banner87
25 Ağustos 2019 Pazar

KADİM TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDEN ESİNTİLER (1)

21 Mayıs 2019, 09:52
Bu makale 165 kez okundu
KADİM TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDEN ESİNTİLER (1)
ABDULKADİR YUVALI
Kültür, toplumların yaşama tarzı ve hayat tecrübesi olup, atalarından gelen her türlü maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Daha başka bir ifadeyle insan düşünce ve emeğinin ürünüdür. Bu yüzden kültürle ilgili yüzlerce tanım yapılması da mümkündür. Kültür, insanların toplum haline gelmesinde olmazsa olmaz konumundaki; töre, her türlü davranış biçimleri, inançları, değer hükümleri, zevkleri, eğlenceleri, gelenek-görenekleri gibi insanların bir arada yaşamalarıyla ilgili hemen her şey kültür olarak tanımlanmaktadır.
Kültürlerin ortak değer hükümlerinden birisi de medeniyettir. Kültür- medeniyet ilişkilerine gelince kültürler, toplumların hayat tarzları ve davranış biçimleri olduğu için her halükârda milli, medeniyetler ise, evrensel özellikler arz etmektedir. Bu yüzden kültürler milli, medeniyetler ise, milletler arası ortak değerleri ifade etmektedir. Türk milletinin dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, dini, musikisi, mimarisi, hukuk anlayışı gibi değerleri Türk kültürünün tamamlayıcı unsurlarıdır. Türkler, engin tarihlerinde iki büyük medeniyet merkezinin oluşması ve gelişmesinde etkili olmuştur.  Söz konusu medeniyetler; doğu-batı veya İslam- Hristiyan medeniyetleridir. Türkler, her iki medeniyetin oluşmasında ve tarihi sürecinde etkili olmalarına rağmen, anılan medeniyetler dairesinde kendi milli kültürlerini ihmal etmenin sonucuna bağlı olarak ciddi sorunlar yaşamışlar ve halen yaşamaktadırlar. Buna dair en canlı örneklerden birisi İslam medeniyetinin oluşmasında etkili olan Araplar ve İranlılar, söz konusu medeniyet içinde milli kültürlerini ihmal ve ihlal etmemişlerdir. Türklere gelince İslam dinine olan saygı ve bağlılıkları uğruna milli kültürlerini ihmal etmişler ve haliyle de Arap ve Fars kültüründen ciddi manada etkilenmişler hatta birçok konularda Arap ve Fars kültür unsurlarını İslam dininin esaslarıyla karıştırmış oldukları bilinmekte ve görülmektedir. Aynı şekilde batı medeniyeti ile batı dünyasının kültürü arasında ciddi manada git geller yaşanmış, batı medeniyeti ile batı hayranlığını ayırt etme sorunu yaşanmış ve bazı çevrelerde halen yaşanmaktadır. Bu konuda yer yer kültür değişmelerinde milli kültürlerini yaşadıkları çağın ihtiyacına cevap verecek şekilde geliştirme yani çağdaşlaşma yerine kendi kültür değerleri yerine batı kültürünün değerlerini almaya yani modernleşme tercih edilmiş ve haliyle milli kültür unsurları göz ardı edilmiştir. Günümüzde bazı çevrelerin modernleşme ile çağdaşlaşma arasındaki farkları göz ardı etmeleri v e hatta birbiriyle taban tabana zıt olan bu iki kavramı (çağdaş ve modern…) bir arada kullanmak gibi bir yanlışa alet oldukları görülmektedir.
Türk tarihi, zaman bakımından M.Ö. devirlere kadar uzandığı gibi, mekân olarak da Avrasya coğrafyasında yoğunlaşmıştır. Daha 16. Yüzyılda Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın ifadesiyle Türk’ün gitmediği, gidipte devlet kurmadığı yer var mı? mealindeki sorusunun cevabını bir cümlede vermek gerekirse, Türkler nerede yaşamışlarsa orada devlet kurmuşlardır. Türkler, tarih yapma ve diğer toplumları yönetme konusunda son derece yetenekli ve donanımlı olduğu görülmektedir. Ancak kendi tarihlerini yazma konusunda aynı başarıyı gösteremedikleriiçin milli kaynakları son derece sınırlı olmuştur. Türk tarih araştırmalarında yabancı kaynaklarabaş vurulduğu için birçok yanlış anlaşılmalar söz konusudur. Nitekim Türkler kadim tarihlerinde hayat tarzları yönüyle atlı Göçer-evli olduğu halde yabancı kaynaklar ilkel toplumların göçebe hayat tarzıyla tanımlama gibi bir hata içinde olmuşlardır. Zira göçebeler, bırakınız devlet kurmayı, sosyal hayatın en küçük organizasyonu olan ailekurumları yönüyle de ilkel konumdadırlar.
Türkler, engin tarihlerinde Avrasya coğrafyası merkezli birbiri ardınca veya aralıklarla devletler kurmuşlar ve farklı kültür ve inanca sahip diğer toplumları yönetmişlerdir. Başka bir ifadeyle Türkler beş bin yıllık tarihlerinde dünyanın en güçlü ve uzun ömürlü devletlerini kurmuşlar ve insanlık tarihinde derin iz bırakmış olan (Mete Han, Bilge Kağan Atilla, Alparslan Fatih Sultan Mehmed Han,Emir Timur ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK) yer yer çağ açan, çağ kapatan liderler yetiştirmiştir. Türk kültür ve medeniyet tarihinin oluşması ve gelişmesinde at, demir ve koyun üçlüsü son derece etkili olmuştur.
Kadim Türk tarihinde at, gerek ehlileştirilmesi ve gerekse binit, savaş aracı, ticari emtia, yüklet olmanın yanında eti ve sütü son derece besleyici olduğu için Türk halkının sosyo-kültürel hayatıyla adeta bütünleşmiştir. Yabancı araştırmacılar Türklerle ilgili bilgiler verirken; at üstünde doğan, yiyen-içen, uyuyan ve haliyle büyüyen, ticaret yapan ve siyasi antlaşmaları yapan bir halk olarak tanımlamaktadırlar. Türk tarihinin önemli bir dönemini oluşturan Ötügen merkezli Türk devletlerinin kuruluşunda göçer-evli hayat tarzı etkili olduğu gibi, söz konusu siyasi kuruluşların geniş coğrafyalara hâkim olmaları da at ile mümkün olmuştur. Doğuda Çin, batıda Avrupalılar, atı savaş aracı (anılan yüz yılların tankı) olarak kullanmayı Türklerden öğrenmişlerdi.  Türklere mahsus 12 Hayvanlı Türk takviminde on iki yıldan birisi at yılı idi.
Kadim Türk medeniyetinin ikinci unsuru demir madeni olduğu bilinmektedir. Türkler, demir madenini işleme, demire su verme yöntemiyle çelik üretmişler, son derece kullanışlı silahlar üretmişler ve uzak-yakın komşularına satmışlardır. İnsanlık tarihinde ilk düğümlü halı (Pazırık Halısı) Türkler tarafından üretilmiş, anılan yüz yıllar için son derece önemli idi. Türklerin ana yurdu konumundaki Altay Dağları demir, Tanrı Dağlarının güneyinde altın, gümüş ve diğer kıymetli mineraller eken tarihte çıkarılmış, işlenmiş ve pazarlanmıştır. Günümüzde Yakutistan Türk Cumhuriyeti anılan mineraller konusunda son derece zengin kaynaklara sahiptir. Günümüzde gerek Türkistan coğrafyasında ve gerekse Orta Avrupa’da yapılan arkeolojik kazılarda kıymetli taşlardan üretilmiş; yüzük, bilezik, küpeler ve her türlü takılar ticari ilişkilere bağlı olarak uzak ülkelerde kullanılmıştır. Bugün Kazakistan’da sayıları her geçen gün artan altın zırh (altın adam) savaşlarda kullanılan giysilerdir. Buradan hareketle, altın madeninden imal edilmiş savaş aracı olan zırhların imalatı bir sanatın, ustalığın ve zenginliğin ifadesi olmalıdır.
Söz konusu tespitlerden hareketle Türkler, sadece kadim bir tarih sahip olmaları yanında, yaşadıkları çağın hemen her bakımdan ileri toplumu konumunda olmuşlardır. Bu kıymetli bilgilerden hareketle günümüz ve geleceğimizin temsilcileri olan gençlerimiz, engin tarihimizden hareketle günümüzde ve geleceğimizde başarılı olma konusunda kendilerine hedefler koyacaklar, hayaller kuracaklardır. Türk gençliğinin idealinin temelinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa kemal ATATÜRK’ÜN, bizzat kaleme almış olduğu “GENÇLİGE HİTABESİNİ HER OKUYUŞLARINDA KENDİLERİ İÇİN YENİ HEDEFLER TAYİN EDEBİLECEKLERİNE İNANIYOR VE GÜVENİYORUMMİLLİ MÜCEDELEMİZİN BAŞLANĞICININ YÜZÜNCÜ YILINDA HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLUR İNŞALLAH. Saygılarımla  ayuvali48@gmail.com

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV