banner153
04 Ağustos 2020 Salı

HAYÂL OLDU!.. (Tekrar)

04 Temmuz 2020, 15:54
Bu makale 217 kez okundu
HAYÂL OLDU!.. (Tekrar)
KADİR DAYIOĞLU
Merhum Abdülbaki Gölpınarlı’nın bir yazısından bazı bölümleri aktarmak, bunaltıların, sıkıntıların, görgüsüzlüğün, “magandalığın” had safhada olduğu; hak ve hukukun ayaklar altına alındığı günümüzde, geçmişte biraz dolaşmak istiyorum.
 
Yazının başlığı; “Mazi Özlemi veya Dün-Bugün”... Mustafa Kara, bu yazıyı, Dergah Yayınları tarafından yayınlanan “Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri” isimli eserine almış...
 
Hoş bir yazı; nostalji yüklü bir yazı... Benim de dikkatimi çekti, hoşuma gitti; bazı alıntılar yapmak istedim... Umarım beğenirsiniz; ve yine umarım, içinizi çekerek; “nereden nereye!” dersiniz...
 
Üstadımızın sözünü ettiği dönemlerin sonuna doğru da olsa, kısmen bizler de yaşadık... Bakınız neler varmış o dönemlerde:
 
 “(...)Bir çeşit nezaket vardı... Bir çeşit insanlık vardı... Lokantada bir masaya oturan, o masada evvelce oturmuş olanlara mutlaka ‘müsaadenizle‘ der, izin alır; yer var da oturursa, ‘afiyet olsun!’ demeyi ihmal etmez, ‘teşekkürle‘ karşılanırdı. Yemeği önceden bitiren, gene oturanlara ‘afiyetler olsun!’ demeden gitmezdi.
 
 (...)Toplulukta gizli konuşulmazdı. Kimsenin sözü kesilmezdi. Bağıra-bağıra konuşmak pek ayıp sayılırdı.
 
 (...)inanılmasa bile, hoş görüş; ayıplının ayıbını örtüş vardı; inancı ayrı olan sağsa, gıyabında, ‘Allah hidayet etsin!’ diye anılırdı. Ölmüşse; ‘Dinince dinlensin!’ denirdi. Körün, sağırın yanında körlükten ve sağırlıktan söz edilmezdi.
 
 (...)Ayrıca da herkes, sabahleyin kapısının önünü sular, süpürürdü. Yolda bir taş, hem de küçük bir taş gören, giderken durur; ‘bir çocuğun sürçmesine, bir âmânın düşmesine’ sebep olur diye hemen eğilir alır, yolun kenarına kordu.
 
Yolda birisinin düşürdüğü küçücük bir ekmek parçası, bir simit parçası gören eğilir onu alır. Öper, yahut öper gibi ağzına doğru götürür, sonra da bir duvar kovuğuna, ya bir ağaç yarığına kordu. ‘Nimetti’ ve nimete hürmet gerekirdi.
 
Mahalleli birbirini tanır, severdi. Uygunsuz kişi hiçbir mahallede tutunamazdı. Bir ölüm, bütün mahalleyi kapsardı. Cenaze kalkar kalkmaz, o eve ‘önce kıble komşusundan’ çorbasıyla, etlisiyle, tatlısıyla bir tepsi yemek gelirdi. Ertesi gün sağ, sonra sol komşusundan. Ve bütün bunlara öbür komşular sırasıyla katılırdı.
 
(...)Şehrin yollarında, iki yolda ağaçlar... Pencerelerde fesleğenler... Bahçeleri vardı, her evin. Bahçelerde güller, çeşitli güller, karanfiller... Yol kenarlarında gecesefaları...
 
Bir meydan vardı... Geniş, güzel: Ortasında suyu pırıl pırıl büyük havuz. Girişinde sağda, iki güzel, temiz kahve; asırlık çınarlarla, kestane ağaçlarıyla gölgeli. İkinci kahvenin ortasında tertemiz bir lokanta. Buluşulur, oturulur, sohbet edilirdi.
 
 (...)Şehzadebaşı’nda, Beyazıt’tan gidilirken sol yanda bir kahve vardı. Adı, Fevziye’ydi... Haftada bir musiki alemi kurulurdu orada. Hoca’dan* Büyük Dede’ye**; Büyük Dede’den Şevki Bey’e dek nağmeler çalardı, besteler dile gelirdi, güfteler duyulurdu gönülde...
 
Ama ayrı bir söz, bir fısıltı duyulmazdı... Nefes alınmazdı, sanki... Birisi bir para düşürmüştü yere.... Hemen ayağını basmıştı, üstüne... Sesi, bu ahengi bozmasın, diye...
 
 (...)Dostluk vardı, vefa vardı; söz vardı, öz vardı; sükûn vardı, rahat vardı, ruh vardı. Huzur vardı, feyiz vardı, zevk vardı. Neş’e vardı, edep vardı, can vardı. “
 
 Üstadımızın yazısını burada noktalıyorum. Şimdi ise ne var? Yazının girişinde kısmen de olsa değindim!..
***
Evet. Bu yazıyı, yıllarca önce yazmışım. Şimdi, değişen bir şey yok, giderek saygısızlık artmaya başladı… Hukuksuzluk had safhada… Kimse kimsenin hukukuna saygı göstermiyor. Hoşgörü demiyorum, saygı diyorum…
 
Gecenin bir yarısında, havai fişek atıyorlar; “pat pat pat!” silah sıkıyorlar; kendi karınlarını doyurmakta sıkıntı çekiyor bu yetmiyormuş gibi üç-dört köpek besliyorlar, mübarek hayvanlar, açlıktan sabaha kadar “çeniliyor”; yine bir gece yarısı bağıra bağıra konuşuyorlar…
***
Hatır kalmamış, gönül kalmamış, komşuluk hakkı, komşuya saygı uçup gitmiş…
 
 Meraklısı için not: (*): Hoca; Abdülkadir Meraği,
                                  (**): Büyük Dede; Hammâmîzâde İsmail Dede
 
Kadir Dayıoğlu 04 Temmuz 2020 Cumartesi Yazısı

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV
banner157