banner87
14 Ekim 2019 Pazartesi

DİNDAR İNSAN

23 Haziran 2019, 12:21
Bu makale 267 kez okundu
DİNDAR İNSAN
M.KEMAL ATİK
‘Dindar insanı tanımlar mısınız’ diye biri bize bir soru yöneltse acaba ne cevap veririz? Bunu, ben de çok düşündüm ve toplumun zihninde oluştuğunu sandığım tarifler geldi aklıma. Genelde, toplumumuzun, kültürümüzün, arzularımızın ve dualarımızın bir sonucu olarak zihnimizde şekillendirdiğimiz bir dindar insan tipini gözümüzün önüne getirerek tanımlarız dindar insanı. Mesela bu tariflerden birini şöyle ifade edebilirim: Dindar insan; sayısız ritüelleri gerçekleştiren, gelenekleri izleyen, Kuran-ı veya dini kitapları hiç durmadan okuyan, cami ve cemaatten ayrılmayan, ölümü düşünen, şekli ve şemaili yerinde olan insan. Bu tarif, dindar insanı bütünüyle ifade ediyor diyemeyiz. Bu tarifte bir boşluk olduğu kanısındayım. O halde dindar insanı nasıl ifade edelim?
Dindar insan, öncelikle toplumun ürünü olan kendisini tanımayı ve kendi zihninin ürünü olan yaptıklarından sorumlu olduğunu bilmeyi bilmelidir. Dolayısıyla gerçeği bulmak için önce kendinden başlamalıdır. Dindar insan dünyanın var oluş sebebini anlamadan, içinde yaşadığı dünyayı, onun sefaletini, karmaşasını, ıstırabını, sevincini bilmeden yaşamın hikmetini dolayısıyla Hakikati /Yaratıcıyı bilmesi mümkün değildir. Böyle bir dindarlık, taklitten ve geleneksel dindarlıktan ibarettir. Gerçekten de dindar bir insan, her an yeni baştan hayatı keşfeden, yaşamda olağanüstü önemi olan kişidir. Hem kendisini ve hem de başkalarını aydınlatacak olan bu insandır. Zaten insan olmak ancak kendimizi anlamaya ve kendimiz hakkında öğrenmeye başladığımızda mümkün olacaktır. Bu da kendimizi sürekli gözlemlemekle mümkün olur. Davranış şeklimizi, konuşma biçimimizi, bir çiçeğe, bir ağaca, bir hayvana, bir canlıya nasıl baktığımızı, bir insanla nasıl konuştuğumuzu, ellerimizin, gözlerimizin hareketini, zihnimizin nasıl çalıştığını biliyor muyuz? Biz insanlar genellikle zihnimizi ‘ben’ merkezli düzeylerde kullanırız. Acaba, hiç gözlemliyor muyuz? Aç gözlü bir kişi, hırslı bir insan son derece karmaşık olduğu bir doyumsuzluk duygusunun esiri olduğunun farkında mı? Böyle bir sonuç yani, aç gözlü, bayağı, kıskanç, zalim, şiddet düşkünü, kaba, bencil bir yarışımcı ruha sahip bireylerin düzensiz ve karmaşa dolu bir toplum oluşturacağının farkında mıyız? Farkında olabilmek için öncelikle yalnız dış dünyamıza ve menfaatimize ilişkin şeyleri değil, iç yaşamımıza ilişkin şeyleri de açıkça görebilmeliyiz. Bunun için de insan, önce nefis bilgisini, yani kendini tanıma bilgisini gerçekleştirmelidir. Hz.Muammedaleyhisselam, gerçek dindarlığın Yaratanı tanımak olduğunu, bunun da ancak insanın kendisini tanımakla mümkün olabileceğini şöyle söylemişlerdir: ‘Kim kendini/ nefsini tanırsa Rabbini da tanımış olur’.
 
İnsanın kendisini tanımanın yolu eğitmekle mümkün olur. Kendini eğitmek bilgeliğin başlangıcıdır. Bilgelik kitaplarda değildir, başka herhangi bir şeyde de değildir, kendi bencil, dar, bozulmuş zihnimizi her gün tekrarladığımız dualarımızın ve ibadetlerimizin ıslah edememiş olmasıdır. Bunun da en önemli sebebi Yaratıcı ile sözcükler düzeyinde tanışık olmamızdır. Aslında sözcük Yaratıcının kendisi değildir. Kaldı ki ibadetlerimizde ve çoğu dualarımızda okuduğumuz, tekrarladığımız sözcükleri zihinlerimiz algılamamakta, alışıla gelmiş sözcüklerin ve duaların kuru bir tekrarından ibaret olmaktadır. Onun için de dua eden bir insan, eli başkasının cebinde olan bir insan gibidir. İş adamları, siyasetçiler ve tüm toplum barış için, iyiliğin egemen olması için dua ediyor; ama yaptıkları çoğu şey savaşı, nefreti, düşmanlığı ve bencilliği doğuruyor. Dua, istemeye hakkımız olmayan şeyi istemek değildir. Gerçekten yaşamımız erdemli değilse, içimiz, dışımız bayağı ise, hak etmediğimiz halde olağanüstü bir şey istiyorsak; Yaratıcıya tapmamıza rağmen, yaşantımız, varlığımız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz İlahi değilse Hakk neylesin bizimle. Allah sözünü sürekli söylememize rağmen başka insanları sömürüyoruz; yeterince camilerimiz ve ibadethanelerimiz olmasına rağmen yine de mabetler yapıyoruz, zengin oldukça daha çok cami yapıyoruz ama yine de Yüce Hakikati bulamıyoruz. Sefaletin, yoksulluğun, savaşların, barışın olmamasının sorumlusu biz olmamıza rağmen, bunun düzeltilmesini Hakk’a niyazda arıyoruz. Kanımca bunun sebebi krizin kalbimizde ve zihnimizde olmasıdır. Böyle Karmaşık bir zihnin egemen olduğu bir toplumda geleneksel dindar olunur ama gerçek dindar olmak çok zor diye düşünüyorum.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV