banner153
21 Ekim 2019 Pazartesi

EDEBİYAT ALEMİMİZDE ÖLÜMLER-2

26 Haziran 2019, 07:50
Bu makale 163 kez okundu
EDEBİYAT ALEMİMİZDE ÖLÜMLER-2
KADİR ÖZDAMARLAR
Recaizade Mahmut Ekrem ile Halit Ziya Uşaklıgil’in çocuklarından bazıları çok erken yaşta ölmüşlerdi. Bu beklenmeyen ölümleri karşısında çaresizliklerini, bazen şiir olarak, bazen hatırat olarak anlatılarından faydalanarak dile getirmeye çalışmıştım. Kaldı ki bu sadece R.Mahmut Ekrem ‘in başına gelmemiştir. Her insan için mukadder bir olaydır. Her fani için olduğu gibi edebiyat dünyası temsilcileriiçin de geçerlidir. İnsanlarımızda ölümler genelde edebî bir tür olarak “ağıtlar” la ifade edilirken klasik şiirimizde ise Ancak onlarda ölüm konusu “mersiye” türü ile ele alınmıştır. Mersiyeler bazen ölenin kaybından doğan teessürü ifade etmek, bazen ölen kişinin meziyetlerini (yiğitliğini, cömertliğini, kahramanlığını) ifade etmek için yazılır.
Edebiyatımızda en ünlü mersiyeler Fuzûlî’ninHadikatü’s-Süeda(Seyyitler Bahçesi) s ile Bâkî’nin Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine yazdığı mersiyedir.
Meşhur sözdür: Babalar da ağlar. Zaman içerisinde babalar da ölen yavruları için şiirler yazmıştır. Bunlardan bazıları da edebiyata mal olmuştur. Geçen hafta bu konuda bir denememiz olmuştu.
Namık Kemal R. M. Ekrem Abdulhak Hamid T. Fikret ve Haluk Peyami Safa Recaizade Mahmut Ekrem ile Halit Ziya Uşaklıgil’in çocuklarından bazıları çok erken yaşta ölmüşlerdi. Bu beklenmeyen ölümleri karşısında çaresizliklerini, bazen şiir olarak, bazen hatırat olarak anlatılarından faydalanarak dile getirmeye çalışmıştım.
Konuya devamda fayda görüyorum.
Türk edebiyatının şöhretli ismi Namık Kemal ile Racaizade Mahmut Ekrem’in arası çok iyi olmuştur. Namık Kemal doğan oğluna dostu R. M. Ekrem’in Ekrem adını vermişti. Ekrem doğduğunda Recaizade Mahmut Ekrem, üstadı Namık Kemal’den doğan oğlu adına bir kıta yazmasını istedi. O da aynı yıl doğan N.Kemal’in torunu Muvaffak (Menemencioğlu) için yazacaktı.
Evlerden ölüm eksik olmuyordu!
Ekrem’in oğlu Cezmi (N. Kemal’in Cezmi adlı romanından almıştı) müzik öğretmenine aşıktı. Aşkına karşılık bulamamıştı. Sonunda tabancasını kafasına dayayıp, intihar etmişti.
Bu aile için bir yıkım olmuştu. Acaba Namık Kemal:
Olmaz ilâç sine-i sad-pâreme
Çare bulunmaz bilirim yâreme
Baksa tabîbân-ı cihan çareme
Çare bulunmaz bilirim yâreme
Adlı şiiri bu talihsiz torunu için mi yazmıştı?
Evlat acısı çeken bir sanatçımız da Tevfik Fikret’tir. Acılı günlerinde R.Mahmut Ekrem’e en çok teselli verenlerden biri de Halit Ziya Uşaklıgil yanında Tevfik Fikret’tir. Oğlu Haluk’un çok enteresan ve ibretli din değiştirme hikayesi meşhurdur.
Haluk, Fikret için model bir gençlik olmalıydı. ”Haluk’un Amentüsü” çağdaş gençliğin manifestosu idi. Fakat Haluk 18 yaşında okumaya gittiği yurt dışında din değiştirdi ve Hıristiyan oldu. O kadar çok tepki aldı ki ne babasının cenazesine, ne mezarına ne de yurduna gelebildi! Bu sebeple T. Fikret de evlat acısı çeken babalardan biri oldu.
Konu konuyu açıyor…
R.Mahmut Ekrem’e çevresinde teselli veren, destek veren Halit Ziya, T.Fikret yanında bir kişi daha vardı: Şair İsmail Safa. Araştırıyoruz ki İsmail Safa R. M. Ekremin oğlu Nijat Ekrem ile kardeşi Ercümet Ekrem’in yazı hocasıdır. İki öğrencisini de çok sevdiğini öğreniyoruz. Nijat’ın ölümünden bir yıl önce İsmail Safa’nın oğlu Peyami Safa doğmuştu. (!899)Bu ismi, İsmail Safa Sivas’ta sürgünde iken Tevfik Fikret koymuştu. Babası Sivas’ta vefat ettiğinde Peyami Safa iki yaşında idi ve babasının arkadaşları tarafından yetiştirilmişti. Kendisi de yıllar sonra evlat acısı yaşayacaktı.
Peyami Safa biricik oğlu Merve Safa, askerdeyken hastalandı, kurtulamadı ve vefat etti. Merve ve Safa; Mekke’de iki kutsal tepenin adıdır.”Kutsalını” kaybeden Peyami Safa, oğlunun ölümünden üç buçuk ay sonra hayata veda etti.
Şair-i azam Abdulhak Hamid aynı acıyı kendisi de yaşayacaktı. Abdulhak Hüseyin tek çocuğuydu. Maslahatgüzardı. Öldüğünü kendisinden 4 ay gizlediler. Dostları “inme gelmesin” düşüncesiyle alıştırarak söylemeyi tercih etmişlerdi ve kendisine sürekli: ”Abdulhak Hüseyin amansız hastalıkla mücadele ediyor”, demişlerdi.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile ABD ilişkileri gerginleşince Babıali maslahatgüzar Abdulhak Hüseyin’e elçiliği kapatarak yurda dönmesini istedi. Fakat çok hasta olan Abdulhak Hüseyin hastaydı; dönmedi, dönemedi. Hastalığına inanılmadı, maaşı kesildi. Ancak ölünce Osmanlı devleti olayın doğruluğuna inandı.
Abdulhak Hüseyin’i umursamayan devlet Hamid’in kızlarına da sahip çıkmamıştır. Yvonne Hindiye ileCynthiaSindiye’nin torunları İngiltere’de acaba şimdi ne yapmaktalar acaba? Abdulhak Hamid oğlunun ölümü yanında, yıllardır görev yaptığı devletin biricik evladına sahip çıkmamasını ömrü boyunca affetmediği söylenir!
Bir diğer değerimiz ise Samih Rıfat’tır. Şair, yazar, gazeteci, milletvekili, Türk Dil Kurumu ilk Başkanı… İlk eşi Saliha Hanım’dan iki çocuğu oldu: Hatif ve Zeynep. Bu eşi ölünce Nazım Hikmet’in teyzesi Münevver Hanımla evlendi. Şair Oktay Rıfat’ın annesi bu kadındır.
S. Rıfat Hatif üzerinde titriyordu. Hatif’te babası gibi müziğe büyük bir ilgi duyuyordu. Çok iyi tambur çalıyordu. Babası tarafından Musevi Alyans Mektebi’ne daha sonra da Viyana’ya gönderildi. Tambur aşkı her yıl büyüdü ve Tamburî Cemil’in öğrencisi oldu. Amcası Ali Rıfat Çağatay İstiklal Marşı’nın ilk bestecisi idi. Amcasının konserlerinde tanburu ile eşlik etti.
Çalışma hayatına atılacağı sırada verem oldu, kurtarılamadı, öldü. Ölümünden sonra Samih Rıfat ve kardeşi Ali Rıfat bir daha tamburlarını ele almadılar.
Yeni bir doğum “ölüm” de, ne hikmetler vardır. Evet! Allah’a gideceğiz ama gidenler sadece kendileri gitmiyor, hatıraları da götürüyor. Onlardan ayrılmak da çok zor oluyor. Bu da hayatın bir gerçeği!
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV