banner153
29 Kasım 2020 Pazar

AĞAÇLANDIRMA ve ORMAN

30 Ekim 2020, 06:37
Bu makale 443 kez okundu
AĞAÇLANDIRMA ve ORMAN
KADİR DAYIOĞLU
Büyükşehir Belediyesi ve Orman idaresi, Erciyes’e çam dikerken, servis edilen haber ve fotoğrafı görünce, birkaç kez bu köşeye taşıdığım “Ağaçlandırma ve Orman” yazımı bir kez daha vermek istedim… Gerçi benimkisi; “Tereciye tere satmak olacak!” ama olsun…
 
Tam zamanı, tam mevsimi bu yazının… Zira, çeşitli kurum ve kuruluşlarca ağaçlandırma çalışmaları devam ediyor. Bunların öncülüğünü de başta Büyükşehir olmak üzere belediyelerimiz yapıyor. Bu konuya bir parantez açmak istedim.
 
Tabii, eski yazılarımdan yararlanarak… Bazı cümleler tekrar olacak. Olsun, “et tekraru ahsen velevkâne yüz seksen” yani “Yüz seksen kez de olsa tekrarda yarar var!” demiş eskiler.
 
Yanlış olmakla birlikte bu tür çalışmalar, zaman zaman “orman” sözcüğü ile anılmakta. Erbabından öğrendiğimize göre orman, insan eliyle değil, kendi kendine, doğal bir süreçte oluşurmuş; bu süreçlere insanın müdahale etmesi doğru değilmiş. İnsan sadece yok edermiş. Aynı zamanda “orman” faunası ile florası adı ile büyük bir ailenin adıymış.
 
Öyle bir habitat ki, biri diğerini besliyor. Biri diğerinin yaşam alanı. Ya da yok edicisi… Aslında insan da bu “habitatın” bir parçası; besin zincirinin tepesinde. Tabii, bu noktaya gelebilmek için de “epey mücadele” vermiş. Hatta kendi türünden çoklarını da imha bile etmiş.
 
Unutmayalım, ağaçlandırma, birincil derecede ziraatçıların, peyzajcıların işi olmayıp; işin odağında ormancıların olması gerekir, diye düşünüyorum.
 
Bu saptamadan sonra bir tavsiyede bulunacağım. Ülkemizde, “Bitki Sosyolojisinin” kurucusu merhum Prof. Dr. Hikmet Birand’ın, TÜBİTAK yayınları arasında çıkan “Alıç Ağacı İle Sohbetler” kitabını defalarca okudum. Her okuduğumda da yeni bir şey öğrendim. Yirminin üzerinde kitabı, hediye ettim dostlarıma.
 
Yine hocamızın, hacımca küçük ama muhtevaca çok yüklü, yine TÜBİTAK tarafından yayınlanan “Anadolu Manzaraları” isimli kitabını da zaman zaman okuyorum. Hatırat türünde bir yaklaşımla ele alına bu özgün yapıtları herkese ve özellikle belediyelerimizde ağaç işleri ile uğraşanlara, acizane, tavsiye ederim.
 
İsterseniz, “Anadolu Manzaraları” kitabından alıntılarla, Hocamıza kulak verelim: “Her memleketin kendine mahsus bir vejitasyonu, bir nebat örtüsü vardır. Bu nebat örtüsü, o memleketin yalnız cildi, derisi değil, aynı zamanda en büyük hayat ve enerji kaynağıdır. Çünkü her türlü hayat, organik maddelerden oluşur. Organik maddeleri de tabiatta sadece nebatlar ortaya çıkarır.”
 
Umarım bu bilimsel tespit, “cahil ve zalim” insanoğlunun yani bizlerin gözünü açar. Yine erbabından öğrendiğimize göre ormanlar dünyanın akciğeri; yok etmeye çalıştığımız sulak alanlar ise dünyanın böbrekleriymiş. Bu saptamayı da, “kuşlar mı iş verecek, kuşlar mı karnımız doyuracak!”   aymazlığı içerisinde, “sulak alanları” yok sayanlara ithaf etmek isterim.
 
Biliyorsunuz, vakti zamanında, Kayseri OSB eliyle, Hürmetçi sulak alanı yok edilmek istenirken, bu söz bu fakirin yüzüne söylenmişti; ““kuşlar mı iş verecek, kuşlar mı karnımız doyuracak!”
 
Bir de süt ve süt ürünleri ile ilgilenen bir sanayici; “Kadir Bey amma da uzattın Hürmetçi’yi. Orada dört camızdan başka ne var?”, demişti. Oysa, sanayicimiz, camızın sulak alanda yetiştiğinin orada bir canlı ortamın olduğunu bilmiyordu. Çok acı değil mi?
 
Tabii, epey bir tahribattan sonra genişleme durduruldu. Şimdi ise; aklı selim galip geldi ve geç de olsa burası “koruma alanı” ilan edildi. Benim gayretim sonunda, geçirilmesi düşünülen yoldan bile vazgeçildi. Yoksa, sazlığın kalbini deleceklerdi. Neymiş efendim, OSB ile Adana yolu kısa mesafeden bağlanmalıymış.
***
Biz yine Birant Hocamıza kulak vermeye devam edelim: “Bütün canlılar için en önemli besin maddelerinden bir olan ve her yerde bulunmayan azotu havadan alıp toprağa katan ve ham azotu durmadan değiştiren, yeşil bitkilerin faydalanabileceği bileşime çeviren” topraktaki “bakterilermiş”; “bütün orman cemaati, kurtlar, kuşlar, otlar, ağaçlar, dünyada canlı ne varsa hayatlarını” bunlara borçluymuşlar. Toprak sadece, “ormanın bir parçası, bir organı” imiş.
 
Sonuçta orman; toprağıyla, mikroorganizmalarıyla, hayvan ve bitki varlığı ile yani görünen görünmeyen milyarlarca canlısı ile bir aileymiş. Üstelik bunlar, birlikte yaşamak zorundalarmış. Yani hayat zincirinin bir halkası koptuğu anda ormanda, tüm canlı hayat yok olurmuş.
 
Sözgelimi, orman içindeki otları, çayırları, çimenleri, mantarları yok ettiğimiz de doğal olarak, zamanla, ağaçlar da ortadan kalkarmış. Bunun tersi de doğruymuş. Gerçi ormanla ilgisi yok ama tarım alanlarında anız yakmanın ne denli sakıncalı olduğunu hemen söyleyebiliriz. Zira, anızı yakmakla kalmıyoruz, topraktaki tüm canlı varlığı da yakıyoruz.
 
Hocamız, ormanları yok eden, “hiç önemsemediğimiz düzensiz ve başıboş meracılığa” da dikkat çekiyor. Ve şu saptamayı yapıyor: “...dünyada bugün üzerinde in cin bulunmayan çöllerin çoğu, sonradan, bilhassa başıboş meracılık yüzünden meydana gelmiştir.”

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV