banner153
15 Temmuz 2020 Çarşamba

KAYSERİ’DE KORONALI GÜNLER

03 Haziran 2020, 08:39
Bu makale 544 kez okundu
KAYSERİ’DE KORONALI GÜNLER
KADİR DAYIOĞLU
Aslında, eli kalem tutan, yazar-çizerlerin hepsi, bu yıl yaşanan “Koronalı Günleri” yazsalar çok iyi olur… Bugün pek anlamlı olmayabilir ama gelecek için çok önemli… Öyle ya, Osmanlı döneminde, 19. Asır öncesi toplumsal olayların, afetlerin vs. etkileri, sonuçları, seyri çok kısıtlı bilgilerle günümüze geldiğinden fazla bilgi sahibi değiliz… Çoğu olayları, “körün fili tanımladığı” gibi tanımlıyoruz…
 
Tabii, Dersaadet yani Mustafa Kemal’in isim “babası” İstanbul’u bundan istisna tutabiliriz… Osmanlı tarihi ağırlıklı olarak İstanbul’un tarihidir. İzmir, Bursa, Edirne gibi illeri dışarı çıkın Anadolu illerinin sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik tarihini, ahalinin yaşayışını, belgeleri ile anlatan eser çok çok az…  Allah’tan Ahmet Nazif Efendi, Albert Gabriel, Evliya Çelebi ve Seyyahlar bir şeyler bırakmışlar da bazı olayları biliyoruz, Kayseri için… İlgi alanıma girmeyen vakıf senetleri, ağıtlar, kronikler vs. ne kadar gerçeği yansıtır bilemiyorum…
***
Unutmayın, kentlerin, yörelerin, köylerin tarihi yazılmazsa eksiktir, yanıltıcıdır… O nedenle diyorum ki, resmi kanallardan verilen bilgilerle yetinmeyelim, gördüklerimizi, duyduklarımızı ve bildiklerimizi ufak da olsa not düşelim… Şimdi vereceğim örnek de bu cümleden… O nedenle, tek yaprak da olas yerel gazete arşivleri çok önemli.
***
Veli Altınkaya dostumuz, bazı bilgileri “satır aralarına” yerleştirmeyi iyi becerir. Nitekim, Kayseri’de “koronalı günlerle” ilgili ilginç bir bilgi vermiş. Geçenlerde de buna benzer bir bilgi vermişti… Sanırım, iktidar, “Bir Başarı Hikayesi” anlatırken, ölü sayıları üzerinden hareket ederek, dünya karşılaştırması yapacak, nasıl başarılı olduğumuz anlatılacak seçim meydanlarında…
***
Umarım, dostumuzun verdiği şu bilgiyi de eklemeyi unutmazlar (Kayseri Haber, Kayseri’de Normalleşme ve Zor Durum, 02.06.2020)
 
“Sağlık çevrelerinden ve farklı kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, şu ana kadar Kayseri’de 4 bin 100 kadar hasta bu virüsü yenerek iyileşti, yani taburcu oldu. 9 Kişinin hala entübe olduğu söyleniyor. 315 hasta da tedavi altında. Daha doğrusu hastanelerde yatıyor. Hastanelerde tedavi edilmeden kontrol altında tutulan PCR testi pozitif çıkan hasta ve şüpheli sayısı ise 1350’ye yakın... Yani 315 kişi hastanede tedavi görürken bin kadar kişi ise evlerinde gözetim altında tutuluyor.
 
Ölümler konusunda resmi bilgiler çelişkili. Daha doğrusu Kovid 19’dan vefat ettiği ölüm tutanağına bağlananların sayısı 33... Ancak 140 kadar ölüm de şüpheli. Bu ölümler için resmen ‘Kovid 19’ denilmemiş, ancak şüpheli. Detayına girip de bazı büyüklerimizle ‘papaz’ olmayalım. Bu rakamlar ciddi... Onun için dikkat etmeliyiz.”
***
Demek ki, dostumuz detayını biliyor. Umarım, vakti zamanı gelince bunları da açıklar.
***
Tabii, Kayseri özelindeki bu olay, genele teşmil edilebilir mi? Demem o ki, “korona” nedeniyle ölen sayısı, şuanda verilen, dört bin küsur kişinin birkaç katı mı? Bilemem… Konuyu isterseniz ehline bırakalım… Bu vesile ile dostumuzun, “üfürükçü kadın” yazısından aldığı tepkinin benzerini bu “notundan” dolayı alacağını da belirtmekten geçemeyeceğim…
***
Veliciğim, unutma, “bazı büyüklerimizle papaz olacağın”, muhakkak… Ama sen, “sağlık çevrelerinden” aldığın ve aktardığın bilgiler, haber değerinde… Bakalım ilgililer ne diyecek. Allah nasip eder Kayseri’ye dönebilirsem, biraz sakinleşince, ben de “Koronalı Günler” başlığı altında bir dizi yazı yazmayı düşünüyorum…
***
Bize, bilimi, bunun bir parçası evrimi, doğal seleksiyonu, mutasyonu nihayet “ne gerek var!” diye müfredattan kaldırılmak istenen “biyolojiyi” anımsatsan, “üfürükçüleri”, “çör-çöpçüleri”; aşı karşıtlarını dışlayan korona hazretlerine binlerce teşekkür… Dedi ki; “bakın sizler beni tanımazsanız, küçücük cüssemle sizleri yok ederim!”
***
Hatırlar mısınız? Yakın bir geçmişte; kıyas babında, bir büyüğümüz matematik ve fen dersleri zorunlu da “ulumu diniye” neden zorunlu değil demişti… Hatırladınız değil mi?
***
Hatırlıyorum ben de şunu demiştim: Sözgelimi, İslam dünyasının her yerinde “iki kere iki dört eder”, “bir dik üçgenin dik kenarlarının kareleri toplamı hipotenüsün karesine eşitti”, “normal şartlarda bir mol gaz 22,4 litredir”“cisimler, yerçekimi nedeniyle düşer” ama yine bu dünyada mesela orucun, mesela namazın “farzları, vacipleri, sünnete teallük meseleleri” hep tartışmalıdır…
 
Bu da işin doğası gereğidir… Zira birincilerde şüphe, gözlem, deney ve kanıt var. Daha ileri aşamada “yanlışlanabilir” olma özelliği de… Ama “ulumu diniye” doğma referanslıdır, kabule dayanır… Bu özelliği nedeniyle, 14 asırdır, sözgelimi Kur’an mahluk mu değil mi?”, “Kader var mı yok mu?”, oruç nasıl tutulur, namaz nasıl kılınır gibi konuları bir türlü netleşememiş sürekli “soru” konusu olmuştur… Nedeni de şu: Bunların, mezheplere, meşreplere, görüşlere, yorumlara göre sürekli farklılık arz etmesidir…
 
Bu özelikleri nedeniyle, dünyanın her yerinde “ulumu fenniye” olabilir ama “ulumu diniye zorunlu” olamaz… Olursa “hangi din!” ya da “hangi inanç!” sorusu peşinden gelir….

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV