banner153
banner159
05 Temmuz 2020 Pazar

ATATÜRK’Ü ANLAMA VE ANLATMA KONUSUNDAKİ GÖREVLERİMİZ

18 Mart 2020, 10:14
Bu makale 3599 kez okundu
ATATÜRK’Ü ANLAMA VE ANLATMA KONUSUNDAKİ GÖREVLERİMİZ
ABDULKADİR YUVALI
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, anlama ve anlatma konusunda başarılı olduğumuz söylenebilir mi? Öğretme ve öğrenme söz konusu olduğunda dar manada akla ilk olarak öğretmenler, bilim düşünce insanları ile öğrenciler gelmektedir. Aynı şekilde bu güzel ülkenin kurucusu, kuruluş sürecin yaşanmış olan sıkıntılar ile başarıya giden yolun mimarları, uygulanmış olan yol yöntemlerin de en geniş manada ve her türlü imkânlar kullanılmak suretiyle olması gerekenlerin azamisi ihmal edilmemeliydi. Bu yüzden, halkımızın hemen her kesimi Atatürk’ü anlama ve anlatma konusunda yeterli değil son derece eksik bilgilendirilmişler ve giderek de daha az, yetersiz ve hatta adam sende yönteminin geçerli olmadığı söylenebilir mi?
Atatürk, Osmanlı Devleti’nin birbiri ardınca kaybetmiş olduğu dört savaşın sonrasında, en yakın arkadaşlarının bile umudunu kaybettiği bir dönemde, Kuvvay-ı Milliye adıyla gönüllü birliklerin oluşturulması ve takiben düzenli orduya geçişi başarmış, halkına olan güvenini asla kaybetmemiştir. Nitekim Büyük Taarruz öncesi çıkartmış olduğu Tekâlif-i Milliye Kanunu ile Türk halkının evindeki zahiresi dâhil nesi varsa, bedeli savaş sonrasında ödemek üzere makbuz karşılığında teslim almıştır. Büyük Taarruz,26 Ağustos 1922 tarihinde büyük bir gizlilik içinde başlatılmış ve 30 Ağustos günü kazanılmış olan zaferi takiben her türlü yokluğa rağmen 9 Eylül tarihinde İngiliz ve itilaf devletlerinin desteğindeki işgalci Yunan kuvvetleri geldikleri gibi gitmişlerdir.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihlerdeki halkımızın ve yeni Türk devletinin 13 Milyon insanını 11 Milyonu kırsal kesimde oturuyordu. Mevcut 40 bin köyden 37 bininde okul yoktu. Her dört köyden üçünde camii yoktu. Ülkemiz genelinde on işçiden fazla işçi çalıştıran 280 işyerinin 250’si yabancıya aitti. Ülkemiz genelinde 467 civarında misyoner okulu vardı. Büyük Atatürk, Bursa Amerikan Kız kolejinde görevli iki rahibenin iki Türk kızını Hıristiyan olmaya zorlanması haberi üzerine TBMM’NİN 1928 yılında çıkartmış olduğu Tevhidi Tedrisat Kanunu yani eğitimin birleştirilmesi Kanunu merkezli olarak misyoner faaliyetlerini sürdüremeyecekleri için taslarını taraklarını toplayıp gitmişlerdir. Anılan dönemde erkek nüfusun %’7 si, kadın nüfusunun da sadece binde 4’ü okuma-yazma biliyordu. Ülkemizde sadece bir üniversite,4894 ilkokul,72 ortaokul ve 28 lise vardı. Bu bilgiler, alfabe değişikliğiyle bir gecede hafızamızı kaybettiğini sananlara ithaf olunur.
Atatürk, daha milli mücadele devam ettiği sırada, iki önemli konuda (Ankara’da Maarif Kurultayı İzmir’de de İktisat Kongresini toplamıştır. Her iki toplantıya dönemin büyük eğitimci ve iktisatçıları değil, Anadolu’daki tecrübeli eğitimci ve esnaf ve zanaat erbabı kimseler davet edilmişti. Cumhuriyetin 10.Yılında ülkemizin acil ihtiyacı konumundaki sanayi ürünleri için 35 fabrika kurulmuştu. Köylü milletin efendisi veciz sözü uyarınca ülkemizde kalkınma köyden başlatılmıştır. Zira köy çocuklarının ve halkımızın eğitimi için KÖY ÖĞRETMEN OKULLARI açılmak suretiyle KÖY ÖĞRETMENLERİ yetiştirilmiştir. Türk eğitim-öğretim sisteminin kalkınmaya kırsaldan başlayan Türkiye, gerçek manada MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİNİ kurmuştur. Bu cümleden olmak üzere hemen her bakımdan milli yani ülkemizin o günkü şartlarda ihtiyacını karşılayan ve gelecek için ümit vaat etmiş olan KÖY ENSTİTÜLERİ, komünizm suçlamasıyla kapatılmış olması eğitim-öğretim hayatımızda açısından ciddi manada bir kayıp olmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti, bir yandan dışarıya bağımlı olmama ilkesiyle başlatmış olduğu tarım ve sanayi alanındaki gerçek manada milli reformları hayata geçirdiği sırada, Lozan antlaşmasıyla ödemek zorunda olduğu Osmanlı Devleti’nin, batılı ülkelere olan 75 milyon altın liralık borcunu 1954 yılına kadar taksitler halinde ödemiştir.
Bugün gazetelerin ilk sayfalarındaki konulardan birisi de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren birbiri ardınca kurulmuş olan Şeker ve kâğıt fabrikalarını özelleştirilmeye bağlı olarak ülkemiz döviz darboğazına sürüklenmiştir. Nitekim Mersin limanına gelmiş olan ithal şekerler, kâğıt fabrikalarının özelleştirilme sonrasında işlevlerini kaybettikleri ve arsa olarak değerlendirildikleri için bugün ülkemizde kullanılmakta olan gazete kâğıtları dâhil ithalatçı duruma düşmüş olduğumuz acı bir dille gündeme taşınmıştır. Ayrıca Brezilya’dan ithal edilmiş olan 4 bin baş sığırın Şarbon hastalığı dolayısıyla Ankara-Gölbaşındaki bir çiftlikte karantinaya alınma olayı da düşündürücü değil mi? Oysa ki aynı Türkiye daha yakın tarihlere kadar kendi ürettiği gıda ürünleri kendi ihtiyacına kâfi gelen yedi ülkeden birisi iken, bugün sıradan birçok ürünlerin ithalatçısı olması bu konuda acilen cumhuriyetimizin kuruluş ayarlarına çağdaş manada dönülmesi gerektiğinin sinyalini vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, kendisinden sonra bu güzel ülkeyi yönetecek olan devlet ve hükümet adamlarıyla halkımıza şu dört altın öğüdünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Atatürk diyor ki,
1-Kürersel Güçlerin peşlerine takılmayınız.
2-Bölgenizdeki komşularınız olan ülkelerle, hemen her konuda (siyasî, askerî, ekonomik, 
Sosyal ve kültürel alanlarda) iş birliği içinde olunuz. Balkan ve Sadabaad Paktları misali.
3- Rusya ili e iyi geçininiz. Zira orada dili, dini, tarihi bir olan kardeşlerimiz bulunmaktadır.
4- Müslüman Arap kardeşlerimizin iç işlerine karışmayınız.
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk sonrası dış politikalarda kulağımıza küpe olması gerekenlerin ihmalinin bedelini ağır ödedik ve hala da ödemekteyiz.
Not; Bugün bir kitapevinde vitrinleri ve tezgâhları süsleyen-dolduran okul çantaları ile defterler (güzel yazı, resim, müzik vb. defterlerin kapaklarındaki renkli resimlerin hemen tamamının yabancı kahraman vb kimselere ait olması beni hayli düşündürdü. Eminim ki, sizler de bunlara şahit oluyorsunuz. Başta Sayın Milli Eğitim ve Kültür Bakanlarımız ve kendilerini İl, İlçe merkezlerimizde temsil etmekte olan yetkililerin bu konuyu gündemlerine almalarını bekliyoruz. İlk ve belki de Orta öğretimdeki çocuklarımızın sırtlarındaki çantaları ve içindeki defterlerinin kapak resimlerindeki yabancı kahramanlar, oyuncular vb. Yerine bizim dünyamızı temsil etmiş veya etmekte olanlar konamazlar mı?  İşyeri görevlisi, bunlar ithal ürünleri deyince bir daha üzüldüm. Bu güzel ülkenin güzel evlatlarının okul sıralarında kullanmakta oldukları araç-gereçleri de ithal ediyorsak, döviz darboğazından kurtulmanın çaresi cumhuriyetin kuruluş dönemlerinin çağdaş manada yeniden hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Saygılarımla. ayuvali48@gmail.com  

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV