banner153
10 Ağustos 2020 Pazartesi

BÜROKRASİ

13 Temmuz 2020, 06:21
Bu makale 748 kez okundu
BÜROKRASİ
KEMALETTİN TEKİNSOY
Dünyaca tanınmış ekonomistlerden Daron Acemoğlu, satış rekorları kıran “Ulusların Düşüşü” isimli kitabında, dünya tarihi ve tarih boyunca var olmuş devletlerin ekonomilerini inceleyerek şu sonuca varır. Devletler, kurumlarının kişisel girişimciliğe izin verdiği ölçüde ekonomik olarak gelişirler ve girişimciliğin önünü tıkadığı ölçüde de gerileyerek çöküşe doğru sürüklenirler. Yani bir ülkedeki kurumlar rekabete ve girişimciliğe izin verdiği müddetçe o ülkenin kalkınması, aksi taktirde çökmesi kaçınılmazdır. Bu tezini Afrika'dan Çin’e, Uzak Doğudan, Kuzey ve Güney Amerika'ya kadar onlarca devleti inceleyip analiz ederek ispat eder.
*****
Bu açıdan değerlendirdiğimizde ülkemizde serbest rekabetin ve girişimciliğin önünü tıkayan en önemli unsurun bürokrasi olduğunu görürüz. Siyasiler sık sık yatırımların ve girişimcilerin önünü açmak için bürokrasiyi azaltmaktan söz etseler de, yapı ruhsatı veya işletme ruhsatı almak için işlem basamağını azaltma girişiminde bulunsalar da işin künhüne vakıf olmadıklarından bürokrasi maalesef ekonominin ve işleyişin önündeki en büyük engel olma özelliğini sürdürmeye devam edip gidiyor.
*****
Öncelikli olarak Türkiye Cumhuriyeti asker ve sivil bürokratlar tarafından kurulduğundan dolayı, ilk kuruluşundan itibaren yönetimde atanmış memurlar söz sahibi olmuştur. Seçilmişlerin gelip geçici olduğu anlayışı  zihinlere yerleştirilmiştir. Her ne kadar devlet kurumlarının başındaki bakanlar siyasi olarak o mevkilerde otursa da, en nihayetinde aşağıdaki bürokrat ordusunu ikna etmeden iş yapması imkansız bir sistem inşa edilmiştir. Zaman içerisinde sistemle ilgili büyük reformlar yapılmaya girişilmişse de bürokratik devletin demokratik devlete dönüştürülmesi mümkün olmamıştır.
*****
Uzun yıllar yerel yönetimlerde daha sonra da merkezi yönetimde görev yapmış, 37 yıllık görev süresinin 25 yılını üst düzey yönetici olarak geçirmiş birisi olarak şunu söyleyebilirim ki, Türk bürokrasisi iş yapmak değil, iş yapmamak üzerine programlanmıştır. Belediyelerde durum biraz daha farklı olmakla birlikte Ankara bürokrasisi ve İl Müdürlükleri tamamen iş yapmama üzerine ihtisaslaşmıştır. Çünkü sistem iş yapanı sorgularken, yargılarken, iş yapmayanla ilgili hiç bir yaptırım gerçekleştirmez. Gerek merkezde gerekse taşra teşkilatlarında yapılan teftişlerde atılan her imzanın, yapılan her ödemenin hesabını soran sistem, işten kaytaran, vatandaşı ve iş sahiplerini zora koşan, işlerini yapmamak üzere her engeli çıkartan memura hiç bir yaptırım getirmez. İş güvencesine sahip memur için, vatandaşın işinin görülüp görülmediği, yatırımların önünün açılıp veya tıkandığı umurunda değildir. İş başındaki iktidarın halk nezdinde başarılı olup olmadığının da onun için bir önemi yoktur.
*****
Ankara bürokrasisinde görev yapan bakanın hemen altındaki müsteşar, müsteşar yardımcısı, (şimdi artık bakan yardımcısı), genel müdür konumundaki üst düzey yöneticilerin de vatandaş, iş sahipleri ve yatırımcıların işlerinin görülmesinden çok daha önem verdikleri husus, tek tabuları olan kendi koltuklarını korumaktır. Bunu sağlamak çok iş yapmaktan değil, mümkün olduğu kadar az iş yapmaktan, az imza atmaktan ve az sorumluluk almaktan geçer. Çünkü bürokrat bilir ki, ne kadar az sorumluluk alırsa o kadar az yıpranacak ve dolayısıyla o kadar çok o görevde kalacaktır. İşte bu yanlış kurulmuş sistem iş sahiplerinin, girişimciliğin ve ülke kalkınmasının önündeki en büyük engeldir. Bürokrasiyi azaltma veya tamamen ortadan kaldırma azmindeki iktidarlar öncelikli olarak bu anlayışı değiştirmek zorundadırlar.
*****
Bizdeki bürokrasinin başlıca sebeplerinden birisi de anlamsız ve bir o kadar da mantıksız idari yapılanmadır. Bakanlık taşra teşkilatlarının illerdeki en üst amiri Validir. Gel gör ki Çevre ve Şehircilik İl Müdüründen Tapu Kadastro İl Müdürüne, Karayolları  Bölge Müdüründen,  Devlet Su İşleri Bölge Müdürüne kadar tüm İl ve Bölge Müdürlerinin atama ve özlük yetkileri kendi bakanlığına yani Ankara'ya aittir. Şehrin en büyük mülki amiri olan İl Valisi, özlük ve atama yetkisi kendi elinde olmayan il müdürleri ile çalışmak zorundadır. Ve bir amir düşünün ki atama ve özlük hakları elinde olmayan müdürlere iş yaptırmak zorundadır.
*****
Belediyelerde durum biraz daha farklıdır ve belediye başkanının yöneticilik yetenekleri ön plana çıkar. Vatandaşın memnuniyet ve şikayetleri daha hızlı bir şekilde üst makamlara ulaşabilir ve çözüm odaklı bir belediye başkanı var ise bürokratik tıkanıklılıkları veya eşitsizlikleri anında çözüme kavuşturabilir.
*****
Sorumluluk sahibi ve vatanını seven bir yöneticinin, (ister bakan, ister genel müdür, isterse belediye başkanı olsun) kendi kurumu ile ilgili işi olan herkesin ama herkesin, ayrım yapmaksızın işini çözmeye, önündeki engelleri kaldırmaya odaklanması birinci vazifesi olmalıdır. Ama sadece kendisinin bunu yapması yetmez. Başında bulunduğu kurumdaki tüm görevlilerin de böyle yaptığını kontrol etmeli ve her iş sahibine adil bir şekilde ve eşit davranılmasını sağlamalıdır. Bunun bir tek yolu vardır. Aşağı kademelerde işine engel çıkartılan vatandaşın, yatırımcı veya iş sahibinin, yukarı doğru işinin savsaklandığını anlatabilmesi için üst mercilere ulaşabilmesi gerekir.
Üst makamlardaki yönetici, vatandaşın kendisine ulaşabileceği bir yönetim tarzı geliştirmediği müddetçe aşağıdaki memur keyfi davranmaya devam eder. Ama eğer işini savsakladığı, yapmadığı, iş sahibine zorluk çıkardığının üst makamlara ulaştırılacağını ve bunun cezasını çekeceğini bilirse asla işini savsaklayamaz, gayrimeşru yollara başvuramaz. İşte bunun için bir kurumun en üst yöneticisinin, sade vatandaş ve iş sahipleri için mutlak ulaşılabilir olması gerekir.
*****
Bürokrasinin ortadan kaldırılmasının en önemli aşamalarından birisi de ülkeyi yönetenlerin, iş yapanın değil, yapmayanın cezalandırılacağı bir sistem geliştirmeleridir. Ömür boyu iş garantisi olan bürokrat ile bürokrasinin azaltılması söz konusu olamaz. Başarı ve beceriye göre ücret belirlenen sözleşmeli personel sisteminin yaygınlaştırılması gerekir.
Ülkemizdeki bürokrasinin girişimciliği engelleyici ana unsurlarından birisi de adam kayırma ve güce karşı koyamama hastalığıdır. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hukuk ve devlet yönetimi karşısında eşitse de güçlü ve nüfuzlu kişilerin önünde devlet kapılarının sonuna kadar açıldığı hepimizin bildiği bir gerçektir. Öyleyse adil bir idarecinin yapması gereken şeylerden en önemlisi, hangi sosyal statüden veya siyasi görüşten olursa olsun tüm girişimcilere eşit muamele yapılmasını sağlamaktır.
*****
20 yıla yaklaşan AK Parti hükümetinin başarısız olduğu iki-üç konudan birisi eğitim sistemindeki çarpıklıkları düzeltememesi ise diğeri bürokrasinin vatandaşı ezmeye devam etmesidir. Sokağınızda belediyenin yaptığı bordür-kilit parke tamirinden sonra artan kilit parke, kum gibi malzemeler bir ay boyunca kaldırılmıyor, siz sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak ilçe belediyesindeki yetkiliye ulaşıyor, durumu anlatıyor ve artan malzemelerin kaldırılmasını istiyorsanız ve bunun karşılığında adı geçen yetkili size akıl verip bir de telefonu yüzünüze kapatıyorsa, o ilçe belediye başkanı ne kadar kendisini insanlara sevdirmek için çırpınırsa çırpınsın çabaları boşunadır.
Hükümet, tarım ürünlerinin fiyatlarının artmasına karşı tedbir olarak üretimi artırmak için bütçeye ödenek koyup, tarımı teşvik için çok düşük faizli kredi ile üretimi artırıp, vatandaşa ucuz tarım ürünü sunmak için çabalarken, İlçe Tarım Müdürlüğündeki Ziraat Mühendisi kapısını çalan yatırımcıya ne türlü engel çıkartırım, hayatından bezdirir, bu işe girdiğine gireceğine pişman ederim tavrındaysa, işte o şahıs ülkenin kalkınmasının önündeki en büyük engeldir. Birilerinin o şahıslara dışarıda Ziraat Mühendisleri 3.000 liraya iş bulamazken, devletin kendisine 6.000 lira maaş verdiğini, ayrıca bir koltuk, bir masa ve bir makam tahsis ettiğini, bunun karşılığında vatandaşı kapıda karşılayıp işini çözmesinin boynunun borcu olduğunu hatırlatmalıdır.
*****
Eskiden bizim kültürümüzde, "Tebdil-i Kıyafet" diye bir şey vardı. Bunu eski zamanlarda Padişahlar, yakın zamanlarda da Erzincan'ın idealist Valisi Recep Yazıcıoğlu uygulardı. Madem ki AK Parti iktidarı 20 yılda eğitim sistemi ile nesillere, topluma karşı sorumluluklarını öğretemedi, o halde bunları cezai uygulamalarla yaptırmanın yollarını bulmalı. İdareci konumunda bulunanlar çevresinde oluşan halkadakilerin sözlerini bir tarafa bırakıp, zaman zaman sade vatandaş gibi işleyişi kontrol etmeli. Böylece çevresindekilerin ne kadar kendisini yanıltıp yanıltmadığını görme imkanı da bulabilirler. Aksi taktirde, bürokratik yapı insanları canından bezdirmeye, yatırımların önünü kesmeye ve ülkenin önündeki en büyük engel olmaya devam eder.
Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.
 
 
 
 
 
 
 
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV