banner153
11 Aralık 2019 Çarşamba

ATATÜRK, DIŞ POLİTİKA VE BAĞIMSIZLIK

13 Kasım 2019, 09:44
Bu makale 261 kez okundu
ATATÜRK, DIŞ POLİTİKA VE BAĞIMSIZLIK
ABDULKADİR YUVALI
20.asrın dâhisi Atatürk’ü, 81.yılında saygı, hürmet
Ve rahmetle anıyoruz. Ruhun şad olsun…
Atatürk dönemi Türk dış politikası tam bağımsızlık, millet egemenliği ve çağdaşlaşma temeli üzerine kurulmuştur. Atatürk, başka devletlerin iç işlerine karışmamaya, onları da Türkiye’nin iç işlerine hiçbir şekilde karıştırmamayı ilke edinmiştir. Büyük Atatürk, Osmanlı Devleti’nin, dağılma sürecinde yaşamış olduğu borçlandırma, fakirleştirme, etnik ve dinî ayrıştırma ve parçalama evrelerinin yeni Türk Devleti’nde de yaşanmaması konusunda gerekli her türlü önlemleri almıştır.
Atatürk dönemi dış politikası gerçekçi, amaç ve hedef tespiti, sorunlara öncelik sırasına göre çözümler üretme, diyaloga açık olma, güvenilirlik, dünü tanıma, günü ve yarını kavrama, maceradan uzak olma, kendi gücüne güvenme ve gerekiyorsa ittifaklara açık olma esaslarını ihtiva etmektedir.  Zira Atatürk döneminde; Türkiye Cumhuriyeti 1932’de Milletler Cemiyeti’ne girmiş, 1934’te Balkan Paktı, 1937’de Sadabat Paktının kurucusu olmuştur. Balkan ve Sadabat Paktlarının kuruluş gerekçeleri ve ilkeleri mercek altına konulduğunda Türk dış politikası yurtta sulh, cihanda sulh merkezli olduğu görülmektedir. Söz konusu dış politikanın barışçılığı pasif, hareketsiz olmayıp, ülke, bölge ve dünya barışı için akılcı, gerçekçi ve tedbirli olmayı gerektiriyordu. Zira O’nun dış politikası, Türk halkıyla birlikte dünyanın ezilen, hakları sömürülen bütün mazlum milletlerin bağımsızlığına yöneliktir.
Büyük Atatürk’ün dış politikasına Sadabat Paktı’nın ışığında bakacak olursak; bir yönüyle yeni Türk devletinin doğu ve güneydoğu yöresine yönelik sömürgeci politikaları zararsız hâle getirme, diğer yönüyle de Ortadoğu’nun yeni oluşumu üzerindeki sömürgeci hesaplarını boşa çıkartma ve kendi kaderlerini tayin edebilmelerine fırsat verilmesiyle doğrudan ilgilidir.  Ayrıca ülkemizle tarih, dil, din ve ortak kültürel değerleri paylaşmakta olan Türk dünyasına açılan yolun emniyet altına alınmasıyla da yakından ilgili olduğu görülmektedir.
Atatürk’ün öncülüğünde başlatılmış olan millî mücadelenin ilke ve hedefi Misâk-ı Milli olmuştur. Nitekim söz konusu Mısak-ı Milli kararları, Lozan Antlaşmasıyla sömürgeci devletlere kabul ettirilmiştir. Ancak 20.yüzyılın emperyalist gücü konumundaki İngilizler başta olmak üzere bazı batılı ülkeler, uğramış oldukları yenilgiden dolayı Mustafa Kemal ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı sinsi ve hain planlarını kendilerine mahsus yöntemlerle devam ettirmişlerdir. Nitekim Lozan’da sonuçlanmamış olan Musul ve Kerkük meselesi Türkiye ile İngiltere arasında ikili görüşme kaydıyla askıda bırakılmıştı. Ancak İngiltere, daha Musul, Kerkük meselesinin görüşülmesi sırasında bölgede çıkartılan aşiret ayaklanmalarına öncülük etmiştir. İngiltere, Musul meselesini araştıran komisyonun üyelerine, Anadolu’daki aşiret olaylarından hareketle; Türklerin henüz kendi topraklarında bile huzuru sağlayamadığını, dolayısıyla sınırları ötesindeki Musul ve Kerkük üzerindeki iddialarının sağlam temele dayanmadığı tezini ortaya atmıştır. Bu konuyla ilgili olarak ABD’nin İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Bristol 20 Şubat 1922 tarihli raporunda; Mezopotamya’nın ünlü petrol yatakları nedeniyle İngiltere’nin sessiz kalamayacağını belki savaş Türkler lehine de bitebilir. Türkler yetenekli komutanları vasıtasıyla bölgesel sorunları da çözebilirler, ama İngilizler Anadolu’daki aşiretlerle meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını ifade etmektedir. Batılı ülkelerin Anadolu’daki aşiretleri araç olarak kullanma politikalarını Musul’un Türkiye’den kopartılmasından sonra ve günümüzde de sürdürülmekte olduğu görülmektedir. Ancak 21.asırda söz konusu hain planı, bu defa ABD, BOP ile sürdürmektedir. Zira İngilizler daha o günlerde 300 km’lik bir petrol boru hattıyla günlük 1 milyon ton petrolü Basra Körfezi’ne akıtıyorlardı. Bu yüzden Türkiye’de güçlü bir ulusal devlet istemedikleri gibi Suriye, Irak ve Lübnan’da gelişen Arap milliyetçiliğini de önlemek istiyorlardı. Ortadoğu’daki çıkarlarının devamını bölgenin aşiret ve tarikat yapıları içinde yöre halkını kontrol altında tutmak istiyorlardı. Aynı politikanın Anadolu için dün ve günümüzde sömürgeci güçler nazarında değişmez olduğu tarihî bir gerçektir. Batılı ülkelerin tahrik, teşvik ve desteğiyle (1919-1930) yılları arasında, Anadolu’da çıkartılmış olan aşiret ve tarikat merkezli ayaklanmaların hamisi İngiltere iken, günümüzde PKK ve yandaşı terör örgütlerinin patronu ABD olduğu görülmektedir. Atatürk döneminde fiilen yaşanmış olan aşiret ve tarikat isyanları İngiltere merkezlidir. Söz konusu isyanlardan bazıları;
Ali Batı (1919), Koçgiri (1921), Nesturî (1924), Şeyh Sait (1925), Sason (1925), Ağrı (1926–1930), Koç uşağı (1926), Zeylan (1930), Dersim (1937), Biçar (1927), Tendürek (1929) ve Savur (1930) gibi isyanların perde arkasında İngiltere ve bazı   batılı ülkeler olmuştur. Zira Lozan’da alamadıklarını zamana yaymak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yumuşak böğrüne nasıl, hangi yoldan ve hangi vasıtalarla vuruş yaptıkları açıkça ortadadır. Daha sonraki süreçte birçokları özellikle 1950 sonrasında seyit, şerif ve şeyh kimliğiyle Anadolu’nun değişik bölgelerine yayılmışlardır. Bu kişilerden kimileri halkı, sözde dinî bakımdan bilgilendirme bahanesiyle, kimileri cehalet ve kimileri de dış tahrik hatta desteklerle Atatürk, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olma konusunda ortak bir paydada yoğunlaşmaktadırlar. (Devam edecek) Saygılarımla.  
 ayuvali48@gmail.com     

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV