banner153
05 Ağustos 2020 Çarşamba

AŞINMAKTA OLAN DEĞERLER ARASINDA GÜVEN-GÜVENSİZLİK KAVRAMLARININ YERİ

08 Ocak 2020, 08:26
Bu makale 422 kez okundu
AŞINMAKTA OLAN DEĞERLER ARASINDA GÜVEN-GÜVENSİZLİK KAVRAMLARININ YERİ
ABDULKADİR YUVALI
Bireysel ve toplumsal manada ihtiyaç duyduğumuz güven duygusu maalesef dünden-bugüne hızlı bir aşınma süreci yaşamaktadır. Millet olarak ortak kültürel değerlerimiz, kurum -kuruluşlarımız merkezli yaşamakta olduğumuz güvensizlik; dünü unutturma, bugünü anlamsız hale getirme ve haliyle de geleceği de ciddi manada tehdit etmektedir. Özgüveni konusunda sorun yaşayan birey, meslek hayatında başarılı, mutlu ve yarınlarından umutlu olması mümkün olabilir mi? Söz konusu güvensizlik duygusunu toplumsal manada düşünecek olursak, doğuracağı sonuçlardan bireyler olduğu nispette toplumlar ve haliyle ilgili kamu kurumları aynı manada sorumlu olmadıkları söylenebilir mi?
Şu hâlde bireysel manadaki güven meselesi, öncelikli olarak insanı, toplumu haliyle devlet yönetimiyle ilgili bütün kurum-kuruluşları yakından ilgilendirmektedir.  İnsanoğlunu hayata bağlayan en güçlü faktörlerden birisi hiç şüphesiz güven duygusu ve özellikle de bireylerin özgüvenleridir. Zira özgüvenin, bireysel manadaki kaybının insan hayatı üzerindeki olumsuzluklarını halkımızın tabiriyle yaşayan ölü tabiri en güz el şekilde ifade etmektedir. Öyleyse bireyin, mensubu bulunduğu topluma, vatandaşı olduğu devlete ve haliyle kurum-kuruluşlarına yönelik güvensizlik duygusunun güven duygusuna dönüştürülmesi konusunda herkesin herkese karşı sorumlu hatta görevli olduğu gerçeğini vurgulamak istiyorum.  Çünkü toplumsal manadaki güven ortamı, toplumların devamı için olmazsa olmaz konumunda olduğu unutulmamalıdır.
Tarihî devirlerden beri hemen her zeminde ve topumda yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı görev ve sorumlulukları olmuştur. Ancak söz konusu görev ve sorumlulukların yerine getirilmesi hususu zamana, zemine ve toplumlara göre farklılıklar göstermektedir. Yöneten-yönetilen ilişkilerinin düzenli olma hali toplumların mutlu, huzurlu ve güvenli olmalarıyla doğrudan ilgilidir. Zira bir toplumun hatta ülkenin yönetenleriyle yönetilenleri arasındaki güven kaybının yoksunluğa dönüşme halleri, toplumların felaketini hazırlayan sebeplerin başında gelmektedir. Nitekim toplumbilimcilere göre, güvensizlik ortamının aralıksız olarak devamı toplumların yakın ve hatta uzak geleceklerine dair muhtemel tehlikelerin işareti olarak kal görülmektedir.
Toplumsal manada iman ile güven arasında sıkı bir bağ mevcuttur. Çünkü iman, insanın kendisine, yaratıcısına ve başkalarına güvenmesini sağlar. Toplumsal manadaki güvene gelince, toplumu oluşturan bireylerin söylem ve eylemleri inançlarıyla çelişiyorsa, toplumsal manada güvenin kaybolmakta olduğunun işareti kabul edilmektedir. Bu görüşün zıddı olarak, birbirlerine karşılıklı olarak güvenen insanların oluşturduğu toplumlar her zemin ve zamanda mutlu ve güçlü olmuşlardır. Zira söz konusu toplumlar, çağdaş manada değerler üretebilirler ve toplumsal manada sürekliliği sağlayabilirler. Bu özelliği temsil edemeyen toplumlarda bireylerin ana meseleleri kişisel çıkarları merkezli olduğu için kişisel çıkarlarının ötesinde bir dünyalarının olamayacağı aşikâr değil mi?
Toplumsal manada güvenin sağlanması, artırılması konusunda siyasi işlev faktörü göz ardı edilmemelidir. Çünkü halkın demokrasiye olan bağlılığının artırılması aynı zamanda demokratik sistemin kalıcı olmasını sağlayacaktır. Zira Toplumsal manadaki güven ile demokrasilerin işlerliği, sağlamlığı arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Güven-güvensizlik konusunu ülkemiz merkezli ele alacak olursak, 2005-2008 yılları arasında 57 ülke arasında, toplumsal güven merkezli yapılmış olan bir anket sonucuna göre, toplumsal manada güvenin en düşük olduğu ikinci ülkenin Türkiye olması endişe vericidir. Çünkü biri birine güveni sarsılmış bireylerden oluşan bir ülkenin sağlam bir demokrasi inşa etmesi son derece güç değil mi?
İpsos Araştırma Şirketinin, 23 ülke merkezli olarak yaptırmış olduğu bir araştırmaya göre, ülkemizde bireylerin mesleklere olan güven sıralamasında sondan iki sıranın siyasetçiler ve din görevlilerinin yer alması düşündürücülüğün de ötesinde tehlikeli değil mi? Söz konuşu araştırmaya göre, meslekler ve güven oranlarını dikkatlerinize sunmak istiyorum.
1) Bilim insanları: %70,
2) Doktorlar:%61,
3) Öğretmenler: %59,
4) Polisler: %39, Askerler %35,
5) Hâkimler: %32,
6) Araştırmacılar: %31,
7) Sıradan insanlar: %26,
8) Avukatlar: %23,
9) Kamu Personeli: %23,
10) Bankacılar: %23,
11) İş İnsanları: %19
12 Reklamcılar: %17,
13) Gazeteciler: %15,
14) Tv. Haber Sunucular:%13,
15)Din Görevlileri:%12,
16) Politikacılar: %11.
Söz konusu Araştırma Şirketi tarafından ülkemiz merkezli alınmış sonuçlar bakıldığında, bireylerin ilgili kurumlara olan güven duygularının ciddi manada aşınmakta olduğu görülmektedir. Özellikle de toplumsal manada bütün bireyleri yakından ilgilendirmekte olan Din Görevlileri ve Politikacılarla ilgili güvenin aşınmış olması toplumsal manadaki güven duygusu merkezli bir sosyal hastalığın bünyemizi sarmakta olduğunun sinyali olarak görülmelidir. Sosyal hastalığın tedavisinde bireylerin kamu görevlileri ve onların şahsında kurumlara yönelik güven duygularının güçlendirilmesiyle ilgili olarak, herkesin herkese karşı sorumlu ve hepimizin de nesillerimize karşı borçlu olduğumuz gerçeği unutulmamalıdır diye düşünüyoruz. Saygılarımla.  ayuvali48@gmail.com 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV