banner153
banner156
31 Mayıs 2020 Pazar

İSTANBUL’UN FIRTINASI!..

09 Nisan 2020, 07:50
Bu makale 313 kez okundu
İSTANBUL’UN FIRTINASI!..
KADİR DAYIOĞLU
Fırtına, bıktırdı, vallahi… Bir haftadır, es es bir türlü kesilmiyor, mübarek… Korona nedeniyle, sık sık evlerinizi havalandırın diyen hocalara inat… Fırtına bitmiyor ki, kapı pencere açalım; temiz hava, derin bir nefes alalım…
 
İnanın bir haftadır sürüyor… Ne huzur bıraktı insan da ne de asap… Lodos estiğinde psikolojik sıkıntılar da artırıyor… Virüsün sıkıntısı yetmiyormuş gibi, bu da tuz biber oluyor…
***
Yine inanın, soğuk geçen havalar, havalandırılamayan mekanlar nedeniyle, hafif bir nezle ya da burun akıntısı olsa, paniğe kapılıyorsunuz… Bir de “evhamlı” iseniz hapı yuttunuz; başlıyor, “acaba virüs mü kaptım!” endişesi…
 
Maşallah televizyonlara çıkan hocalarımız da “ilaç prospektüsü” gibi; bu endişeyi körüklüyor… Her okuyan nasıl bunun kullanmamam gerekir diyorsa; hocalarımızı dinleyenler de “biz bu beladan kurtulamayız!”, diyor, “virüs manyağı” oluyor, kusura kalmasınlar…
***
Çoğu, bağrından çıktığı toprakların nesnel koşullarını unutmuşlar… Bizlerden, ameliyata giren bir operatör gibi davranmamızı bekliyorlar… Yok böyle bir hayat… Kimin tuzu kuru, akıl veriyor bol bol protein alın, sebze meyve yiyin, diye… Dengeli beslenecekmişiz!..
***
Hele hele dışarı çıkıp tekrar dönenlere bir tavsiyeleri var, pes doğrusu… Asansör düğmelerine mümkünse elle dokunmayacakmışsın… Kapıyı açınca doğru çamaşır odasına gidecekmişsin… Soyunacakmışsın… İç çamaşırlarını çamaşır makinesine atacakmışsın, kırk derecenin altında yıkarsan deterjan, 60 derecenin üzerinde yıkarsan su yetermiş… Paltonu, ceketini, pantolonunu havadar bir yere asacakmışsın… Sonra banyoya girip yıkanacakmışsın… Kusura kalmasınlar; bu kadar eziyete karşın, koronadan ölmek evladır…
***
Bu dediklerini, bu ülkede yapabilecek, bu imkanlara sahip mekanlarda oturabilecek kaç kişi, kaç aile var acaba? İnsanları tevekkül yapan, duaya sığındıran biraz da çaresizlik, imkansızlık… Ne demişler hocam; “Ver kavurmayı da gör savurmayı!”
 ***
Doktorlarımızı tenzih ederek söylüyorum… Özel muayenehanesi olan, vizite başına bin liradan aşağı para almayan, üç ay sonrasına randevu veren, 200 metrekare evde oturan, iki üç banyo ve tuvalete sahip, hizmetçisi, aşçısı bulunan hocalar bu sitemim…
***
Bol bol protein alın diyen hocalar, bu toplumun, kahır ekseriyetinin tahıl ile beslendiğini elbette biliyor… Yine bu toplumun on milyona yakın ferdinin açlık sınırının altında yaşadığını da… Gelir dağılımın bozuk olduğunu da… Bin liracık yardım alabilmek için ahalinin baş başa, diş dişe savaş verdiğinin de… Sonra çıkıyoruz; “sosyal mesafeyi koruyun!” diyoruz… Hocalarımız, uçak kuyruğu hariç, en son kuyruğa girdiği tarihi hatırlıyor mu acaba?
***
Tencereler kaynıyor ama gelin bir de kaynatana sorun… İçinde et mi yoksa dert mi kaynıyor? Adama söylemişler; “Baban açlıktan öldü!” Yanıt verdi; “Buldu da yemedim mi?” Oysa anlatılması gereken, “kıt imkanlarla” bu vartayı nasıl atlatabilirizin çıkış yolunu göstermek olmalı…
***
Yine, fakirlikle, gelir dağılımı adaletsizliği ile, üretimin azlığı ile, işsizlikle mücadele etmek, her zeminde bunu kavgasını vermek… Elbette bu belayı atlatacağız… Sonra, ülke gerçeği ile baş başa kalacağız…
***
Neyse, dönelim konumuza… Biliyorsunuz, bu mevsimde genelde lodos eser… Bizim eskilerin, “Gaba yil” dediği rüzgar… Eser esmesine ama toprakta “terbiz” bırakmaz, dağlarda da kar… Ne cam, ne pencere, ne çatı bırakır… Ağaçları kökten söktüğü de olur…
 
Tabii, yağış da getirir… Bazen de götürür, bulutları başka yere… Bir de bakmışsınız, simsiyah olan gökyüzü, güneş ışığına boğulmuş… O nedenle yine eskiler; “Keşke, estiği kadar yağarsa…” derler. Bu, “sel seli” götürmenin bir başka anlatımı.
***
Sonbahar ve ilkbahar da sık görülen lodosun daha doğrusu rüzgarın nedeni, geçiş dönemlerinde ısı farkından olsa gerek… Öyle ya, zemherinin çat ayazında, temmuzun bunaltıcı sıcağında göremezsiniz lodosu…
***
Lodos, “güney-batılı” rüzgarmış… O nedenle Kayseri merkezinin lodosu, İncesu tarafından gelir… Yine o nedenle “su vermez” derler bu yöne… Yel, “su vermezden” estiğinde, bol, bol olduğu kadar da “tehlikeli” yağışın geleceği beklenir… Dikkat ederseniz, Kayseri merkezine bol yaşış, Kayseri OSB üzerinden girer… Hisarcık, Talas yönüne de Hacılar üzerinden…
 
Yağmur enerjisini bıraka bıraka gittiğinden, Hüseyin Cömert Hocamız’ın Vekse’sine gelince pek takati kalmaz… O nedenle, bizim Hisarcık’a, Gesi’den fazla yağış düşer… Değerli hocam, kabullenmese de doğanın döngüsü böyle… Nitekim Deli Çay (Hisarcık Deresi), “Çakmağın Deresi”, “Sakar Deresi” gibi namlı derler de Hacılar-Hisarcık arasındadır…
***
Bu vesile ile Melikgazi Belediyesi’ndeki dostlarımıza bir anımsatma yapayım. Korona telaşına kapılıp sakın ola ki derlerin temizliğini ihmal etmesinler… Özellikle, Deli Çayın, ERÜ geçişini…
***
Biliyorsunuz, açık, trapez kanalın üstü, zamanın ERÜ rektörünün isteği ile kapatıldığından, dört yıl önce gelen korkunç sel, kanal ağzı tıkanınca, taşan su ta Şehitliğe kadar inmişti… Değerli Hocamız, konuyu açtığımızda; “Ne yapalım, DSİ’ye danıştık… Kapatabilirsiniz dediler… Biz de kapattık!” deyince, Eyüp Özbay Hocamız; “İyi hocam anladık. Sizin inşaat fakülteniz yok muydu ki, DSİ’ye sordunuz!” demişti…
***
Unutmayalım; “Bir zincirin taşıma kapasitesi, en zayıf halkasının gücü kadardır!” kuralı gereği, Hisarcık Deresi’nin en zayıf yeri, ERÜ geçişi… Burayı öncelikle kontrol etmek gerekir…
 
Demem o ki, hayrı kadar şerri de dokunur… Bir faydası daha var arı gibi çiçekleri döller… Bu sayede meyve olur… O nedenle, arı da rüzgar da başımızdan eksik olmasın… Ama umarım, İstanbul’un azap çektiren fırtınası da bir son bulur artık.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV