banner87
23 Ekim 2018 Salı

EĞİTİM-ÖĞRETİM SİSTEMİNDE NEREDEN NERELERE GELDİK!

06 Ağustos 2018, 00:05
Bu makale 162 kez okundu
EĞİTİM-ÖĞRETİM SİSTEMİNDE NEREDEN NERELERE GELDİK!
ABDULKADİR YUVALI
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, daha milli mücadele sürecinde; birincisi Ankara’da MAARİF ŞURASI, ikincisi de toplantının yapılmış olduğu şehrimizden adını almış olan İZMİR İKTİSAT KONGRESİDİR. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin temeli hiç şüphesiz verilmiş olan milli mücadele ile atılmışsa da bu büyük hareketi taçlandırma konusu eğitim ve iktisat ile mümkün olmuştur. Ankara’da toplanmış olan Maarif Şurasının üyeleri, ülkemizdeki okullarımızı temsil etmiş olan eğitimcilerdi. Türk eğitim-öğretim sisteminin temeli, toplanmış olan maarif şurasında alınmış olan kararlar merkezli atılmıştı. Söz konusu eğitim toplantısına dünyanın değişik veya güç merkezlerinden uzmanlar davet edilmemiştir. Bu yüzden eğitim sistemimiz milli, çağdaş ve evrensel değerler merkezli kurulmuştur.
Türk eğitim-öğretim sisteminin değişmezleri denildiğinde akla ilk gelen özellikleri arasında; Milli, Laik, Çağdaş ve evrensel değerler akla gelmektedir. Zira Türk Milleti, vatanını düşmanların işgalinden kurtarmak için başlatmış olduğu seferberlikten başarıyla çıktıktan sonra eğitim ve iktisat seferberliklerini birlikte ve bir arada başlatmıştır. Türk Milleti, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde, biri biri ardınca Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal savaşları boyunca yaklaşık olarak 20 yıl civarında aralıksız savaşlarla dolu bir dönem yaşamıştır. Bu mücadelelere bağlı olarak, başta insan unsuru olmak üzere hemen her bakımdan bir seri tahribatları bir arada yaşamıştır. Bu yüzden Türkiye cumhuriyeti, her konuda ve meslek dalında yetişmiş insana gücüne ihtiyacı olduğu için öncelikleri eğitim, üretim ve sanayileşme olmuştur. Ancak üretim ve sanayileşmenin olmazsa olmazı insan olduğu için önceliği eğitim olmuştur.
Türk eğitim sisteminde, önceliğin Harf İnkılâbı ve Tevhidi Tedrisat Kanununa verilmiş olması doğru ve yerinde bir karardır. Zira her hadise ve atılmış olan adımlara kendi penceresinden bakılması doğru ve yerinde bir uygulamadır. Türkiye Cumhuriyeti, üretimi o günün şartlarında üretime “Köylü Milletin Efendisi” diyerek tarım-hayvancılıktan başlamıştır. Bu düşünceyle köylerimizdeki okul sayılarımız artırılmış ve Köy okullarımız için KÖY ÖĞRETMEN OKULLARI açılmış ve zaman içinde KÖY ENSTİTÜLERİ olarak gelişmesini sürdürmüştür. Dönemin Milli Eğitim Bakanlarından rahmetli Mustafa Necati Bey, eğitim konusunda büyük başarılara imza atmıştır. Arı geçen Maarif Vekili; ”ekonomik durumuz elvermiş olsa, TBMM üyelerimize ödenmekte olan maaş kadar öğretmenlerimize maaş öderdik” mealinde veciz sözü eğitimin lokomotifi konumundaki öğretmenlik mesleğine bakışının ifadesi olmalıdır. Ancak kendi döneminde, köylerimizdeki öğretmenlerimizin maaşları, Maarif Vekâletindeki Şube Müdürü ile denk olabilmiştir. Bu dönemin bir özelliği de Maarif Vekâletinin hiçbir biriminde yabancı uzmanlara ihtiyaç duyulmamış olmasıdır.
Türk eğitim-öğretim sisteminin millilik karakterinin 1940’lı yıllardan itibaren sürekli olarak yabancı kaynaklardan beslenen akımların etkisi altında kaldığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Zira Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, dönemindeki müfredat ve programların özellikle de ders kitaplarının değiştirilmesi sürecinde o dönemlerde yaygın olan Hümanist bir yaklaşım söz konusu olmuştur. Buradaki hümanist (insan sevgisi) anlayış bir insan sevgisinden farklı olarak bir Yunan kültür-medeniyetine olan tutku olduğu için tehlikeli olmuştur. İlk olarak Atatürk döneminde  hazırlanmış olan  ilk,orta ve lise tarih ders kitaplarının konuları  (Yunan tarihi,kültür-medeniyeti,sanatı vb.) %30,40’lara varan oranlarda yer verilmesi gibi anlamsız uygulamalar maalesef 1970’li yıllara kadar devam etmiş olması büyük bir talihsizlik olmuştur.
            Türk eğitim-öğretim sistemindeki sözde yenileştirme adı altında milli ve çağdaş özelliğinden uzaklaştırılmış olduğu çıplak gözle bile görülmektedir. Türk eğitim tarihinde; YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULLARI, ERKEK TEKNİK YÜKSEK ÖĞRETMEN OKULLARININ siyasi mülahazalarla kapatılmış olmaları, EĞİTİM ENSTİTÜLERİNİN yine aynı gerekçelerle üç yıllık eğitim sürelerinin üç ay hatta 40 günlük eğitimlerle eğitim sisteminin sulandırılması eğitim tarihimizin kara sayfaları olarak kalacaktır. Aynı şekilde Ankara Üniversitesi bünyesinde açılmış olan EĞİTİM FAKÜLTESİ, ortaöğretim kurumları için eğitim uzmanı (rehberlik, danışmanlık vb.) yetiştirme düşüncesiyle açılmıştı. Daha sonraki yıllarda Eğitim Enstitüleri misali ortaöğretim kurumlarının meslek ve branş öğretmenleri yetiştiren eğitim kurumu olarak değiştirilmiştir. Çünkü öğretmen okulları da diğer meslek okulları misali kapatılmış ve Öğretmen Meslek Liseleri açılmıştır. Bu arada okullarımızdaki öğretmen ihtiyacını karşılama düşüncesiyle, üniversite mezunu (hangi dalda olursa olsun) herkes ortaöğretim kurumlarına hatta sınıf öğretmenliğine atanmış olmaları gibi bir garabet örneğine de şahit olunmuştur.
            Türk eğitim-öğretim hayatımızdaki en büyük kırılmaların son 16 yıl içinde aynı siyasi partinin tek başına iktidar olduğu süreçte yaşanmıştır. Bu dönemin dikkat çeken özelliği her gelen MİLLİ EĞİTİM BAKANININ bir önceki bakan arkadaşının uygulamalarını ciddi manada eleştirmesi ve hatta çoğu zaman üst düzey bürokratlarıyla birlikte EĞİTİM SİSTEMİNİ DEĞİŞTİRMİŞ olmasıdır. Bu gibi uygulamalarda önce eleştiriler, takiben getirilecek olan yenilikler yani yapılacak değişikliklerin yüksek faziletlerinden söz edilmesi olmuştur. Bu dönemdeki eğitim bakanlarından bazılarının eğitimci hatta akademisyen olmaları da ayrı bir konudur. Bakanların bir özellikleri de,Fetö Terör Örgütünün foyası ortaya çıkıncaya kadar eğitim kurumları,üniversiteler ile YÖK ve bağlı birimler adı geçen örgütünün  faaliyet  sahası  gibi  görülmüştür.Üniversite şehirlerimizde hızla artan öğrenci  kontenjanlarına rağmen Kredi Ve Yurtlar Kurumu neredeyse  öğrenci yurdu inşaatları  geri plana atılmış ve üniversite  öğrencileri cemaat yurtlarına  muhtaç konuma itilmişlerdir.Söz konusu bakan ve üst düzey yöneticilerin  bu tür  davranışlarının bir ihmalin ötesindeki   anlayış olduğu aşikâr değil mi?  Medya bilgilerine göre,Danıştay’ın bir velinin şikâyeti üzerine MEB ile Ensar Vakfı arasında imzalanmış olan protokolün yürütmesini durdurmuş olması bir yanlıştan dönüş olmuştur.Bu karar  dolayısıyla  ilgililerin yargılanmaları veya sorgulanmaları gerekmez mi?
            Son 16 yılda yine medya kayıtlarına göre,14defa değiştirilmiş olan eğitim sisteminin bugünkü hali tek kelimeyle yürekler acısı değil mi? Zira 2012 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı “Eğitimdeki Kaliteyi Artırmak” düşüncesiyle 4+4+4 sistemi eğitim hayatında ciddi manada tahribata yol açmıştır. Sayın eğitim bakanı, bu sistemi bir okulda veya bir şehirde uyguladıktan sonra gündeme taşımış olsaydı yüz binlerce öğrencimiz mağdur olmayabilirdi. Hiç şüphesiz eğitimdeki başarıyı sadece üniversite sınavlarındaki sonuçlarla izah etmemiz mümkün olmasa da bir ölçü olması bakımından medyadaki bilgileri paylaşmak istiyorum. Konuyu 2010 yılından itibaren ele alacak olursak;
            2010 yılında iki aşamalı uygulamanın ilk oturumunda,40 Matematik sorusundan adaylar ortalama 14,2 doğru cevap vermişlerdir. YGS adı verilen ikinci oturumda 40 matematik sorusunun doğru cevap ortalaması 11,4 olmuştur.2011,2012 ve 2013 yılındaki 40 matematik sorusuna verilmiş olan doğru cevap ortalaması 7,5 yani yaklaşık 5 puana yakın bir düşüş vardır. Meşhur 4+4+4 sisteminin mezunlarının katılmış olduğu 2016 yılındaki sınavlarda YGS’ de 40 Matematik sorusunun doğru ortalamasa 7,8’dir. 2017 yılı üniversite sınavlarında ilk oturumda 40 Matematik sorusunun doğru ortalaması 5,1’dir. 2018 yılında ilk defa uygulanan YKS’ de; 40 bin öğrenci yarım net sınırını aşamadı ve sıfır aldılar. Aynı sınavda 511 bin öğrenci Temel Yeterlilik Testinde TYT’ de 150 puan barajını geçemedi ve haliyle elendiler. Aynı sınavın ikinci oturumunda; Türk Dili ve Edebiyatından sorulan 24 soruya 4,7, Tarih soruları (10) sadece 1,6 doğru cevap, Coğrafya 6 soruda 2,2 ve Matematik 40 soruda 3,9;Felsefe 12 soruda 2,01;Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 6 soruda 2,09;Fizik 14 soruda,0,4;Kimya 13 soruda 1,1 ve Biyoloji 13 soruda 1,6 ortalama doğru cevap verilmiştir.
            Bu güzel ülkenin güzel evlatları, Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinin her türlü yokluğu ve çekilen sıkıntılara rağmen, milli, çağdaş, laik ve evrensel değerleri verebilen öğretmenlerimiz v e hergelen bakanımızın sistem değiştirmediği bir dönemi gerilerde bıraktık. Bugün gelinen noktada; Bu süreçte görev yapmış Milli Eğitim Bakanları ile üst düzey yöneticilerimiz söz konusu başarısızlığın birinci, ikinci ve üçüncü derecede sorumluları olmadıkları söylenebilir mi? Ayrıca söz konusu başarıda ülkemizdeki özel okulların öğrencileri de bu sıralamaya dâhildir. Bize göre, eğitimde sistemin değiştirilmesi geniş katılımlı EĞİTİM ŞURALARINDA alınmış olan kararların ışığında ve okul, şehir vb. denemelerden sonra genele uygulanmalıydı. Bu sürecin öğrencileri, sistemi savunan bakanlardan, bürokratlardan, okul müdürleriyle öğretmenlerinden kiki dünyada da davacı olmadıkları söylenebilir mi? Beyler! ben yaptım oldu demenin de bir vebali vardır.Ama  bütün bu başarısızlıklardan sorumlu olanlardan bir tanesi bile benim kusurum var diye görevinden istifa etme davranışını sergileyebildiler mi?
            Yeni dönemde Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilmiş olan Sayın Bakanımız Prof.Dr. Zıya SELÇUK, her şeyden önce başarılı bir eğitim bilimcisi, eğitimci olduğu için bu çıkmazdan eğitim kurumlarımızın kurtulması düşüncesiyle atacağı adımları, olumlu kararları bekliyor kendilerine ve kuracakları ekibe başarılar diliyoruz. Temennimiz önceki başarısız bakanların sıralamasında adlarının geçmemesidir. Saygılarımla. ayuvali48@gmail.com  

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV