banner153
16 Aralık 2019 Pazartesi

DEVŞİRME

15 Temmuz 2019, 10:24
Bu makale 451 kez okundu
DEVŞİRME
KEMALETTİN TEKİNSOY
Devşirme sistemi Osmanlıdan önce Bizans, Roma ve diğer İslam devletlerinde de uygulanan bir sistemdi ama en yaygın uygulama alanını Osmanlı Devletinde buldu. 8 ila 18 yaş arasındaki Arnavut, Rum, Sırp, Bulgar ve Hırvat çocukları tercih edilirdi. Dövüşmeye yatkın olanlar yeniçeri ocağına, zeki olanlar saraya alınırdı. Devşirilen çocuklar 100-200 kişilik kafileler halinde İstanbul'a getirilir, sünnet ettirilir ve Müslüman olurlardı. Belli bir süre Anadolu ve Rumeli’de çiftlik sahiplerinin hizmetine verilir, Türkçeyi ve Türk Müslüman geleneklerini öğrenmeleri sağlanırdı. Bu sistem hem orduda hem sarayda yükselme imkanı sağladığından gayrimüslim aileler diğer çocuklarını da devşirme olarak vermek isterlerdi. Ağırlıklı olarak balkanlarda uygulanmakla birlikte Anadolu'dan da devşirmeler toplanmıştır. Devşirme sistemi ile Osmanlı sarayında yükselmiş en tanıdık simalar Osmanlının büyük Sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa, Pargalı İbrahim Paşa ve Büyük Mimar Sinan'dır. 
***
Devşirme sistemi Osmanlı tandanslı olmasına ve Osmanlıya çok büyük asker, devlet adamı ve sanatkarlar yetiştirmesine rağmen Osmanlı'nın gerileme dönemleri ile birlikte silahın namlusu kendisine çevrildi. 1800 lü yılların ortalarına yaklaşırken Amerikalı misyonerler İstanbul’da Robert Kolej’i, Kayseri-Talas’ta, İstanbul-Üsküdar’da, İzmir’de, Tarsus’ta, Merzifon’da, Elazığ-Harput’ta, Gaziantep’te, Bitlis’te, Van’da, Maraş’da, Sivas’da, Mardin’de Amerikan kolejlerini kurdular . Bu okulların yöneticileri sıradan misyonerler değil Amerika'dan özel görevlerle gönderilmiş kişilerdi. Ders kitapları İngilizceydi. Burada sadece Robert Kolej’in Müdürü Dr. Washburn’un bir sözünü hatırlatalım; “Bu kolej Türk halkına Hristiyan ruhunu, hayat tarzını ve dünya görüşünü aşılamak için kurulmuştur.” 
***
Tabii Robert kolej Bulgaristan için ayrı bir anlam ifade eder. Çünkü Bulgar ayaklanmasının planları bu kolejde yapılmıştır. Kolejin Bulgar milletini var eden, ona hayat veren bir kurum olduğu sayısız araştırmacı tarafından ifade edilmiştir. İngiliz Daily News muhabiri Edwin Pears, “Tarihte Robert Kolejinin Bulgaristan’ın hayatını etkilediği kadar başka hiç bir okul tanımıyorum ki, bir başka milletin hayatını bu derece etkilemiş olsun” der. Anadolu'daki Amerikan okulları da altıncı kol faaliyetleri yürüterek muhtemel bir savaşta Ermenileri ayaklandırmanın hazırlıklarını yapmışlardır. 
***
Amerikalıların Protestan misyoner faaliyetlerini kendi kurdukları okullarda yürütmeye başlamaları üzerine Katoliklerde Osmanlı coğrafyasını Protestanlara bırakmamak adına Fransız okullarını kurmuşlardır. Saint Benoit Fransız okulu en eski Fransız eğitim kurumudur. Okulu kuranlar cizvit papazlarıdır. Fransızların açtıkları 35 liseden halen eğitime devam eden beş lisenin ismini sayalım sadece, Galata Saint Benoit Erkek Koleji, Pangaltı Notre Dome de Sion Kız Lisesi, Kadıköy Notre Dome de Sion Kız Lisesi, St.Joseph Erkek Koleji ve Üsküdar Fransız Koleji. 
***
Yabancı okullar sadece gayrimüslim çocuklarını kabul etmiyordu. Bu okulların vermiş olduğu kaliteli yabancı dil eğitimi, elit tabakaların çocuklarını bu okullara gönderme nedenidir. Özellikle zengin ve elit tabaka yaklaşık 150 yıldır çocuklarını iyi bir dil öğrenmesi, medeni olması, Avrupa seviyesinde eğitim görmesi ve toplumda aydın bir insan olarak yerini alması için azınlık ve yabancı okullarına göndermektedirler. Tıpkı Osmanlıda bir çocuğu devşirme olarak istenen Hristiyan ailelerin diğer çocuklarını da devşirmeliğe vermek istemeleri gibi. 
***
Azınlık ve yabancıların eğitim-öğretim yoluyla çevrelerinde ekonomik üstünlüğü nasıl ele geçirdiklerini, Türk okullarının ne derece kısıtlı imkanlarla eğitimlerini sürdürdüklerini ve yabancı okullara ilginin ne derece arttığını, Türk edebiyatının büyük nesir ustası ve Aşk-ı memnu'nun yazarı Halit Ziya Uşaklıgil’in ifadelerinden dinleyelim;
***
“O dönemde İzmir'de Ermenilerin ve Rumların, Türk okullarından daha gösterişli okulları vardı. Musevilerin de çok dikkate değer okulları mevcuttu. Musevilerin Alliance Israilete mektebi garip bir rastlantı ile tam rüştiye mektebinin karşısındaydı. Birisi ihtişamlı öteki köhne, utangaç görüntüsüyle karşı karşıya durur, ötekinde yüzlerce iyi giyinmiş Musevi çocuğu alay alay okuldan çıkarken bizimkinden mevcudu sadece yüz talebeyi dahi bulmayan Türk çocukları seyrek kafilelerle dağılırlardı. Bu zıtlık pek acı bir halle mevcut durumu anlatırdı. Musevi mektebinin mükemmel laboratuarları, rasathaneleri, araç gereçleri, yurt dışında eğitimini tamamlamış öğretmenleri mevcuttu.
Bu çeşit milletlerin mekteplerinden her yıl mezun olup İzmir’in çalışma hayatına atanan yüzlerce genç vardı. Yalnız İzmir'de değil çevre kasaba ve vilayetler de bunların bilgilerini ve tecrübelerini ortaya koyacakları işlere kapılarını açarlardı. Bu gençler iş yapmak, para kazanmak ve her an daha ileri gitmek için okumuşlardı. Her şeyden önce pratik hayat için ne lazımsa onu öğrenmişlerdi. Bir kaç dili konuşur ve yazarlardı. İktisat ve coğrafya onlar için pek kolay bir şeydi. Yalnız bir şey bilmezlerdi. Türkçe. Biraz bilseler bile bilmiyor gözükmek bir süs gibiydi. Ne lüzumu vardı? Mademki iş alanında Türk olmayacaktı. Türkler palamut, incir, üzüm işlenen yerlerde onların idaresi altında ve onlara para kazandırmak için çalışacaklardı.” Evet kendi yurdunda Türklere biçilen konum buydu.
***
Değişen şartlar, imkanlar ve değişen konumlar neticesinde yüzlerce yabancı menşeli okulda yaklaşık yüz elli yıllık bir süreçte yüz binlerce belki milyonlarca  Müslüman-Türk devşirme gibi eğitildi, tamamen batı kültürü ile kendi ülkesinin yönetiminde, ekonomisinde batılıların devşirmeleri olarak hayata atıldı.
***
Sadece Amerikan ve Fransız Liseleri değil, aynı zamanda onları İtalyan ve Alman okulları takip etti. Onlarcası, yüzlercesi istila etti tüm coğrafyamızı. Bununla da kalmadı “eğitim derneği” adı altında, adı Türk kendisi yabancı kültürün yayıcısı olarak, donanımlı okulları, laboratuarları, yabancı menşeli hocaları ile akın ettiler yurdun dört bir bucağına. Kendi devşirmelerini yetiştirmek için. Bu kadar iyi eğitilmiş, bir kaç yabancı dil bilen, Avrupa medeniyetini su gibi içmiş insanlar yönetmeliydi tabii ki Türkiye'yi. Bu ülkenin kutsallarına sadık kalmış iyi eğitimi rüyasında görememişlere de işçi olmak, balıkçı olmak, çiftçi olmak yakışırdı. 
***
Ama öyle olmuyordu. Yüz elli yıllık emek sonuç vermiyordu. Yok ettiklerini sandıkları bir medeniyetin temsilcileri Aydın’dan, Malatya’dan, Rize’den imkansızı başarıp, arkalarına halkı alıp bu ülkeyi yönetmeye geliyorlardı. Kabul edilemezdi, eğitimleri yetersizdi, üstelik İmam Hatip mezunu idiler, olamazdı, imkansızdı, imkansızdı...
***
İşte onun için yakıştıramıyorlar bu ülkenin has evlatlarını başbakanlık, cumhurbaşkanlığı makamlarına, onun için karşılar söyledikleri her şeye, onun için hazmedemiyorlar ülkenin kalkınması ile ilgili hamleleri, onun için hazmedemiyorlar uluslararası platformlarda dünya liderlerine ayar vermesini. Çünkü dünyaya bir Müslüman Türk’ün penceresinden bakamıyorlar, yetiştirmesi oldukları emperyalist batının gözlüğü ile görüyorlar her şeyi.     
Bugün tam üç yıl geçti üzerinden, 15 Temmuzda o mert ses halkı sokaklara, meydanlara çağırmasaydı ve halkının önünde ölüme meydan okumasaydı, bugün Amerika'nın kucağında oturuyor olacaklardı ve bunun için o yiğit sesin sahibine bir kez teşekkür etme olgunluğunu dahi gösteremediler. Yüce Rabbim İslam ümmetini gaflet uykusundan uyandırsın inşallah.
Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV