banner167
banner165
27 Ocak 2021 Çarşamba

Ben De Müridin Olayım “Piri Türkistan! Ey Hazreti Sultan!

30 Aralık 2020, 07:14
Bu makale 3392 kez okundu
Ben De Müridin Olayım “Piri Türkistan! Ey Hazreti Sultan!
M.KEMAL ATİK
Pîr-i Türkistan’ın huzurunda bayanın önderliğinde, ellerin aşkın aşkına açılması anında dilime dökülen cümleler şunlardı: Allah’ım şükürler olsun sana! İşte beklediğim an bu gündü! Yıllardır bir sofiden duymak istediğim sözü burada, binlerce kilometre uzaklıkta bir Türk mutasavvıfının ocağında Ulu Türkistan’da gördüm ve okudum: “ “Cehalet öyle bir tufandır ki Nuh tufanı onun yanında zayıf kalır”. Bu cümleyi görür görmez gözlerime inanamıyordum. Bu gördüğüm hayal mi, hakikat mi? Diye kendi kendime sordum; döndüm bir kere daha okudum. Sevinçle yazının karşısına, Kabrin ayakucuna dikildim ve sonra içimden gelen sesi dillendirdim : “ Ben de müridin olayım “Piri Türkistan! Ey Hazreti  Sultan!” dedim ve kabrinin önünde sonsuza kadar durmak istedim..Etrafımdaki insanlarda hiçbir değişiklik yok iken bendeki bu heyecan ve hayret nedendi? Çünkü “Sofuluğun anası bilgi düşmanlığıdır “ diyordu Karl Marx da, ondan. Sovyetler döneminde bu söz doğrulanmış ve atasözü haline gelmiş. Bu tespit, Komünizm rejimi döneminde yetmiş yıl okullarda okutulmuş ve insanların zihninde sofuluk bir din olarak gösterilerek İslam’la özdeşleştirilmiştir. Aklın ve bilimin ışığında ancak değişim sürecinin gerçekleşebileceğini, dünya ve ahiret mutluluğuna ancak akıl ve bilimin rehberliğinde ulaşılabileceğini, donmuş ve kalıplaşmış kuralların önüne ancak akıl ve bilimle geçilebileceğini söyleyen İslam Dini, sıradan bir yeniliğin bile normal şartlarda felaketten başka bir şey getirmeyeceğini, “ bilgi şeytanda da vardır”, diyerek bilgiye düşman kesilen ham sofuların elinde maalesef Müslümanlar zillet, meskenet, pejmürdelik, dağınıklık, kabalık, serttlik, şidde gibi geri kalmışlık halinden kurtulamamışlardır. İşte bu ahvali gözler önüne seren komünistler “dinin  afyon“olduğunu söyleyerek halkı inandırmışlar ve şöyle alkış almışlar: “ Yaşasın büyük öğretmenimiz, büyük liderimiz, insanlık idealı, ilmin güneşi, inancımızın ve fikriyatımızın sembolü, sevgili ve aziz yoldaşımız Stalin”.
Yüzyılları kapsayan zaman diliminde insanlığın zihnini sürekli diri tutan büyük sofi Ahmet Yesevi ise aklı, bilimi ve Vahyi zihninde ve hayatında sürekli diri tutmuştur ve öyle de yaşamıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             Çünkü onun tefekkür dünyası hiç kirlenmemiş ve yozlaşmamıştır. O, elde edilen bilgilere bir sofi elbisesi giydirmemiştir. Bir sofi olarak akıl ve vahyi birlikte yürüterek bir sonuca varmıştır. Çünkü o, derin, coşkun ve amaca ulaşmış bir mutasavvıftır. O Kuranın has bendesi, Peygamberin ve ehl-i Beytinin ezeli aşığıdır. Yeseviye göre bilgi ikiye ayrılır: İlahi Bilgi(İlm-iLedün), sırların bilgisi( ilmu’l-Esrar), gaybın bilgisi(ilmu’l-gayb). Bir de akılla, bilimle elde edilen bilgiler vardır. İnsan bu bilgileri ancak emek sarf ederek elde edebilir; hakikate de bu bilgilerle ulaşabilir. Kalplerin bir dine inanmakla sükunete kavuşacağını söyleyen Ahmet Yesevi, bu dinin de Rahman sıfatına sahip olan Allahın dini yani İslam olduğunu dile getirmiştir. O, insanın dünya ve ukbada ruhi özünü üç değerli erdemin oluşturduğuna inanır: iman, umut ve aşk. Yesevi, umutu, insan yaşamını belirli şartların yerine getirilmesi halinde bütün arzuların karşılanabileceği bir yolculuk olarak görür. Kabuktaki ayrılıklar ne olursa olsun, amaç her zaman aynı; Ruh ile rabıtanın yeniden elde edilmesi için gereken Rahmet’e aşkla vasıl olunacağına inanır:
Zâhit olma, âbit olma âşık ol
Aşksızların hem dini yok hem iman.
Bilindiği üzere Dinde birbirini tamamlayan iki unsur vardır: Akıl ve Vahiy. Müslümanlar bu iki unsurun uygulamalarını saptırılmaları sonucunda zamanla dinin akla aykırılığı daha çok öne çıkınca dinin özgün doğası hakkında ki görüşlerinden vazgeçilmiş; insanlar boş inançlı tutkularla mücadelede varlık gösterememiş, gönül yüceliği, özgürlük sevgisi ve bir insanı büyüten erdemin akıl ve bilim olduğu unutulmuş sonunda Müslümanlar zihnenlerini zillete ve asılsız şeylere boyun eğmeden kurtaramamıştır. Halbu ki insan kendini koruyacak kadar bu erdemlerden pay aldığı ölçüde erdemli yaşayacak, din ve dünyasını mamur edecektir.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV