banner153
24 Kasım 2020 Salı

AYASOFYA VE TÜRK AYDINI

27 Temmuz 2020, 08:06
Bu makale 1845 kez okundu
AYASOFYA VE TÜRK AYDINI
KEMALETTİN TEKİNSOY
Okumaya giden Türk çocuğu, istisnalar dışında evine, yurduna hep yabancılaşmış olarak döndü. Anasının, babasının, toplumunun yaşam tarzına, inançlarına genel manada kendi kültürüne bir yabancılaşmaydı bu. Belki de onun için “İmansız ve idealsiz nesiller türettik. Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye" diyor Cemil Meriç. Avcı, pususunu okumuşlar üzerinden kurdu bu ülkeye. Çünkü kara yığınlar olarak gördükleri kitleleri yönetmenin en iyi yolunun bu olduğunu düşünüyorlardı.
 
Tanzimat'la başladı yabancılaşma. Jön Türklerle ve İttihat ve Terakki ile devam etti. Abdullah Cevdet İttihat ve Terakki’ye katılıncaya kadar beş vakit namazında, sofu bir Askeri Tıbbiye öğrencisiydi. Kendini kaptırdığı batı hayranlığı macerası onu “Irkımızı ıslah etmek için Avrupa'dan damızlık erkek getirtelim" noktasına kadar götürmüştü.
 
               *****
Türk aydınının inandığı bir değer yoktu yada kalmamıştı. Zihnindeki kutsallar yıkılınca onun yerine yenilerini inşa edememiş, kendi çıkarları ve kariyeri hayatının tek gayesi haline gelmişti. Türk aydınının kafa yapısını en iyi açıklayan örnek, İttihat ve Terakki’nin üç liderinden birisi olan Cemal Paşadır.
 
Cemal Paşa Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin savaş halinde bulunduğu müttefik devletlerle bir barış anlaşması planı hazırladı. Rus Hariciye Nazırı Sazanov'un iddiasına göre Cemal Paşa, Osmanlı Devleti'nin Asya'daki toprakları üzerinde bağımsız bir Türk Devleti kuracak ve kendisi bu devletin Sultanı olacaktı. Boğazlar ve İstanbul Ruslara bırakılacak, Cemal Paşa ise müttefiklerin yardımı ile Osmanlı Devletini devirerek ülkenin yeniden inşası için müttefiklerden para yardımı alacaktı. Yayınlanan Rus belgelerine göre Rus hükümeti planı kabule razı oldu. Ancak Fransızlar kendilerine vaat edilen toprakları, Osmanlı İmparatorluğunun yerine kurulacak devlete veren bu planı reddettiler.
 
Savaş içerisinde düşmanla, kendi devletinden habersiz ve kendi menfaat ve kariyerini gözeten bir anlaşma yapabilen bir adamdır Cemal Paşa. Zihin dünyası ise “ Batıcı Türk Aydını” ifadesini anlamamıza yardım eder.
 
               *****
Ayasofya’nın yeniden Cami’ye dönüştürülmesi ile başlayan tartışmalarda bizim aydın(!) taifesi kendilerini tutamadılar ve gizlemeye çalıştıkları bu ülkenin inançları ile ilgili düşüncelerini bir bir açığa vurdular.
 
Piyanist Fazıl Say; "Bu nedir, intikam mı alıyoruz? Dünya mirası koruması, müze olarak kalması, felsefi olarak doğru olandı" diyor. Ayasofya'nın ibadete açılması ile ilgili karar için.
 
Ertuğrul Özkök; "Ayasofya’yı tekrar camiye dönüştürerek ne kazandık, 150 bin camimize bir cami daha mı eklemiş olduk?" diyor.
 
Yazar Elif Şafak, "Ayasofya'nın camiye çevrilmesi çok yanlış ve tamamen siyasi çıkarlar için verilmiş bir karar. Bu toprakların tarihine, insanlık mirasına ve farklı kültürlere saygısızlık. Kapıları herkese eşit şekilde açık bir müze olmalıydı bu değerli mekan" diyor.
 
Gazeteci Yavuz Baydar, "Geçmiş olsun Türkiye... 1934'te alınan müze kararının hunhar bir İslamcılık ve oy devşirme amaçlı bir popülizm uğruna lağvedilmesinin anlamı da çok açıktır. Türkiye bugünden itibaren fiilen, tekçi bir İslam cumhuriyetidir" ifadelerini kullanıyor.
 
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk da aldığı ödülün karşılığını vermek istercesine, "Ayasofya'yı yeniden camiye çevirmek, dünyanın geri kalanına 'artık seküler değiliz' demektir" yorumunda bulunuyor.
 
 
               *****
Hani “Fransız kalmak” diye bir deyim vardır ya. Türk aydınının durumu içinde bulunduğu toplum açısından aynen budur. Batı'nın yetiştirip büyüttüğü Türk aydını kendi toplumuna, kendi halkına bir Fransız kadar yabancıdır. Belki onun içindir ki, “Türk aydını dediğimiz kişi, batının manevi ajanıdır” demişti, Atilla İlhan.
 
Laiklik deyince İslam düşmanlığını anlar, kendi halkının inançlarından nefret eder, kadın-erkek eşitliği onun için kadına kolay ulaşma özgürlüğüdür, bundan asla taviz veremez.
 
Yüzünü batıya dönmekten anladıkları, batılı gibi giyinmek, batılı gibi eğlenmek ama asla ve asla batının bilim ve teknolojisi ile ilgilenmemek, ülkeyi batının iyi bir pazarı haline getirmektir.
 
Yüzünü batıya dönmek Türk aydını için, binlerce yıllık kendi medeniyetini, şiirini, felsefesini, müziğini hor görmek, yok saymak, yeni nesillere böyle bir medeniyetten söz etmemek, sürekli onu aşağılamaktır.
 
Tek parti dönemini demokrasinin altın çağı, onlarca partinin serbestçe seçimlere girdiği dönemi tek adam dönemi diye göstermek, bunu sürekli tekrarlayarak algı yaratmaktır.
 
Darbelere övgüler düzmek, 367 komedilerine gerekçeler uydurmak, hukukun üstünlüğü diye ortalarda dolaşmak, yargı sistemini, TSE (Tunceli-Sivas-Erzincan) mezhepçilerine teslim edip adalet nutukları atmak, birileri gelip bu düzeni değiştirmeye kalktığında kıyametleri koparmaktır.
 
Halkın inançlarının yönetime yansımasını en büyük felaket olarak görmek, halkın doğrudan seçtiği yöneticilere diktatör-saray rejimi bühtanları atmak, ülkenin en büyük gazetelerinde astronomik maaşlarla halk kitlelerine hakaretler yağdırmaktır onlara göre Türk aydını olmak.
 
Bütün bu "Aydın" yabancılaşmasına rağmen halkın yüzde 79.4’ü Ayasofya’nın müze olması kararını uygun bulmuyor ve camiye dönüştürülmesini destekliyor. İllüzyonlar, halka anlatılan masallar, batı’nın bu ülke üzerinde yaptığı operasyonlar artık ülke insanı tarafından reddediliyor.
 
               *****
Ve Ayasofya...
 
24 Temmuz Cuma günü orada olmak vardı. Tam Cuma vakti. Duaların müstecap olduğu, Herkesin orada olduğu o saatte. Kimisinin bedenen, kimisinin ruhaniyeti ile orada olduğu o anda. Nasibi olanlarla birlikte. Evliyalarla, Enbiyalarla, Şehitlerle birlikte. Şeyh Edebalilerle, Akşemseddinlerle, Ebu Eyyub-el Ensarilerle, Hz. Peygamber aşığı Abdülhamid Hanlarla, Abdülhakim Arvasilerle, Mehmed Zahid Kotkularla, bu millete Ayasofya'nın mahiyetini öğreten Necip Fazıllarla, Ezanı Muhammediyeyi aslına döndürmek için hayatını veren Adnan Mendereslerle, bu ülke için şahadet şerbeti içmiş nice yiğitler ve elbette ki İstanbul Fatihi Sultan Mehmet Hanla birlikte orada olmak vardı.
 
Benim maneviyatımı paylaşan milyonlarla birlikte fiilen olmasa bile manen oradaydım. Herkes oradaydı. Sadece nasipsizler dışında. Bütün dünyevi makam ve mevkilerden arınmış olarak herkes oradaydı. Allaha kul olmanın şerefine ermiş olan herkes, Ümmetin yüreğine atılmış olan o imzaya tanıklık etti. Dünyanın dört bir yanında bu ümmet için dua edenlerle birlikte. La İlahe İllallah, Muhammed Rasulullah nidaları göklere yükselirken tarih şahitlik etti yeniden dirilişe.
 
Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV