banner87
22 Temmuz 2019 Pazartesi

BÜYÜK ATATÜRK’Ü TANIMA VE TANITMA

10 Temmuz 2019, 10:02
Bu makale 106 kez okundu
BÜYÜK ATATÜRK’Ü TANIMA VE TANITMA
ABDULKADİR YUVALI
Osmanlı Devleti, birinci dünya savaşı sonrasında fiilen parçalanmıştı. Uzak-yakın hemen herkesin umudunu kaybetmiş olduğu bir dönemde, Anadolu’ya geçme fırsatını bulmuş olan Mustafa Kemal Paşa kısa zamanda kurtuluşun umut ateşini yakmıştır. Böylece Samsun’da doğmuş olan kurtuluş umudu, tez zamanda bir güneş misali bütün Anadolu’yu önce aydınlatacak, takiben Türk milletinin ihtiyacı olan güven duygusu yeşerecek ve bütün yurdu kaplayacaktır. Zira Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın silah arkadaşlarının bile umutsuzluğa kapılmışlardı. Bu umutsuzluğun sebepleri arasında; birbirini takip eden savaşlar zinciri (Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları) dolayısıyla ordumuz terhis edilmiş ve haliyle de dağılmıştı. Savaş için gerekli silah, para ve askerler nereden ve nasıl temin edilecekti. İnsanlık tarihinde zaman zaman tarih sahnesine çıkmış olan dahi insanlardan birisi bu defa Anadolu’da, Türk Milletinin bittiği, tükendiği sanıldığı bir sırada 20.ASRIN DAHİ İNSANI Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Anadolu’da bir Güneş misali doğmuştur.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK öncelikli olarak, işgal altındaki vatan topraklarını Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin almış olduğu Mısak-ı Milli kararı merkezli bir hareketi başlatmıştır. Bu milli yemine ğöre, İtilaf devletleriyle yapılmış olan Mondros Mütarekesi imzalandığı tarihte düşman işgali altında olmayan toprakların kurtarılması yönündeki milli yeminle alınmış olan kararları hayata geçirme mücadelesini başlatmıştır.
Atatürk sadece askerî başarılara imza atmakla kalmamış,15 yıl içinde ülkesini çağın itibarlı, güçlü ve geleceğe güvenle bakabilen yeni bir Türk devletinin kurucusu olarak insanlık tarihine geçmiştir. ATATÜRK, bütün bu özellik ve güzellikleri yanında, kendisinden sonra bu ülkeyi yönetecek olan devlet adamlarına altın niteliğinde bir vasiyet bırakmıştır. Bunlar arasında;
1)Küresel Güçlerin Peşlerine Takılmayın,
2) Rusya ile İyi Geçinin. Zira orada tarihi, kültürü ve dini bizimle aynı o
Kardeşlerimiz yaşamaktadır.
3) Müslüman Arap Kardeşlerinizin İç İşlerine Karışmayın, (Suriye, Libya
Vb. ülkeler)
4) Komşularınızla (Siyasî, Askerî, Ekonomik ve Kültürel) İş Birlikleri kurunuz.
Yakın tarihimize en genel çizgilerle baktığımız zaman söz konusu vasiyetin rafa mı kaldırıldığı yoksa hayata mı geçirildiği hususunu siz okuyucularımın takdirlerine bırakıyorum.
Osmanlı Devleti, çok milliyetli, çok dinli ve çok kültürlü bir özelliğe sahipti. XX. Yüzyıl başlarında, asrın küresel güçleri, kendi aralarında başlatmış oldukları bu savaşa Osmanlı’yı da adeta zorla sürüklemişlerdi. Zira batı dünyasının elindeki kozların her birisi Osmanlı devletininin bölünmesi, parçalanması ve siyasi hayatının son bulması için yeterli görünüyordu. Nitekim küresel güçler, işgale önce Osmanlı Devleti’nin Müslüman olmayan halklarının yaşadıkları yöreler merkezli, takiben de halkı Müslüman olan yörelere yönelik politikalar ürettiler, bu ayrıştırma sürecinde; etnisite, ekonomi ve sosyo-kültürel bazı faktörler, söz konusu dağılma hadisesini hızlandırmıştır.
Osmanlı devleti, dağılmayı önleyebilme düşüncesiyle, bu süreçte birbiri ardınca Osmanlıcılık, İslamcılık ve nihayet Türkçülük politikalarına gündemine almış olmasına rağmen, sonucu değiştirememiştir. Nitekim 20.Yüzyıl başlarında eski dünyadaki hadiselere sınırlı ölçüde katılmış olan ABD Başkanı Wilson, savaş sonunda ilan etmiş olduğu 14 maddelik beyannamenin 12.maddesi doğrudan Osmanlı Devleti’yle ilgilidir. Söz konusu 12.maddeye göre; Dağılan Osmanlı toprakları üzerinde hangi halk nerede çoğunlukta ise, orada devletini kuracaklardır. İşte bu madde özellikle de Anadolu’da adeta yeni bir iç savaşın işaret fişeği olmuş, Ermeni isyanları vb. unsurların Anadolu’daki işgalci küresel güçlerin uzaktan kumandası veya doğrudan yapmış oldukları katliamların hedefinde ise, Osmanlı Devleti’nin kurucu ve aslî unsuru TÜRKLER olmuştur.
Türk Milleti’nin bu süreçte yaşamış olduğu hadiselerin bizzat görgü tanığı, hatta kurmay subay olarak başta Çanakkale olmak üzere değişik cephelerde fiilen yaşamış olan Gazi Mustafa Kemal’in öncülüğünde topyekûn bir mücadele başlatılmıştır Osmanlı Devleti’nin daha önce birbiri ardınca gündeme taşımış olduğu Osmanlıcılık ve İslamcılık politikaları sonucu değiştirmemiştir. Atatürk’ün öncülüğünde başlatılmış olan milli mücadele TÜRKÇÜLÜK temelinde gelişme göstermiştir. Zira Osmanlı Devleti’nin kurucu unsuru Türkler için vatan müdafaası kaçınılmaz hale gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin yönetiminde yüzlerce yıl tarihlerinin en huzurlu, güvenli hayat yaşamış olan Türk olmayan bazı yerel unsurlar şimdi ya doğrudan veya olaylı yoldan isyancı konumunda olmuşlardır. Şu hâlde her türlü yokluğun günlük hayatın parçası halinde olduğu bir dönemde yeni bir mücadele (milli mücadele) vermek suretiyle işgalci emperyalist güçlere ve onların yerli iş birlikçilerine karşı Anadolu’nun Türk vatanı olduğunu Lozan antlaşmasıyla kabul ettirmiştir. Böylece dağılmış olan Osmanlı coğrafyası üzerinde, son Osmanlı Mebuslar Meclisince (Mustafa Kemal’in çabalarıyla oluşturmuş olduğu vatanperver mebusların öncülüğünde) alınmış olan Misak-ı milli (milli yemin) ilkeleri temelinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti insanlık tarihindeki Türk Devletler zincirine TÜRKİYE CUMHURİYETİ adıyla yeni bir halkayı eklemeyi başarmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihimizde ilk örneğini Büyük Hun devletinin hükümdarı Mete Han’ın ortaya koymuş olduğu ve bir töre (yazılı olmayan hukuk) halinde dünden bugüne gelmiş olan Türk Devlet Geleneği temelinde kurulmuştur. Engin tarihimizde dünyanın neresinde ve ne zaman kurulmuş olursa olsun bir siyasi kuruluşun Türk Devleti adıyla tanımlanabilmesi konusundabelirleyici unsur Türk Devlet Geleneği olmuştur. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ilkeleri, Türk Devlet Geleneğinin 20, Yüzyıl şartlarında yeniden ve çağdaş manada yaşanır konuma getirilmesidir. Günümüzde ATATÜRK İLKELERİ olarak tanımlanmakta olan bu değerler aslında Türk Devlet geleneğinin çağdaş manada yorumlanmış şeklidir,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, kuruluş felsefesi Türk Devlet Geleneği, dış politikada; Yurtta Sulh Dünyada Sulh, ekonomi konusunda yüzde yüz yerli olan Karma Ekonomi olmuştur.
Bugün gelinen noktada dış politikada Küresel Güçler, ekonomide Küresel Şirketlerin egemen konuma gelmemiş oldukları söylenebilir mi? Nitekim TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN küresel güçlerin hesabı uğruna, bölgemizdeki hemen bütün komşu ülkelerle kavgalı ve hatta savaş haline gelmesinde ülkemizin çıkarlarının yeri ve ağırlığı nedir? Ekonomide adeta toplumsal manada yaşamakta olduğumuz “üretmeden tüketme, kazanmadan harcama” sosyal hastalığı adeta kangrene dönüşmüştür. Daha dün denilecek kadar yakın dönemde, Dünya ülkeleri arasında, ürettiği gıda ürünleri kendisine yeterli yedi ülkeden birisi” iken, Küresel Şirketler sayesinde bugün dünyanın 104 ülkesinden gıda ithal eder hale gelmedik mi? Tarım ve hayvancılık konusunda dışa bağımlı olduğumuz için insanımız, ağız tadıyla ve endişesiz olarak gıda maddelerini tüketememe endişesini yaşamaktadır. Türkiye’nin dış politika uzmanlarının tez zamanda Küresel Dış Politika yerine Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN göstermiş ve uygulamış olduğu Bölgesel İş Birliği temeline, ekonomide ise, Küresel Şirketlerin tekelinden kurtulup üreten ekonomi politikalarına ve Hukukun Üstünlüğü esasına dönmek zorunda olduğumuz hususunu ifade etmek istiyorum. Saygılarımla.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV