banner87
banner148
18 Kasım 2018 Pazar

ÇÖLAŞAN’IN DUYMADIĞI, GÖREMEDİĞİ TÜRK DÜNYASI GERÇEĞİ

10 Eylül 2018, 07:35
Bu makale 230 kez okundu
ÇÖLAŞAN’IN DUYMADIĞI, GÖREMEDİĞİ TÜRK DÜNYASI GERÇEĞİ
ABDULKADİR YUVALI
Gazete köşe yazarları, günlük veya aralıklarla kaleme almakta oldukları yazılarla ilgili gerekli hazırlıkları olmaması halinde Sözcü Gazetesi köşe yazarı Sayın Emin ÇÖLAŞAN’IN durumuna düşebilirler. Zira ele almış olduğunuz konuda yeterli bilgi birikiminiz olmaması veya konuyla ilgili araştırma yapmamışsanız adı geçen yazarımızın durumuna düşmekten kurtulamazsınız. Sayın Emin ÇÖLAŞAN, 5 Eylül günü köşesinde; Şu Bizim Şu bizim “Türk” dünyası, başlığı altında kaleme almış olduğu yazısı ifade etmiş olduğumuz iki husustan birisi veya ikisiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Zira okuyucularına vermiş olduğu bilgiler ne tarih^gerçeklerle ne de Türk dünyasının mevcut konumuyla hiç ama hiç örtüşmemekte, sıradan veya kulaktan kulağa gelmiş eksik bilgileri çağrıştırmaktadır.
Sayın ÇÖLAŞAN’IN, konuyla ilgili bilgi fukaralığı bir yana güncel olarak yapmış olduğu yorumlar da gerçeği yansıtmak bir yana olsa olsa bazı peşin hükümleri çağrıştırdığı söylenebilir. Bize göre, Sayın yazarımız kaleme almış olduğu diğer yazılarıyla ilgili olarak da böyle bir yöntem kullanıyorsa gerçekten hem kendileri ve hem de okuyucuları adına üzüntümü ifade etmek istiyorum. Zira şahsım da, gazetenin okurlarından birisiyim. Sözcü Gazetesinin yayın politikasına saygılıyım ve takdir ediyorum. Ancak yazarımız ilgi alanı olmayan ve Türk dünyası konusunda okuyucularına eksik, yanlış bilgiler vermesini de kabul edemedim.
Genel Türk Tarihi dalında bir akademisyen olmam ve Uluslar arası Ahmet Yesevi Üniversitesinde 1999-2004 yılları arasında Rektör Vekili (EŞ Rektör) olarak beş yıy görev yaptım. Türk Cumhuriyetleriyle ilgili Ulusal ve Uluslar arası Kongreler, Sempozyumlar, Seminerler ve Konferansların organize edilmesi ve bilim insanı olarak yüzlerce sunumlarım olmuştur. Şayet Sayın ÇÖLAŞAN kardeşimiz merak edecek olurlarsa kendilerine gazetelerinde yer vermeleri kaydıyla dokümanları da gönderebilirim. Bu çalışmalar arasında;1999 yılında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi ile Uluslararası Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi işbirliğiyle ULUSLAR ARASI ATATÜRK KONGRESİ Türkistan şehrinde yapılmıştır. Bu son derece anlamlı faaliyet, Yürütme Kurulu Üyesi olduğum bir kurum ile yöneticisi olduğum bir üniversitede ülkemizden binlerce kilometre ötede ve yüzlerce bilim insanın katılmış olduğu bu bilimsel toplantı Türk Dünyasının manevi başkenti TÜRKİSTAN şehrinde yapılmıştır. Tebliğler bilim dünyasının hizmetine sunulmuştur. Şu an aklıma gelen konuyla ilgili bir diğer çalışmamız, 1996 yılında Erciyes Üniversitesi Türk Dünyası Araştırma Merkezi Müdürü olduğum sırada, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURULUŞ VE GELİŞMESİNDE TÜRK DÜNYASI AYDINLARI, bu bilimsel toplantımız da Erciyes Üniversitesi yayını olarak bilim insanlarının hizmetine sunulmuştu.
Türk Konseyi, Kazakistan Cumhuriyetinin Kurucu Devlet Başkanı Nur Sultan NAZARBAYEV,1992 yılında cumhuriyet kurulduğunda kişi başına düşen milli geliri 250 Dolar iken bugünlerde 15,000 Doları aşmış olduğunu biliyorum. Kazakistan Cumhuriyetinin kurucu Devlet Başkanı, attığı adımlar, almış olduğu kararlar ve uygulamalar dikkate alınacak olursa birçok konuda Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü örnek almıştır.  Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet yani Başkanlık sistemine geçtiği dönemde, Sayın Nur Sultan NAZARBAYEV, Kurucu Devlet Başkan sıfatıyla yürütmekte olduğu görevleri resmi türde ilgili birimlere arasında gerekli dağılımı yapmışlardır. Türk çağdaşlaşmasının 20Yüzyıldaki öncüsü Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 21 Yüzyılda da Nur Sultan NAZARBAYEV olduğunu düşünüyorum.(Her iki konuda da makalelerim bulunmaktadır).Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nu Bilimler Akademisi olarak görmek istiyordu. Nur Sultan NAZARBAYEV, Astana şehrinde TÜRK DÜNYASI BİLİMLER AKADEMİSİ (TÜRKAKADEMİSİ)’Nİ kurmuştur. Akademi, kuruluşunu tamamladıktan sonra TÜRK SOY konumuna taşınmış ve adı da TÜRK KONSEYİ olarak değiştirilmiştir.        1959 yılında Birleşmiş Milletler, Temmuz ayının üçüncü haftasını Esir Milletler Haftası ilan etmişti. 1976 yılında Türkiye’de Ülkü Ocakları bu haftayı Esir Türkler Haftası olarak tanımlamıştır. Türk Dünyası kavramını ilk olarak 1984 yılında rahmetli hocamız Prof.Dr. Turan YAZGAN (Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü) kullanmıştır. Esir Türkler sözü, Dış Türkler olarak da kullanılmıştır. Bugün yaşadığımız yüzyılda,belirli bir coğrafyada yaşamakta olan toplumlar; Arap  dünyası,Slav dünyası,Germen dünyaları ile  İslâm dünyası,Hıristiyan dünyası,,Batı dünyası,Yenidünya olduğu gibi tarihten günümüze  uzanan zaman çizgisinde bir de Türk dünyası bulunmaktadır.Türk dünyası, 7’isi bağımsız, 12’si özerk (muhtar) cumhuriyetler yanında tarihin cilvesi olarak  uzak yakın ülkelerde yaşamakta olan Türkler  (ABD,Avustralya,Avrupa Ülkeleri,Ortadoğu) yaşadıkları ülkelerin adıyla (Bulgaristan.Almanya vb.) tanımlanan Türk  halkları bulunmaktadır.
Atatürk dönemi sonrasında, şu veya bu sebebe bağlı olarak, ülkemizin gündeminden çıkartılmış olan Türk dünyası,1990’lı yıllarda, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve diğer yetki sahipleri heyecanlarını gizleyememişler, söylemleriyle bazı üçüncü ülkeleri tedirgin bile etmiştir. Bunlar arasında en meşhur olanları Adriyatik’ten Çin Seddi’ne,  21.Yüzyıl Türk dünyası yılı olacak vb. Fakat Türkiye, yarım asırdan beri resmi türde gündeminden çıkartmış olduğu yani hemen her bakımdan hazırlıksız olduğu bu hareket karşısında adeta şok yaşamıştır. Türkiye, Atatürk’ten sonraki süreçte yaşanmış olan talihsizlikler vb durumlardan dolayı dış dünyanın ve Türk dünyasının kendisinden beklenilenleri verememiş, sadece hamaset ağırlıklı yani duygusal yaklaşımlar ve kaynaşmalar temelinde; eğitim, kültür, ticaret, tarım ve hayvancılık ağırlıklı 200 civarında işbirliği sözleşmeleri yapmıştır. Türkiye ile Türk dünyası ülkeleri arasındaki işbirliği temelinde kurulmuş olan ve halen faaliyetlerini sürdürmekte olan; Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA). Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi(TÜRKSOY) ,Yunus Emre Enstitüsü, Türk Cumhuriyetleri Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA),Türk Dünyası Bilimler Akademisi, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, Aksakallar Konseyi, Türk Konseyi vb. kuruluşların başlatmış oldukları çalışmalar ülkelerimiz arasında altın köprülerimizdir.
Sayın Çölaşan, talihsiz yazınızdaki bilgileri buraya taşımak istemiyorum. Çünkü okuyanlar bir daha güler veya üzülürler diye düşünüyorum. Asrının dahi insanı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, konumuzla ilgili onlarca veciz sözlerinden birisini sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Büyük Atatürk, Cumhuriyetin 10.yılı kutlamaları sırasında yani 1933 yılında Dış Türkler olarak tanımlanan Türk dünyası konusunda,”Bugün Sovyetler birliği dostumuzdur. Komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı, Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip olmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hasırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak.Dil bir köprüdür..İnanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü  tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz.Bizim onlara  yaklaşmamız gerekli” sözleriyle adeta her cümlesini sayfalarla izah edebileceğimiz vasiyeti sanırım sayın yazarımızı da düşündürecektir.
Büyük Atatürk’ün, Türk Dünyası konusundaki öngörüsü atmış yıl sonra hayata geçmiş, bugüne kadar da halkımızın tabiriyle, Sağır Sultan Duymuş, Ama Hasan Görmüş olmasına rağmen bu ülkenin münevverleri arasında göremeyen, duyamayanların olması bir talihsizlik olmalıdır. Evet! Türk Dünyası gerçeği,1990’lı yıllarda (rahmetli Süleyman DEMİREL dönemi) ülkemizde büyük bir heyecan uyandırmış ve haliyle de günden olmuştur. Rahmetli Turgut ÖZAL’DAN sonra her geçen gün limandan ayrılan gemi misali gündemimizde olması gereken yerde olduğunu söylemeyi çok arzu ederdim, ama velâkin, manevi değerlerin istismarı, milli değerlerin aşındırılması hadisesi adeta bir sosyal hastalık halini hatırlatmaktadır. Saygılarımla. ayuvali48@gmail.com

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV