banner153
21 Kasım 2019 Perşembe

ENDÜLÜS'TE SON

04 Kasım 2019, 09:44
Bu makale 352 kez okundu
ENDÜLÜS'TE SON
KEMALETTİN TEKİNSOY
711 yılında Tarık bin Ziyad komutasında Cebeli Tarık boğazını geçerek İspanyayı bir uçtan bir uca fethetmiş olan Müslümanlar, 1492 yılında, tam sekiz yüzyılın sonunda İber yarımadasından sürülüp çıkartıldılar.
1492 yılında İspanya kralı Ferdinand ve Kraliçe İsabella'nın ordularının Avrupalı Hristiyanlar adına İspanyayı yeniden fethetmeleri ile birlikte Endülüs'ten göç etmek zorunda kalan Müslümanlar büyük zorluklar yaşadılar. Yüzlerce yıl mesken tuttukları, evleri, mahalleleri, şehirleri, camileri, bağ ve bahçelerini terk etmek zorunda kaldılar. Çeşitli sebeplerle gitmeyenler veya gidemeyenler kaldıkları bölgelerde Hristiyan olmaya zorlandılar. Zahirde Hristiyanlık'ı kabul etmek zorunda kalanlara "Yeni Hristiyanlar" (Cristianos Nuevos) adı verildi.
*****
Müslümanların İslam'ı terk edip Hristiyan olması için zorlayıcı tedbirler de uygulandı. İslami esaslara göre hayvan kesimi yapan mezbahalar ve kasaplar kapatıldı. İslami ibadetler, özellikle namaz ve oruç, Arapça isimler, kadınların İslami kurallara göre giyinmesi, tesettür, çocukların sünnet ettirilmesi, evlerde Kur'an ve Arapça kitap bulundurulması vb uygulamalara yasak getirildi. Bunlara uymayanlar ağır bir şekilde cezalandırıldı. Cuma günü evini temizleyen yahut ağzından "Allah" "Muhammed" gibi lafızlar çıkan kişiler derhal engizisyon mahkemelerine sevk edildi. Suçlu bulunanlar para cezası, mal müsaderesi, sürgün, kürek mahkumiyeti ve diri diri yakılma gibi ağır cezalara çarptırıldı.
Müslümanlar gibi Yahudiler de kitleler halinde Endülüs topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Bazıları Avrupa'nın diğer bölgelerine kaçarken, önemli bir kısmı tıpkı Müslümanlar gibi Tunus ve Cezayir'e, ardından Selanik'e geldiler. Osmanlı Devleti'nin İspanyol Yahudilerini Selanik'e yerleştirme politikası, hem Osmanlı-Yahudi ilişkileri hem de Selanik'in şehir tarihi açısından tarihin önemli dönüm noktalarından biridir. Selanik'e gelen Yahudiler kısa süre içerisinde şehrin ticaret, zanaat ve kültür hayatının bir parçası oldular. 1667-1668 yıllarında Selanik'i ziyaret eden Evliya Çelebi, şehirde meskun bulunan Yahudilerden "sanki yüzlerce yıldır orada bulunmuş bir topluluk gibi" diye bahseder.
*****
Endülüs Müslümanları ve Yahudileri için her şey 1492 yılında son bulmadı. Güney İspanya'da yoğunlaşan Müslümanların var olma mücadelesi 1609 yılına kadar devam etti. Endülüslü Müslümanlar 1492 yılında üç tercihle karşı karşıyaydılar: Hicret, zorla Hristiyan olma yahut ölüm. Bu alternatiflerin hepsi 1609 yılına kadar çeşitli biçimlerde gerçekleşti. 1609 ila 1614 yılları arasında sadece Tunus ve Cezayir'e yüz bin, toplamda ise takriben beş yüz bin Müslüman'ın Endülüs'ten göç etmek zorunda bırakıldığı tahmin ediliyor.
Endülüs Müslümanları 1496 yılından başlayarak o zamanın güçlü İslam Devletlerine yardım için başvurdular. İstanbul ile Endülüs Müslümanları arasındaki elçi ve mektup alışverişi Kanuni Süleyman dönemi de dahil olmak üzere 17. yüzyılın başına kadar devam etmiştir. 1496 yılında Memluk Sultan'ının, 1487 yılında Osmanlı Sultanı II. Bayezid'in yardım için huzuruna çıktılar. Endülüs elçisi son çare olarak Osmanlı Sultan'ından daha önce eşine rastlanmamış bir talepte bulundu ve İspanya Krallığı üzerinde baskı oluşturmak için, kendilerine yapılan muamelenin aynısının Osmanlı idaresindeki Hristiyan'lara yapılmasını istedi.
Ümit edilen, böyle bir baskının İspanya Kralını harekete geçirmesi ve zorlayıcı politikaları terk etmesiydi. Fakat Osmanlı millet sistemi ve azınlık hukuku böyle bir uygulamaya imkan tanımaz, devletin kendi tebaasını Hristiyan olduğu için "rehin" alması da söz konusu olamazdı. Bu cümleler batı medeniyeti karşısında ezik yetişen şimdiki nesillere umarım, 5-6 asır önceki batı medeniyetinin ve İslam medeniyetinin bir kıyaslamasını yapma imkanı verir.
*****
Öte yandan Osmanlılar, Akdeniz'de hakim güç olabilmek için daha bir asır daha beklemek zorundaydı. Aynı yıllarda cereyan etmekte olan "Cem Sultan" hadisesi ve Osmanlıların Memluk'larla olan ihtilafları da Bayezid'in hareket alanını daraltmaktaydı. Yine de Bayezid, Kastilya Kralına ve Kraliçesine bir mektup göndererek, Endülüs Müslümanlarına yönelik baskı ve sürgün politikasından vaz geçmelerini talep etti.
1609 yılına gelindiğinde İspanya Kardinali bütün Endülüs Müslümanlarının "şüpheli bir grup" olarak öldürülmeleri veya İspanyadan sürülmeleri için son fetvasını verdi. Bu fetvadan sonra Endülüs Müslümanları bir topluluk olarak gittikçe zayıfladılar ve dini-kültürel manada asimile oldular. Evlerin alt katlarında, çatı aralarında Arapça harflerle fakat Romanca ve İspanyolca olarak yazılmış bir kaç ilmihal ve tarih kitabından ibaret de olsa varlığını sürdüren İslam, bir kaç nesil sonra bütünüyle ortadan kalkacaktır. Bu tür eserlerin son örneği Segovia müftüsü İsa de Gebir'in kaleme aldığı "Kitap Segoviano" olarak da bilinen ilmihal kitabıdır. Engizisyon mahkemeleri bu eserleri öylesine sıkı bir kovuşturmaya tabi tuttu ki 19. yüzyıla kadar bu kitapların varlığı dahi Müslümanların başına bela oldu. Bir kısmı toplu olarak yakılmaktan son anda kurtarıldı.
Dini irşat ve eğitim faaliyetlerinin giderek imkansız hale gelmesi ve dini kitapların ortadan kalkması neticesinde yeni yetişen Müslüman nesiller dinlerini ve geleneklerini unuttular. 18. yüzyıla gelindiğinde "dünyanın süsü" olan Endülüs'ten geriye neredeyse hiç bir şey kalmadı.(1)
*****
756 yılında kurulan Endülüs Emevi Devleti, 1031 yılına kadar yaklaşık üç yüz yıl çok görkemli bir medeniyet ve birlikte yaşama kültürü geliştirdi. Zamanla birlik ve beraberlikleri bozuldu, fitne ve ihtilaf baş gösterdi. Büyük Endülüs Devleti şehir devletçiklerine bölündü. Birbirlerine karşı acımasız mücadelelere giriştiler. Uzun süren savaşlar neticesinde Gırnata (bu günkü Granada) şehrinin son Sultanı Ebu Abdullah, Hristiyan'ların teslim olmaları halinde kimseye bir şey olmayacak vaadine inanarak şehri teslim etti. Bunun sonucu olarak da şehri terk ettiler.
Devletin son hükümdarı şehre hakim bir tepenin başında durarak son bir kez arkasını döndü ve gözünden yaşlar gelirken ona söylenebilecek en ağır sözleri yanı başında duran annesi söyledi; "Ağla oğlum ağla, Erkekler gibi savaşmadın sana şimdi kadınlar gibi ağlamak yaraşır."
Bu gün bir İspanya gezisine çıkacak ve Kurtuba, İşbiliye veya Granada gibi Endülüs medeniyetinin zirvesi kentlere yolunuzu düşürecek olursanız halen ayakta kalan çok kısıtlı sayıdaki sarayların, camilerin, kütüphanelerin, mimarileri, süsleme sanatları bu gün dahi gözlerinizi kamaştıracaktır. Taş ve mermer süsleme sanatı ve her süslemenin içerisine özenle yerleştirilmiş olan "La Galibe İllallah- Allahtan başka galip yoktur" lafzı hafızanıza silinmez bir şekilde nakşolunacaktır
Haftaya birlikte olmak dileğiyle sağlık ve mutluluklar diliyorum.
1- İbrahim Kalın-Ben, Öteki ve Ötesi-2018/İstanbul
 
 
 
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV