banner153
27 Eylül 2020 Pazar

DELİ AHMET

18 Mayıs 2020, 03:21
Bu makale 2105 kez okundu
DELİ AHMET
KEMALETTİN TEKİNSOY
Bu gün sizlere Sümer Bez Fabrikası’nın yapılış öyküsünü ve neden Kayseri'ye yapıldığının hikayesini anlatacağım. Üretim, idare, sosyal tesisleri ve lojmanları ile yaklaşık 1 milyon metre karelik bir alana 1935 yılında kurulan Sümer tesisleri Kayseri’nin kuzey istikametteki imarını da şekillendirmiş, uzun yıllar istihdama çok önemli katkılarda bulunmuş, Kayseri’de bir tekstil endüstrisinin kurulmasında öncülük etmiştir.
 
        Sümer kampusunun planlaması şehirdeki ilk batı tipi planlama örneğidir. Üretim ve idare tesislerinin dışında şehrin sosyal hayatına uzun yıllar hizmet etmiş olan Sümer havuzu adeta kentin sosyal merkezi olmuş, çocukluğumuzdan beri hafızalarımızda yer eden düğün ve nişan törenleri bu havuzun başında gerçekleşmiştir.
 
        Erkilet Caddesi üzerindeki Sümer stadı, henüz profesyonel liglerin olmadığı yıllarda Kayseri'de futbolun merkezi olmuş, Sümerspor’un Havagücü ile kıran kırana geçen mücadelelerine ev sahipliği yapmıştır.
 
        Merkezi hükümetin sadece dört vilayet'e yapılacak bu fabrikalardan birisini neden Kayseri'ye kurduğunu bu güne kadar hiç kimse merak etti mi bilmiyorum. Bu bir tesadüf mü? Yoksa Kayseri milletvekilleri ağırlıklarını koyup tesisin kendi şehirlerine yapılmasını mı sağladılar? Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz derim. Evet bu sorunun cevabını da içeren taaa Arjantin’e kadar uzanan, pek kimsenin bilmediği, ilginç hikayesini sizlerle paylaşacağım.
 
               *****
        Toprakları pek verimli olmadığından, Kayseri çevresinde insanlar maişetlerini temin etmek için uzun yıllardır Çukurova’nın yolunu tutmuşlardı. Birinci Dünya Savaşının hemen öncesindeki yıllarda da Kayseri‘den gençler çalışmak için Çukurova’ya gitmişlerdi. Develi ilçesi Türkmenköy’den tevekkel yapısı, aklına eseni yapması ile tanınmış 1894 doğumlu Dursun oğlu Deli Ahmet de çalışmaya gittiği Çukurova’da mevsimin tamamlanması ve arkadaşlarının da yönlendirmesi ile Mersin limanından bindikleri yük gemisiyle Güney Amerika yollarına düşer.
 
        Geminin gideceği yol onların kaderidir ama geminin buhar kazanına günde 8 saat kömür atmak yolculuk boyunca görevleridir. Önce İngiltere’nin Liverpool limanında, sonra da Arjantin’in Buenos Aires kentinde bulurlar kendilerini.
 
        Ekmek derdine düşüp, vatanlarını, yakınlarını bırakıp yollara düşen ilk kendileri değillerdir. Buenos Aires de kendilerinden önce değişik zamanlarda gelen Türk ve Müslüman kökenli insanlarla tanışarak iş bulma kaygısına düşerler. Hayatın her aşamasında olduğu gibi burada da hayaller ve gerçekler arasında çok büyük uçurumlar vardır. Geldikleri ülke cennetin bir köşesi değildir. Beş-altı kişilik arkadaş grubu ile birlikte teneke barakalarda kalırlar. Hiç birinin düzenli ve garantili işi yoktur. Para biriktirmek şöyle dursun, çoğu zaman ceplerinde harçlıkları dahi bulunmaz.
 
               *****
        Buenos Aires'te uzun yıllar yokluklar içerisinde sürdürdükleri hayat mücadelesi içerisinde Deli Ahmet gördüğü bir rüya neticesinde arkadaşlarından aldığı borç para ile bir milli piyango bileti alır. Yılbaşı çekilişi sonuçları açıklanınca yaşadıkları baraka bir bayram yerine döner. Büyük ikramiye Deli Ahmet’in biletine çıkmıştır. Gönlü zengin Deli Ahmet daha önce çevresindeki kendisine yardım etmiş kişilerin kimisine kirada oturduğu evi, kimisine oturduğu dükkanı satın alıp tapusunu onların üzerine yapar.
 
        Arkadaşları ile birlikte şehrin en merkezi yerinden büyük bir dükkan satın alıp restoran işletmeciliğine başlarlar. Kader birliği ettiği beş arkadaşının hepsini de restoran'a ortak eder. Zamanla şehrin en tanınmış ve kaliteli mekanı haline gelir restoranları.
 
              *****
        1932 yılına gelindiğinde Türkiye Maliye Bakanı Celal Bayar Arjantin Hükümetinin resmi davetlisi olarak Buenos Aires’e gelir. Resmi temasları sırasında Deli Ahmet ve arkadaşları Celal Bayar’ı restoranlarına davet ederek ağırlarlar. Tanışıp sohbet ederler. Heyetin tüm masraflarını karşılarlar. Buenos Aires’teki 80 kişiyi bulan Türklerle sohbet imkanı hazırlarlar.
 
        Everek'li Deli Ahmet Arjantinli bir genç kızla evlenmiş ve bir oğlu olmuş, rüyalarında dahi hayal edemeyeceği zenginliğe kavuşmuştu. Ama Vatan hasreti içerisine çökmüş, ülkesini tekrar görüp çocukluğunun gençliğinin geçtiği dağlarda, ovalarda yeniden yaşamak memlekette bırakıp geldiği anasına, babasına, kardeşlerine yeniden kavuşmak ülkesine olan özlemini gidermek yegane düşüncesi haline gelmişti. Tabii bunun önünde büyük bir engel vardı. Arjantinli eşi Amelia’yı ülkesine götürüp yerleşmeye ikna etmek kolay değildi. Ama kararlıydı ve vatanına dönecekti. Eşine vatanı ile şehri ile köyü ile birbirinden güzel hikayeler anlattı. Tatlı yalanlarla onun hayallerinde yalancı bir cennet inşa etti. Ve sonunda ikna etti.
 
        Mülkiyeti kendisine ait olan restoranı kader arkadaşlarının üzerine yürüttü. Bankadaki 234 bin doların 34 bin dolarını da arkadaşlarına bıraktı. İki yüz bin doları büyük valizlere, elbiselerinin arasına yerleştirdi. Eşi Amelia ve oğlu Ali’yi alarak Türkiye yollarına düştü. 1933 yılının Nisan ayında bindikleri gemi ile önce İtalya’nın Napoli limanına sonra İzmir’e geldiler.
 
              *****
        Deli Ahmet’in esas geliş amacı başkaydı. Trenle Ankara'ya uğrayacaktı. Yapması gereken bir iş vardı. Tren garından bindikleri arabaya Maliye Bakanlığına gideceklerini söyledi ve elinde para dolu valizlerle Arjantin'den tanıdığı Maliye Bakanı Celal Bayar’ın kapısına dayandı. Bakan hemen randevu verdi ve Deli Ahmet ve eşini misafir etti. Kısa sohbetten sonra Deli Ahmet meramını anlattı.
 
     Ekmek derdi ile gittiği diyarlardan ülkesinin girdiği badireleri takip etmiş ama ne Birinci Dünya Savaşına ne de İstiklal savaşına katılamamıştı. İçinde müthiş bir ezikliğe sebep olan bu vatan borcunu ödemeliydi. Bavulla getirdiği ve ömrünü verdiği servetin 73 bin dolarını Hilal-i Ahmer Cemiyetine (Kızılay) 120 bin dolarını da Türk Silahlı Kuvvetlerine bağışladı. Celal Bayar ilgili kurumların yetkililerinin huzurunda bağışları kabul ederek makbuzlarını hayırsever aileye ibraz etti. Kendilerini büyük bir saygı ve hürmetle memleketlerine uğurladı.
 
              *****
        Deli Ahmet’in eşi Amelia’nın hayal kırıklığı daha Ankara'da iken başlamıştı. Hiç bir şey eşinin kendisine anlattığı gibi değildi. Aynı yılın haziran ayı içerisinde önce Kayseri'ye sonra da Everek (Develi) ilçesinin Türkmenköy'üne ulaşınca hayal kırıklığı tam bir pişmanlığa dönüştü ise de çocuğunun hatırına her şeye katlanmaktan başka çare bulamadı. Önce müftünün huzurunda Müslüman olup Hikmet ismini, sonra da nüfusa kayıt olup “Sağıroğlu” soy ismini aldılar. Deli Ahmet kendisine bir sermaye bırakmaksızın tüm varlığını devletine bağışladığından köyde çobanlık yapmaya başladı.
 
     Aynı yıl içerisinde Ankara'da bakanlar kurulu, ülkenin değişik yerlerine yapılacak dokuma fabrikalarının yerlerini tespit etmek üzere toplanmıştı. Bakanlar Kurulu toplantısında söz alan Maliye Bakanı Celal Bayar, Kayserili hayırsever Ahmet Sağıroğlu’nun yaptığı astronomik bağıştan söz açarak, dokuma fabrikalarından birisinin Kayseri’ye yapılmasını teklif etti. Her bakanın kafasında kendi şehirleri ile ilgili düşünceleri olmasına rağmen, Maliye Bakanının bu teklifine itiraz edemediler. Projeler hazırdı ve kısa bir çalışma neticesinde Kayseri Valiliği, mülkiyeti maliye hazinesi üzerinde olan Şehrin kuzeyinde Erkilet ile şehir merkezi arasında kalan araziyi Fabrika arazisi olarak tescil ve ilan etti.
 
              *****
        İnşaat çalışmaları hızla başladı. Bir kaç ay içerisinde çalışmaları incelemek üzere Kayseri’ye gelmeye karar veren Celal Bayar, ziyareti sırasında hayırsever Ahmet Sağıroğlu ile de görüşmek istediğini bildirdi. Fakat bütün aramalara rağmen Deli Ahmet’in izini bulamadılar. Bakan bey bu işe hayret içerisinde kalmış bu kadar büyük bir bağışta bulunan kişinin şehrin en ileri gelenlerinden ve zenginlerinden olduğunu düşünmüştü.
 
        Bakanın ziyareti sırasında şehir protokolü ile yenilen akşam yemeği sırasında Bakan bey ısrarla hayırsever vatandaşı bulmak istediğini kendisini Arjantin'den tanıdığını, yabancı uyruklu bir eşi ve 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğu olduğunu anlattığında İl müftüsü Miyaszade Nuh Naci Efendi kendisine böyle bir ailenin müracaat ettiğini hatırladı. İz sürülerek Deli Ahmet çobanlık yaptığı Develi’nin Türkmenköy’ünde bulundu. Bakan bey makam arabasını göndererek kendisini aldırdı. Deli Ahmet tıraşını olmuş, takım elbisesini giymiş, fötr şapkasını takmıştı.
 
     Kayseri'deki görüşmede Bakan bey Deli Ahmet’i Ankara'ya davet etti. Ahmet aynı yılın son aylarında Ankara'da Bakan beyi makamında ziyaret etti. Bakan bey kendisine yabancı ülkelerden getirdiği bir hanımla köy yerinde yaşamasının doğru olmadığını, çocuklarını da okutması için şehre taşınmasını söyleyerek yeni yapılan Fabrikada kendisine müdürlük teklif etti. Ahmet Sağıroğlu Bakan beyin söylediklerini can kulağı ile dinledikten sonra, şehre taşınacağını fabrikada da çalışmak istediğini belirterek Müdürlüğün kendisi için uygun bir görev olmadığını ama bir bekçilik görevi verilirse seve seve kabul edeceğini söyledi. Bakan beyin bütün ısrarları netice vermedi ve bekçilikte anlaştılar.
 
        Hemen Kayseri'ye gelir gelmez daha inşaat devam ederken görevine başladı. Fabrika üretime geçtikten sonra inşasına başlanan Sümer konutlarından kendisine tahsis edilen eve taşındı. Fabrikanın Genel Müdürü Bakandan aldığı direktif doğrultusunda kendisine hep saygı gösterdi, el üstünde tuttu, bir dediğini iki etmedi. 1958 yılında emekli oluncaya kadar fabrikada çalıştı. Askerliğini yapıp gelen oğlu Ali Haydar da Sümer'de çalışmaya başladı. Deli Ahmet 1969 yılında vefatından önce Türkmenköy'deki mezarlığa, dünyaları dolaşıp geri geldiği topraklarına gömülmesini vasiyet etti. Eşi Hikmet hanım Deli Ahmet’ten sonra 14 yıl daha yaşadı. 1983 yılında vefat ettiğinde O da eşinin yanına defnedildi.(1)
 
               *****
     Rahmetli babamın da uzun yıllar elektrik teknisyeni olarak çalışıp evine ekmek getirdiği, benim de Sanat Okulu yaz stajımı yaptığım Sümerbank Bez Fabrikası, 1999 yılında DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin Dışişleri Bakanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Cem’in girişimleri sonucunda kapatılarak arazisi ve üzerindeki yapılar Erciyes Üniversitesine devredildi. Hali hazırda İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğini, Abdullah Gül üniversitesini, İstinaf Mahkemesini, İl Emniyet Müdürlüğünü iki adet Gençlik Merkezi ile Sümer lisesi, Ortaokulu ve İlkokulunu bünyesinde bulunduruyor.
 
              *****
        Kıssa'dan nasıl bir hisse çıkartacağız?
     Öncelikle; Evrende hiçbir şey tesadüfen olmuyormuş ve her şeyin bir sebebi varmış. Fabrika'nın Kayseri'ye yapılmasında olduğu gibi.
     Saniyen; En ücra köydeki Anadolu insanının fıtratında dahi vatanseverlik ve vatanı uğruna fedakarlık duygusu varmış. Maalesef Pozitivist-Darwinist eğitim sistemi o fıtratı yok etmek için her şeyi yapıyormuş ve bir hayli mesafe almış...
     Salisen; Zamanla teknolojisi eskidiğinde ve zarar etmeye başladığında kimin zamanında yapıldığına dahi bakılmaksızın fabrikalar her hükümet tarafından kapatılabiliyormuş. Ekonomi bilimi böyle bir şeymiş.
 
     Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.
 
1) Keşke O Deli Ben Olsaydım. Abdullah Ayata- Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları No:71 2009-Kayseri

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV
banner157