banner153
03 Haziran 2020 Çarşamba

ADEMEY HAFIZ EFENDİ’NİN SİYASAL TERCİHİ NASILDI?

23 Mayıs 2020, 03:38
Bu makale 712 kez okundu
ADEMEY HAFIZ EFENDİ’NİN SİYASAL TERCİHİ NASILDI?
M.KEMAL ATİK
Değerli Okurlar! Uzun Yayla, Methiye anılarımı uzun bir süredir bu köşemde yazıyorum. Birkaç yazı ile konuyu bitirmek, tüm detaylarını da bir kitapçıkta neşretmeyi düşünüyorum. Bu günkü yazımda Methiye’li bir dostumun sorusuna cevap vermek istiyorum.
Soru şu: “Sizin Methiye’de kaldığınız dönemler DP nin iktidarına denk düşmekte. Hafız Efendi’nin siyasal tercihi nasıldı? Hükümet erki ile arası nasıldı? Bir önceki İnönü dönemi ile ilgili anılarını sizinle paylaşır mıydı? Ezanın Türkçeleştirilmesi, Köy enstitüleri ve Halkevleri gibi uygulamaları nasıl anlatırdı? Hafız Efendi vefat ettiğinde ben 13 yaşında idim. Benim hatırladığım Hafız Efendi; siyah fötr şapkalı, çok kısa bıyıklı, saçsız ve sakalsızdı. AP yi destekler ve Hürriyet Gazetesi okurdu. Sizin hayalinizde kalan Hafız Efendi nasıldı?
Efendim, Hafız Efendinin, bir keregünlük siyaseti hiçbir zaman bizim yanımızda ya da başka bir yerde konuştuğuna şahit olmadım. Giyim, kuşamı, görünüşü aynen sizin söylediğiniz gibiydi. Siyaset konusun da Hocaya sık sık mezheplerin ortaya çıkış nedenleri, Hz. Ömer’in, Hz. Ali’ni ve Hz. Osman’ın şehit ediliş nedenleri sorulurdu. Hatta bir keresinde Şarkışla’dan sırf bu konuları sormak üzere bir grup insan gelmişti. Hocamızın derslerde özellikle de kelam dersinde bu konular işlenirken söylediklerini burada özetlemek isterim:
“ İslam tarihinde siyaseti dine ve mabede sokanlar dinde ayrılığın, zorbalığın ve fitnenin yaygınlaşmasına, ayrılık ve fitne kıvılcımının yaygınlaşmasına sebep olmuşlardır. Müslümanların birçok fırka ve mezheplere bölünmeleri bundan sonra Yani dine siyasetin sokulmasıyla yaygınlaşmıştır. Büyük halifelerin şehit edilmeleri dinin siyasete, siyasetin dine ve mabede sokulmasının sonucudur.
Emeviler ve Abbasiler kendi siyasi ikballerini ve icraatlarını meşru göstermek için binlerce hadis uydurmuşlardır.Hafız Efendi hadisleri inkâr ediyor diye aleyhimde konuşuluyor, benişte böyle uydurulmuş hadislere karşıyım; yoksa Hz. Peygamber Efendimizin femimuhsininden sadır olan hadisi inkâr etmeye cesaret edebilir miyim? Allah’ın Müslümanlara hidayet kaynağı olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim’de siyasete asla yer verilmez. Ancak yöneticilere isyan etmeyi yasaklar. Eğer siyaseti dine sokarsanız din anlaşılır olmaktan çıkar, kargaşa yaşanır. Böyle bir ortamda hakkın ve doğrunun savunucuları susturulur. Görüyorsunuz işte, dört halifeden ikisi camide biri de Kur’an okurken şehit edilmiştir. İmam Azam siyasilere boyun eğmediği için zindana atılmış ve orada vefat etmiştir. Ne zaman ki din siyasete alet olmuş, camiler siyasete mekân olmuş işte o zaman Müslümanlar paramparça olmuşlardır. Halbu ki camiler herkese rahmet, merhamet ve bağışlanma ümidini veren kutsal mekânlardır. Buralarda iyilik, güzellik, kardeşlik anlatılır. Kin ve düşmanlığın Allah’a kul olmada en büyük engel olduğu anlatılır. Burada Müslümanlar saf saf olarak yüce Allaha yükselir ve sonunda bir huzur ortamı oluşur. Aksi halde yani siyaset dine egemen olursa din adına cemaat ve hiziplerin doğmasına sebep olur.Kur’an-ı Kerim bu durumun vahametini şöyle ifade ediyor:” Allah’a yönelerek o’na karşı saygılı olunuz, namaz kılınız; dinlerinde ayrılığa düşüp bölük bölük olan ve her bir grubun da kendi fikriyle / ideolojisiyle sevindiği müşriklerden olmayınız”(Rum, 32). Bir başka ayette: “ Ey Muhammed, grup grup olup dinlerini parçalayanlarla senin bir ilişkin olamaz, onların işi Allah’a kalmıştır, sonra yapmakta olduklarını onlara bildirecektir”(En’am, 159).
Hafız Efendi sık sık derslerde tekrarladığı şu hadislerin önemine işaret ederdi: “ Hz. Peygamber(a.v.) buyuruyor ki: “ Dininizin konuları içine giren hususları açıklamak bana aittir. Dünyaya ait konuları ise siz daha iyi bilirdiniz… Ben sadece bir insanım, dininize ait bir şeyi emredersem onu alın; eğer kendi görüşümle size bir şey emredersem, şüphesiz bir beşerim… ve siz dünyanıza ait işleri daha iyi bilirsiniz”( Bkz., Sahîhi Müslm, Sünen-i İbn Mace, Müsnedü Ahmed b. Hanbel, M. Ammara, İsl. Devleti, s.22,İst. 1991). (Devam Edecek)
 
 
 
 
 
 
 
Siyasi duruşunu bir olayla anlatmak isterim. Hafız Efendi önceleri köyde dini eğitim vermeyi istememiş. Sebebi de korkarmış, “beni hapsederler “dermiş.1960 İhtilalı olduğu gün sanırım Cuma idi. Ogün Hoca öğrencilere ikram etmek üzere koyun kesmişti. Biz de köyün önündeki çayırda köy oyunlarından oynuyorduk. Gözümüzle de sık sık evi gözlüyorduk, yemek hazır olursa bizi çağırırlarsa görelim diye. Saat sanırım ondu. Bir baktım Hafız Efendi Koşuların Mustafanın evine, yani bizim kaldığımız eve doğru, paltosunun bir ucu omzunda diğeri de yerde sürünerek yürüyordu. Hemen koşarak eve geldik. Hafız Efendi, evin ortasında elinde baston ile şaşkın bir şekilde ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette dönüyordu. Hamit Hocaya, hükümet düştü, ihtilal oldu, biz ne yapacağız, bizi hapse atarlar” dedi. İhtilal nedir, hükümet nedir, bilmiyordum. Bana sen Türksün, radyoyu dinle, haberlerde önemli bir şey olursa haber ver” dedi. Peki, efendim, dedim. Sonradan öğrendik ki, köyde eğitmen İsmet Efendi vardı. Hafız Efendinin komşusuydu. O, zaman zaman burada Arapça okutmakla suç işliyorsun, başın derde girer gibi sözler edermiş ve bundan dolayı da Hafız Efendi o zattan korkarmış. Tabi bu bir duyum, aslı var mı yok mu hala bilmiyorum. Hafız Efendi Hamit Hocayla oturup istişare etmişler ve talebeleri köyden göndermeye karar vermişler. Bir gün sonra Koşuların arabasıyla eğitimimize son verildiğini, köyden ayrılmamız gerektiğin söylediler. Çok üzülmüştük. Ne olduğunu anlayamadık. Köyden ayrılırken kendimin yarısını Methiyede bıraktığımı biliyordum. İşte hayat bu, dedim. Ayrılmayı istemeden ayrılmak, hem de ansızın gelen ayrılık. Hem öyle ki sevdiklerini de orada bırakarak ayrılmak. Hoşça kalın deme imkânı olmadan arabaya binmek, bindirilmek. İnsan ruhunun üç bölümü olduğu söylenir: İstekler/ arzular, irade ve akıl. Bu üçünü de Methiyede bıraktığıma inanıyordum. Nerden bilebilirdim ki, ihtilal denen neyse o olacak ve bizler ansızın erdem ocağından ayrılacağız. Ayrıca bana kendi istekleriyle eşlik eden genç ve yaşlı insanlara hoşça kalın, hakkınızı helal edin demeden ayrılmak hakkaniyete sığar mıydı? Bunları yaşamayan, bu cümlelerin sırrını nereden bilecek?

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV
banner157