banner167
banner182
17 Eylül 2021 Cuma

Derin Düşüncelere Dalma, Sükûnet, Bilgeliktir…

16 Mart 2021, 07:16
Bu makale 6800 kez okundu
Derin Düşüncelere Dalma, Sükûnet, Bilgeliktir…
M.KEMAL ATİK
Rektör Prof. Dr. Murat Jirinov’un makamından ayrıldıktan sonra görev yapacağımız fakülteye gitmeden önce Türkistan Şehrini tanımaya çalıştık. Görev yapacağımız yere Ortalık Direktörlüğü deniyordu. Rektörlüğe uzak bir mesafedeydi. Buraya yürüyerek gittik. Fakültenin adı Şarkıyat Fakültesiydi. Fakültede altı bölüm vardı. Gazetecilik, Arap Dili, Fars Dili, İlahiyat Bölümü ( Din Tanu), İngiliz dili ve Edebiyatı, İngiliz Filolojisi.
Eğitim binasını görünce Bakü’de Devlet Üniversitesinde İlahiyat Fakültesine tahsis edilen bina gözümün önünden geçiverdi. Soğuk koridorlar…Yağlıboya ile boyanmış boş duvarlar, dar koridorlar. Yarım yamalak yapılmış bakımsız lavobalar… Burası da aynen dört katlı iki kapısı olan eski bir Bina. Üç fakülte ile iç içe geçmiş pek çok bölüm bu binada faaliyet gösteriyor. İlgimi çeken, ünü büyük olan Hoca Ahmet Yesevi Uluslar arası Türk- Kazak Üniversitesinin yarım yamalak binalarda eğitim vermesiydi,  doğrusu bunu Türkiye’ye yakıştıramıyordum… O anki moralimi, asılan suratımı kelimelerle ifade edemezdim. Fakat bir kez daha ruhumun derinliklerinde bir yerden gelen bir ses: Derin düşüncelere dalma, kayda değer pek bir şey yok. Sükûnet, bilgeliktir…                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               
Bu duygularla Fakülteden ayrıldıktan sonra tekrar yürüyerek konak evine geldik. Artık akşam çöküyor ve ben yerime alışıyordum. Hani derler ya insanın ateş dışında çevresine alışmaya ihtiyacı vardır. Akşamın karanlığı çökmüştü. Yemekten sonra hocalar gruplar halinde konak evinin avlusunda toplanmış çaylarını yudumluyor, sohbet ediyorlardı. Ben ise odamda volta atıyordum yalnızlığın verdiği duygu içinde. İki saat kadar tek başıma oturup kendi kendime planlarımı yaptım. Kafamda kurduğum planlarımı bir bir hayata geçirmek üzere neler yapabileceğimi iki saat kadar içimdeki duygularımla sohbet ettim. Bir yandan yorgunluğum da mırıldanıp duruyordu içimden: “Yat uyu, uykunu al, sabah her şeyi daha güzel bulursun. Sakinleş. Bak, dışarıdaki karanlık                                                                                         ne kadar sakin, sıcaktan bunalmış tarlalar uyuyor. Sen de uyu, alışıksın bu gurbet hayatına. Kuşku dolu, hayattan bıkmışlık ve bezmişlik senin dünyanda olamaz zaten. Namazını eda et,  sabah erken kalkacaksın; fakültede tanışma var öğretim elemanlarıyla. Kazak Türkçesini bilmediğini sen de biliyorsun. Bölük pörçük sözcükler, yarım yamalak cümlelerle kendini nasıl anlatacaksın?    Ardı arkası kesilmeyen düşüncelerimi bir düzene koyup kendimi yatağıma attım. Saate baktım dakikalar hızla akıp gitmişti. Sabah erkenden kalkıp Yüce Yaratana karşı görevimi ifa ettim. Sabah ışığı gün daha bir beyazmış gibi yatak odamın penceresinden girmişti. Kahvaltıdan sonra içimdeki sabırsızlığın dürtüsüyle yola koyuldum. Fakültenin İlahiyat Bölümüne (Din Tanu) ilk gelen kişi ben olmuştum, bölümde sessiz ve sakın duran birkaç öğrenci ile o an isimlerini bilmediğim kazak bir hoca vardı. On onbeş dakika boyunca öğrenciler ve hocalar gelmeye başladı. Salona giren herkes “assalamağaleyküm”, dedikten sonra misafirlerin elini iki elleriyle musafaha ederek “kalaysız”( nasılsınız) diyorlardı. Siz nasılsınızın cevabına teşekkür ederim anlamında “ rahmet “ sözcüğü ile karşılık veriyorlardı. Her birinin yüzlerinde ki gülümseme duygularındaki samimiyetin dışa vurduğunu belli oluyordu. Öğrenciler ise kendilerinden emin bir şekilde sanki daha önce bizleri tanıyorlarmış gibi gülümseye biliyorlardı. Din Tanu (İlahiyat Bölümü) Bölümü sekreteri Rezida Hanımefendi bizleri bölümde görev yapan Kazak ve Türk hocalarının isimlerini ayrı ayrı zikrederek tanıştırdı. Bu hocaların isimleri ve unvanları şöyleydi:
Arap Dili Fonatika okutucusu Abdurrahmanov, Arap Dili Sintaksis okutucusu: Karlığaş Murtazayeva, Arapça Okutucuları : Balabekov Mırza Ahmet, Aynur Abdiresulkızı. Kur’an-ı Kerim okutucusu: Cumabay İstayev, İslam Tarihi okutucusu: Kasımhan , Filosofiya okutucusu Aytimbetov.
Türkiye’den görevli giden elemanlar: Prof. Dr. Mehmet Şimşek, Prof. Dr. Sabri Hizmetli, Doç. Dr. Ahmet Simşek, Nedcdet Aslan,   Vahdettin Demirtaş, Ramazan Yıldız. Tanışma faslından sonra Prof. Dr. Ahmet Uğur oldukça akıcı ve tanıtıcı bir konuşma yaptı. Sırtımı bir sandalyeye dayarmış bir vaziyette dinliyordum konuşmayı. Tam da duygularımı dile getiriyordu. Orada nasıl bir heyecan içinde mutluluğu yaşadığımı anlatamam. İçimdeki tüm duygular harekete geçmişti. İradem adeta büyülenmişti.
Bu konuşmadan sonra Dekan Cumabay İstayev mükemmel bir duruş sergiledi. Gereksiz sözcüklere başvurmadan, sözcükleri uzatmadan ağırbaşlı,  sakin sakin bir konuşma yaptı. Türkiye’den gelen bilim adamları ile İlahiyat Bölümünün canlanacağını, eğitim öğretimin seviyesinin yükseleceğini ifade etti. Bu kaynaşma bende derin bir sevinç ve geleceğe matuf bir aydınlık bıraktı. Bütün vaktimi ve düşüncelerimin yoğunlaştığı yer burası olacaktır diye kendi kendime söz verdim.(Devam Edecek)
 

Haberici -->

    Yorumlar

banner176
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV