banner167
banner165
22 Ocak 2021 Cuma

ERCİYES'İ NE KADAR TANIYORUZ?

24 Kasım 2020, 07:20
Bu makale 425 kez okundu
ERCİYES'İ NE KADAR TANIYORUZ?
KADİR DAYIOĞLU
Eteklerinde oturup keyif çattığımız Erciyes’i yeterince tanıyor muyuz? Tamamen sönmüş volkan mı? Yoksa, bir gün kükremesi mümkün mü? Jeologlar, Erciyes’in oluşmaya başladığı yılları, 20 milyon yıl gerilere götürüyor. Tabii, bu, yer kürenin oluşumu için geçen 4,5 milyar yılın yanında “cim karnında bir nokta” bile değil. O nedenle, jeolojik zamanlardan söz edilirken, 70-80 yıllık insan ömrünü kıyas etmeyelim.
 
Günümüze doğru milyon yıllarda bir, çok kez Erciyes “patlamış”, bugün civarındaki fiziki coğrafya oluşmuş. Küçük Kızıltepe, Büyük Kızıltepe, Ali Dağı, Koramaz, Koçdağı, Lifos vs. bu patlamaların sonucuymuş…
***
Miladi yılların başlarında, ünlü gezgin/tarihçi Amasyalı Strabon, Erciyes ve eteklerinde lavların, lav fışkırmalarını olduğunu bize bildiriyor. Ama bize anlatılanlar, Erciyes’in “sönmüş bir volkan” olduğu doğrultusunda. Acaba gerçekten öyle mi?
 
İşte bu gün sizlerle Dr. Cengiz KAYACILAR’ın (İçDoğa Federasyonu / Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü), Ulusal Doğa ve Kültür Belgeselleri Derneği (Doğabel) sitesinden aldığım bir makaleyi, özetleyerek paylaşıyorum. Bakalım durum neymiş?
***
Her dağa “Tanrı” olmak nasip olmadı. İnsanoğlu tarihi boyunca doğa üstü bir güce sığınmak ve çaresiz kaldığında ondan yardım dilemek ihtiyacını hep duydu. Binlerce yıl, bu manevi gücün doğadaki en heybetli mekanlarda yaşadığına inanıldı. Her bir “Tanrısal” doğa parçası, insanoğlunun gelip etrafına yerleşmesine ve tapınmasına sahne oldu.
***
(…)Tam bu noktada bir anımı paylaşayım… Mustafa Yıldırım Kayseri Valisi… Ben de Kayseri Sanayi Odası’nda Başkan Danışmanı… Kayseri ile ilgili bir belgesel hazırlattık… Vali Beye, senaryoyu tanıtmak istedik. Huzura vardık… Şöyle bir açtı, sayfaları… Orada, daha girişte; yukarıdaki gibi; “Tanrılar dağı!” hitabını görünce; “Bunu silin, böyle başlamasın, zira zor durumda kalırız!” tepkisini verdi. Korkmuştu, “mahalle tepkisinden”, Valimiz.
***
Neyse, biz devam edelim alıntımıza: Bilinen ilk ismiyle Argaios. Türk kültürüyle yoğrularak günümüze gelen ismiyle Erciyes… Medeniyetlerin beşiği ve bereketli topraklar ülkesi Anadolu’nun kalp yerinden yükselen Kutsal Dağ
 
(…)Anadolu platosuna ulaşan ilk göçebeler, ormanlar ve göllerle kaplı bu bereketli topraklarda aradıkları yaşam kaynağını buldular. Onları, bu zengin toprakların ortasında tek başına “ilahi bir kült heykeli” gibi duran Erciyes karşıladı. İlk defa bu kadar yüksek bir dağ gördüler. Hem de gürültüler eşliğinde alevler ve dumanlar püskürten bir dağ. Yeni ülkelerinin sahibi ve etrafına sunduğu bereketiyle onları kutsayacak olan “ilah” karşılarında duruyordu.
 
Sivas’tan Pozantı’ya kadar uzanan Orta Anadolu Fay Zonu üzerinde, yer kabuğundaki kırılmalara bağlı olarak başlayan şiddetli bir volkanizmanın ürünü Erciyes. (…)Erciyes, uzun uyku dönemlerinden sonra şiddetli indifalar ile yeniden faaliyete geçen bir strato-volkan yapısına sahip. İç Anadolu bozkırının ortasında uzaktan yalnız bir volkan gibi görünmesine rağmen, aslında etrafındaki 70’e yakın irili ufaklı volkan konisiyle bir “Volkan Topluluğu” özelliğinde.
 
Bu volkan ülkesinde, tarihsel dönem boyunca volkanik faaliyetlerin devam ettiği biliniyor. Günümüzde uykusuna devam etmesine rağmen, birçok ders kitabında yazıldığı gibi “sönmüş” bir volkan değil Erciyes… Kendisini meydana getiren tektonik hareketler bütün şiddetiyle devam ediyor. Dolayısıyla “Kutsal Dağ”’ın bir gün uykusundan uyanması pek mümkün.
 
Bu ciddi doğal afet riskine rağmen Erciyes’in etrafı, tarihi süreç boyunca insanın ısrarla yerleşmeye devam ettiği yoğun nüfus bölgelerinden biri olagelmiş. (…)Özellikle İç Anadolu ikliminin giderek kuraklaşan bir değişime uğramaya başlaması ve stepik karasal bir karakter kazanması, Erciyes çevresinin önemini daha da arttırmış.
 
Günümüzde, bölge ikliminin neredeyse çölümsü step sınırına yaklaşması ve insan eliyle mevcut yer altı ve yer üstü su kaynaklarının hızla tüketilmesi gibi nedenlerle Erciyes’in etrafı su fakiri bir bölge haline dönüşmekte. Eğer Erciyes, Melendiz ve Hasandağı volkan dizisi olmasaydı bölge çoktan bir çöle dönüşmüştü bile… Torosları yaran Gülek, Ecemiş ve Zamantı boğazları Akdeniz’den gelen nemli havanın iç kısımlara sokulabildiği doğal koridorlardır.
 
Doğal süreçlerin insan hayatını olumsuz etkileyen gelişmeleri yanında, giderek tahripkar olmaya başlayan insan etkinlikleri de Erciyes Dağı’nı bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarıyor. Dağ stepleri ve alpin çayırlardaki aşırı hayvan otlatmaları, verimli otlak alanlarının dikenli ve acı ot türleri ile kaplanmasına sebep oluyor.
 
(…)Kış turizminin tadı damakta bırakan rantı, Tekir Yaylası’nın büyük bir iştahla betonlaştırılmasına sebep oluyor. Erciyes’e ekolojik değil ekonomik bir gözle bakanlar, sadece kullanmayı düşünüp “korumayı” akıllarına bile getirmiyor.
 
Oysa Erciyes, etrafındaki geniş bozkırın ortasında izole olmuş muhteşem bir dağ ekosistemine sahip. Doğa bilimciler onu “Ekolojik Ada” diye tanımlıyor. Tarihi dönemde yoğun ormanlarla kaplı olduğu, günümüze kalan kalıntı ağaç topluluklarından anlaşılıyor. Meşe türleri, Huş, Titrek Kavak, Menengiç, Karaağaç, Akçaağaç, Ahlat, Alıç, Çitlenbik, Sumak, Üvez, Ardıç gibi ağaçlar tek tük yaşam savaşı veriyor.
 
 (…)Ne yazık ki günümüzde Erciyes’in bu doğal zenginliğinden eser kalmamış. Dr. Cem Vural’ın çalışmalarından Erciyes Dağı’nda 1170 bitki türünün yaşadığını öğreniyoruz. Bunların 194 tanesi endemik tür, 10 tanesi de sadece Erciyes’e özgü. (…)Yaban hayvanlarının durumu ise daha da vahim. Herhangi bir koruma statüsü olmayan Erciyes, son çare olarak kendisine sığınan yaban hayatına barınak olamıyor artık.
 
Bir dağı dağ yapan, onun kendine özgü yaşayan ekosistemidir. Dağ ekosisteminin hassas dengeleri bozulduğunda canlılığını hızlı biçimde yitirir. Ve devasa bir kaya kütlesi haline dönüşür. Erciyes, insanla tanıştığı ilk dönemden bu yana “Tanrı” olmaktan “Kutsal Dağ”a, sonra “Dağ”a ve günümüzde de “ÖDA”ya yani Önemli Doğa Alanı’na dönüştü. Hala bir koruma statüsü olmaması ve iştahları kabartan bir rant kaynağı olarak görülmesi, Erciyes Dağı’nın ekosistemini yok edecek ve onu bir “Dağ” olmaktan da çıkaracak gibi görünüyor…
***
Son söz bana ait: “Vakit geç olmadan, Erciyes Projesi”ne, aynı zamanda bir “Çevre Projesi” olarak bakmak gerekir. Bu noktada Başta değerli Başkanımız Büyükkılıç’ın kulaklarını çınlatmak istiyorum.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV