banner153
13 Aralık 2019 Cuma

BİR AYDIN PROFİLİ

17 Haziran 2019, 10:04
Bu makale 365 kez okundu
BİR AYDIN PROFİLİ
KEMALETTİN TEKİNSOY
Halkların Demokrasi Partisi (HDP) nin eş genel başkanı Sezai Temelli. Kendisi 1963 İstanbul doğumlu. Daha önce İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapıyormuş. Kürt Partisinin eş Genel Başkanı ama Türk kökenli. Ayrıca çoğu kimsenin bilmediği bir aile bağlantısı ise Türkiye Cumhuriyetinin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ablası Seniha Temelli'nin torunu olması.
Şimdi durduk yere bu zatı muhterem gündemimize nereden girdi? O'nu bu yazının konusu yapan, ne malum partinin eş Genel Başkanı olması, ne de İsmet İnönü'nün akrabası olması. Satırlarımıza taşımamızın nedeni batı kültürü ile yetişmiş bir Türk aydını profilinin zamanla kendi toplumuna, kendi kültürüne ne kadar yabancılaşabileceğinin irdelenmesi.
Malum konuşmasında ne diyor Sezai bey? "Bu gün Türkiye'nin en bereketli toprakları burası. Buralar vaat edilmiş topraklar. Musa bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler bu toprakları da kuruttular." İşte aynen böyle dedi 31 mart yerel seçimleri öncesi Kızıltepe mitinginde.
***
Vaat edilmiş topraklar, orijinal ifadesi ile Arz-ı Mevud. Museviliğe göre Yehova tarafından İsrail Oğulları'na vadedilmiş bölge. Yahudilik inancına göre Hz. Musa'nın Filistin'e girene kadar dolaşmış olduğu topraklar. Sınırlarının Nil nehrinden Fırat nehrine kadar olan geniş bölgeyi kapsaması ve İsrail'in, kurulduğu 1948 senesinden beri bu topraklarla ilgili stratejik girişimlerde bulunması nedeni ile daha da güncel hale gelmiş durumda.
Tabii bizim buradaki konumuz vadedilmiş topraklarla ilgili bir analiz yapmak değil. HDP eş genel başkanının konuşmasındaki mesajları okumak. Kendisi Yahudi olmayan, Türk asıllı olduğunu bildiğimiz bir parti başkanı neden Yahudi emellerini dile getirecek tarzda söylemlerde bulunur? Esas önemlisi kendi soyundan geldiği kendi milletini "bu toprakları kurutmakla suçlamak" ne manaya geliyor?
Genelde İslam medeniyetine, özelde ise biz Türklere batılı oryantalistlerin bakış açısıdır bu. Modenite dediğimiz yeni dünya tasavvuru ve siyasi düzen, İslam ve batı toplumları için farklı sonuçlar doğurmuştur. Modernite, Batı için geleneksel inanç ve kurumların terk edilmesini ve Avrupa merkezli bir küresel düzenin kurulmasını işaret ederken, Batılı olmayan toplumlar için sistemin dışına itilme, marjinalleştirilme, işgal ve sömürgecilik sonuçlarını doğurmuştur.
***
18. yüzyılın ortalarında ivme kazanıp günümüze kadar devam eden "Batının yükselişi", batılı olmayan toplumlar için, sömürgecilik, çatışma, direniş, asimile olma gibi farklı ilişkilerin yaşandığı bir süreci ifade etmiştir. 1850 li yıllardan itibaren İslam dünyasında yaşayan sıradan insanlar için Avrupa ve modernite, Avrupalı ve Amerikalı askerlerin Müslüman topraklarını işgal etmesini temsil ediyordu. 20. yüzyıla geldiğimizde Afrika'dan Balkanlara, Kafkaslardan Asya'ya uzanan İslam coğrafyasının takriben yüzde sekseni, Avrupalı devletlerin ve Rusya'nın fiili işgali altında bulunuyordu. Coğrafi ve siyasi işgalleri kısa sürede kültür işgalleri izledi.
İslam topraklarındaki Batı işgalleri tarih boyunca süren niteliklerinden farklı bir boyut kazandı bu dönemde. Avrupa sömürgeciliği, tarih boyunca gördüğümüz savaş yahut işgallerden farklı bir görünüm arzetti. Medenileştirme misyonu ile hareket eden Avrupalılar, başka toplumları sömürmenin ve kendilerine benzetmenin (a-similasyon) "Beyaz adamın yükü" olduğuna inanmışlardı. Bu tarihi misyon, evrensel bir düzenin kurulması için zorunlu görülüyordu.
***
Hakim bir medeniyet olarak Avrupa'nın, dünyanın geri kalan toplumlarından görece üstünlüğü, bu dönemin pek çok Müslüman aydını arasında açıkça kabul edilmişti. Aşırı görüşleriyle tanınan Abdullah Cevdet, "Bir ikinci medeniyet yoktur, medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ile dikeni ile kabul etmek zorundayız" diyordu. Avrupa medeniyetinin emperyalist olmasını ahlaki ve son tahlilde arızi bir sorun olarak gören elitler, modernleşmek için de Avrupa'ya benzemek gerektiğine aynı kesinlikle inanmışlardı.
20. yüzyıldaki batıya karşı verilen pek çok bağımsızlık savaşının ardından Batılılaşmanın bir resmi devlet politikası haline gelmesi, 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren modernite projesinin sorgulanmaya başlanmasına sebep olacaktır. Batıcı aydınların "ya batılılaşırız ya da helak oluruz" yaklaşımı Müslüman halklar arasında pek bir karşılık bulmamış, tersine hem işgalci Batı güçlerine hem de bu aydınlara karşı sert tepkilerin doğmasına sebep olmuştur.
***
Velhasıl, HDP Genel Başkanı'nın ifade ettiği ve kamuoyunda büyük tepkilere sebep olan hususlar kendine ait görüşler değildir. Genelde İslam medeniyetini, özelde biz Türkleri irrasyonel, şiddet yanlısı ve gayri medeni bir imaj haline getirmek Leibniz'den Herder'e, Montesquieu'dan Hegel'e kadar Avrupalı birçok filozof'un baş vurduğu bir yoldur. Onlar baktıkları açıdan Osmanlı Devleti'nin askeri, siyasi ve ekonomik başarılarını, negatif gerekçelerle izah etme eğilimindedirler. Onlara göre Osmanlılar, akıllı veya medeni oldukları için değil, fanatizme, hayvani duygulara ve doğu despotizmine mahkum oldukları için bu başarıları elde etmişlerdir.
Johann Gottfried Herder (Alman filozof, dinbilimci, şair ve edebiyatçı, 1744-1803)'e göre Türkler, "Üç yüzyıldan fazla bir süredir Avrupa'da bulunmalarına karşın, hala Avrupa'ya yabancıdırlar. Kendisine ve dünyaya yük olmaya başlayan bin yıllık Doğu Roma'ya son verdiler, bilmeden ve istemeden sanatkarları Avrupa'ya sürdüler, Avrupa'nın en güzel ülkelerini çölleştirdiler. Bir zamanların akıllı Yunan halkını sadakatsiz ve aşağılık barbarlar durumuna soktular." Bu tarihi değerlendirmeden sonra Herder ekler, "Binlerce yıldan beri hala Asyalı barbarlar olmak isteyen bu yabancıların Avrupa'da ne işi var?"
***
Evet bir aydın prototipi olarak Sezai Temelli konumuz ve görüldüğü gibi gerek Avrupalı filozofların gerekse içimizdeki batılıların söylediğinden farklı bir şey söylemiyor. Gezegenimizi batılı düşünürlerin gözünden gören, kendi toplumlarını, adetlerini, inançlarını, kıyafetlerini, kısacası topyekün kendi medeniyetini aşağılayan Türk aydınının(!) da tek örneği değil kendisi.
Tabii yaşasaydı merhum İsmet İnönü ne düşünürdü bu konuda, yerleştirmek istediği batı medeniyeti ve bizzat kız kardeşinin torunu olmasından dolayı yeğeni mesabesindeki Sayın Genel Başkanın temsil ettiği fikirlerden mutlu olurmuydu bunu sorma imkanımız yok. Ama bu günkü CHP yönetiminin HDP Genel Başkanının dünya görüşüne çok uzak olmadığını biliyoruz. Umarız ki ana muhalefet partisinin geniş tabanı bu düşüncelerle arasına mesafe koyabilsin.
Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV