğruya eriştirmesini isteyin”(Taberi, Tarih, Beyrut,IV,533, Beyrut, 1987, İbn Abdi Rabbih, “el-Ikdu’l-Fer,d,II,72, Beyrut, 1972).

 Hafız Efendi Kur’an bizlerden  her şeyden önce şu ilkelere bağlı kalmayı istemektedir: Akıl ve mantık dışı gelenek ve görenekleri atıp yerine ahlak ilkelerine uyacak  kuralları koyarak toplumun harcı olan  aile bağlarını zayıflatmamak, kötülükleri bertaraf etmek, maddeye aşırı bağımlı olmamak, doğru olmak, adil olmak, adaletle emretmek, emaneti ehline vermek, iyi davranmak, yardım etmek, sözünü tutmak, anlaşmayı yerine getirmek, ilim  öğrenmek, ilime uymak, ilimi yaşama hakim kılmak, düşünmek, aklı kullanmak, ödünç vermek, görevi ehli olana vermek, çalışmak, insanlığın aydınlığa çıkması için uğraş vermek, helal kazanmak, temiz olan rızıkları yemek, faiz yememek, zina etmemek, yalan şahitlik yapmamak, iftira etmemek, Nana babaya isyan etmemek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac ibadetini yerine getirmek,  Allah’ı teşbih etmek, iyiliğe yardımcı olmak, bozgunculuk yapmamak, kan dökmemek, devlet yöneticilerine itaat etmek, isyan çıkarmamak, toplumun değer ve ahlak kurallarını sağlamlaştırmak, tabiatı sevmek ve tabiatın dengelerini bozmamak, yeryüzünde adaleti  temin ederek barış ve huzuru sağlamak…” İşte tüm bu özellikleri taşıyan insan, iman ve ahlaki güzellikleri kendisinde taşıdığı için Allah katında en değerli mümindir. Aynın zamanda ilahi kudretin tecellisine mazhar olmuş kimsedir”.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV
banner157