banner153
14 Aralık 2019 Cumartesi

KANAYAN YARAMIZ EĞİTİM SİSTEMİ VE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ

27 Kasım 2019, 09:36
Bu makale 262 kez okundu
KANAYAN YARAMIZ EĞİTİM SİSTEMİ VE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ
ABDULKADİR YUVALI
Güney Afrika’da bir Üniversitenin Girişinde Şöyle bir Yazı Bulunmaktaymış.
BİR ÜLKEYİ YOK ETMEK İÇİN, ATOM BOMBASINA VEYA UZUN MENZİLLİ FÜZELERE İHTİYAÇ YOKTUR.
Bunun için Eğitimin Seviyesini Düşürmek ve Kopya Çekilmesine Müsaade Etmek Yeterlidir.
BUNLARIN SONUCUNDA;
1) Hastalar Doktorların elinde can verir.
2) Binalar Mühendislerin elinde çöker.
3) Para Ekonomistlerin elinde kaybolur.
4) İnsanlık Dinci akademisyenlerin elinde ölür.
5) Adalet Hakimlerin elinde yok olur.
 
BU YÜZDEN EĞİTİMİN ÇÖKMESİ BİR ULUSUN ÇÖKÜŞÜDÜR.
Yukarıdaki sözler, yıllardan beri batılı ülkelerin sömürgesi konumundaki ağırlıklı olarak da halkı Müslüman olan büyüklü-küçüklü ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları sömürülmüştür. Bir ülkede toplumun; insanca yaşayabilmesi, bağımsız kalabilmesinin ve özellikle geleceğe güvenle bakabilmesinin tek ama tek çaresininEĞİTİM SİSTEMİ olduğu vurgulanmaktadır. Günümüzde aynı sorun hemen bütün mazlum milletler ve onların yönetimlerini de doğrudan ilgilendirmektedir. Aynı olumsuzlukların bir başka türünü yüzlerce yıl yaşamış olan batı dünyası Rönesans ve Reform yani ÇAĞDAŞLAŞMAYLA söz konusu sorunları çözmüş ve gerilerde bırakmış oldukları tarihi bir realitedir.
Günümüzde halkı Müslüman olan ve bu yönleriyle ülkemizle kardeş konumundaki ülkeler için de yukarıdaki sözlerin geçerli olmadığı söylenebilir mi? Bugün her türlü tehlikelererağmen evlerini, ocaklarını ve haliyle de atalarının mezarlarını gerilerde bırakan insanların amacı ne olabilir? Sığınmacı konumundaki bu insanlar, batıdaki ülkelere ulaşabilme uğruna aile bireyleriyle birlikte ölümü göze almakta Akdeniz’deki ölüm yolculuğuna çıkmaktadırlar.Sığınmacılardan kaybolanların sayılarını, cinsiyetlerini ve yaşlarını ne kaçtıklarıöz ülkeleri ne de uğrunda canlarını verdikleri ülkeler tarafından yapıldığı söylenebilir mi?  Bunların hepsi insan ve Yüce Allah (c.c)’ın yarattığı kullarıdırlar. Sığınmacılar konusuna ülkemizin dışındaki hemen bütün ülkelerin bakışları ve yaklaşımları üç aşağı beş yukarı aynı değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN daha milli mücadele sürecindeyken gündemine almış olduğu konulardan birincisi ANKARA’DA toplamış olduğu MAARİF KURULTAYI, ikincisi de İZMİR İKTİSAT KONGRESİ olmuştur. Her iki toplantının ortak paydası yerli ve milli olmalarıdır.Zira Ankara’ya davet edilen delegelerin hemen tamamı Anadolu’daki aksakal öğretmenlerdi. Başka bir ifadeyleATATÜRK, dönemin emperyalist ülkelerinin akıl hocalığına ihtiyaç duymamıştır. Türk eğitim sisteminin temellerini atanlar eğitimcilerimizdir. Atatürk, şayet anılan dönemdeki sömürgeci ülkelerin eğitim modelleri ve eğitimcilerine baş vurmuş olsaydı hiç şüphesiz eğitimimizin adı milli olsa bile uygulaması milli olmayacaktı. ATATÜRK’ÜN, ülkemiz gündemine kazandırmış olduğu hemen bütün kurum-kuruluşlar ÇAĞDAŞmanada bir yapılanmanın eseridir. Çünkü anılan dönemdeki Türk eğitim sisteminin karakteristiği ÇAĞDAŞ nitelikte olmasıdır. Çağdaşlık, bir toplumun kültürel değerleriyle kurum-kuruluşlarının ait oldukları çağın ihtiyacına cevap verecek ve gelişmeye yani geleceğe taşınmaya uygun halde olmasıyla izah edilmektedir. Zira ÇAĞDAŞ EĞİTİMbir yönüyle ülkenin ihtiyaçları merkezli diğer yönüyle de çağın geçerli usûl ve esaslarına uygun ve gelişmeci bir karaktere sahip olmasıyla izah edilmektedir.  Ancak Türk Eğitim sisteminin Atatürk sonrası sürecindeki hedefiMODERNLİK, MODERNLEŞME olduğuiçin sürekli bir değişim yaşanmıştır. Tıpkı son 17 yıl içinde siyasi iktidarın atamış olduğu Milli Eğitim bakanlarımızın ortak paydası MODERNLEŞME yani sürekli sistem değiştirme merkezli olduğu için yaz-boz tahtası olmaktan kurtulamamaktadır.
20.asrın dahi insanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ülkemizin kalkınmasında ve çağı yakalamasında ikinci önceliği EKONOMİ olmuştur. Nitekim daha milli mücadele sürecinde çağdaş manadaki adımları ve hayata geçirmiş olduğu faaliyetleri arasında İZMİR İKTİSATKONGRESİ bulunmaktadır. Atatürk söz konusu kongre için başka ülkelerin iktisatçıları yerine o günkü Türkiye’nin hemen her yöresinden gelen meslek mensuplarıyla ÇAĞDAŞ manadabir ekonomi yani KARMA EKONOMİ SİSTEMİNİ hayata geçirmiştir. Atatürk, kısa ömründe ülkesinin ihtiyacı olan hemen her tür ürünü yetiştirme, üretme ve imal etmek suretiyle dış dünyaya parmak ısırtmıştır. Atatürk ve sonraki dönemde kurulmuş olan fabrikaları yıllar sonrasında gelen iktidarlar ve özelliklede mevcut iktidar sata sata bitiremediği gibi yenilerinin de kurulduğu söylenebilir mi? Çünkü bırakınız yüksek teknoloji ürünlerini, küçük ve orta ölçekli sanayi mamulleriyle beslenmemizin temeli olan tarım-hayvancılık konusunda da dünyanın önde gelen ithalatçı ülkeleri arasında olmadığımız söylenebilir mi?
Cumhuriyet döneminde kurucusu olduğumuz EĞİTİM KURUMLARIMIZ siyasi iktidarların her şeyi bilen eğitim bakanlarınca sürekli olarak değiştirilmiştir. Eğitimde lokomotif konumundaki öğretmenlerimizin yetişmiş oldukları gerçekten milli olan kurumlar şu veya bu bahanelerle kapatılmışlardır. Bunla arasında: Köy ve Şehir Öğretmen Okulları, Köy Enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulları ve hepsinden de önemlisi Meslek okullarının kapatılmaları ciddi manada talihsizlik olmuştur. Zira öğretmen yetiştiren okullarımızın zaman ve zemine göre yani ihtiyaca bağlı olarak geliştirilmeleri yani çağdaş bir yapıya kavuşturulmaları gerekirken ben yaptım oldu mantığıyla sürekli değişim süreci söz konusu olmuştur. Böylece EĞİTİM- ÖĞRETİM KURUMLARIMIZDA sonu gelmeyen bir MODARNLEŞTİRMEyarışı yaşanmıştır. Sadece ve sadece Meslek Okulu mezunlarına üniversitelerin kapılarını açma gerekçesiyle hemen bütün meslek okullarının haftalık ders saatinin %70’i uygulama, atölye ve pratik eğitim, %30’u da teorik eğitim dersleri idi. Mucit konumundaki bakanlık yetkilileri bunu tersine çevirdiler yani haftalık derslerin %70’ini teorik, %30’unu da   atölye, uygulama ve pratik dersler olarak değiştirmek suretiyle eğitim hayatımızda onarılması güç bir yara açmışlardır.
Günümüzde dünyanın önde gelen bilim, teknoloji ve sanayii ülkesi konumundaki Almanya’da öğrencilerin %70’e yakını MESLEK OKULLARINDA öğrenim görürler, %30’a yakını da AKADEMİK LİSELERDEeğitim alırlar. Almanya’da hemen bütün eğitim kurumları işlevini kaybetmiş olsa ve yalnız MESLEK OKULLARI işlevlerini sürdürseler Alman ekonomisi yoluna devam eder. Bu uygulamanın aksi durumu yani MESLEK OKULLARI işlevlerini kaybetseler, diğer eğitim kurumları konumlarını devam ettirseler bile Alman ekonomisi çöker mealinde bir söylem söz konusudur. Şu hâldi bizim ülkemizde bırakınız ÖĞRETMEN YETİŞTİREN OKULLAR meselesini sadece MESLEK OKULLARININ yapısını ve işleyişini MODERNLEŞTİRME uğruna değiştirmiş olan yöneticiler için söylenecek sözlerimiz mutlaka olmalıdır diye düşünüyorum. Siyasi iktidarın günümüzdeki Milli Eğitim BakanımızSayın Prof. Dr. Zıya SELÇUK Bey’in bu göreve getirilmesini eğitim kurumlarımız yönüyle büyük bir şans diye düşünen çevreler (şahsım da dahil) an itibarıyla hayal kırıklığı yaşamakta oldukları sıkça söylenmektedir. Zira orta yerde bir Fetö terör örgütü merkezli yaşanmış olan tehlikeli gidişat söz konusu iken, günümüzde adları değişik olsa da devlet kurumları ve okullardaki cemaat-tarikat yapılanmasını görünce Fetö yapılanmasından ders çıkarmadığımız manası akla gelmektedir.
Ana Okulundan Üniversitelere kadar uzanan eğitim sürecimizin lokomotifi konumundaki öğretmenlerimize Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN gözüyle bakılması dilek ve temennisiyle, Sevgili Öğretmenlerimizin ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ YÜREKTEN KUTLUYORUM. Saygılarımla.
ayuvali48@gmail.com  

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV