banner167
banner165
24 Ocak 2021 Pazar

KORONA GÜNLERİ (14)

30 Kasım 2020, 07:16
Bu makale 432 kez okundu
KORONA GÜNLERİ (14)
KADİR DAYIOĞLU
Korona sürecinde, herhalde yazdığı on dördüncü yazı… Önemli değil… Gördüklerimi, duyduklarımı aktarıyorum. Hani demişler ya; “Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az!”,türünden birşey.
 
Bu Mart ortalarında, İstanbul’da yakalandık salgına, eşim ile… Derken, 65 yaş, sokağa çıkma ve şehirlerarası seyahat yasakları gelince ben 6 Haziran, eşim Haziran sonuna kadar kaldık İstanbul’da… Allah’tan oğlumun evindeydik, büyük kızım da 10 dakikalık mesafede…
***
Kayseri’ye geldim; maske üzerine siper takarak… Ahali, hiç oralı değil; gelen felaketin farkına varamamıştı, henüz. Tabii, ricali devlette onlardan farklı değildi… Ahali, “kumrular” gibi geziyor, oturuyordu sokaklarda, caddelerde; “Abi, bu meret bize göre değil; bir gelsin de görelim; geleceği varsa, göreceği de var!” der gibiydiler. Sokakta gezen, ahaliyi uyaran ne Vali ve ne de bir Belediye Başkanı vardı.
***
Kayseri’de durumu görünce, inanın irkildim… Kendimi toparladım, hemen Hisarcık’a kaçtım; yiyecek, giyecek ne varsa, kaptığım gibi göçtüm bağa… Kurtuldum sanıyordum, nerede? Orası merkezden daha kötü… Evler bir bir karantinaya alınıyordu. Neyse, açık hava ve tek başıma olunca; bağ/bahçe işleri ile uğraşınca, vakit rahat geçmeye başladı.
***
İnanın, bir şeyler almak için köy meydanına imince “maske ve mesafeye” uyan bana, “uzaydan gelmiş!” gibi bakıyorlardı. Bazı tanıdıkların; “Ya abi ne korkuyorsun, gel bir çay içelim!”, diyorlardı… Buranın da merkezden farkı yoktu… “Maske, mesafe” hak getire…
***
Tabii ahali vurdum duymaz, yöneticiler “popülist” ya da halkı “rahatsız” etmeme gibi bir pozisyonda olunca, salgının acımasız bir biçim de yayılması kaçınılmazdı. Bir de, “olaylarla” ilgili rakamlar gizlenerek “bir başarı hikayesi!” yazmak istenince; kamu “tulumbasında su kalmayınca”, felaket de peşinden geldi. Kamu kaynakları hesapsız, kitapsız, hovardaca harcanınca muhterem ahaliye de bir şey kalmadı.
***
Öyle ya; ahalinin büyük bir kesiminin “geliri” ya da “birikimi” bırakınız birkaç ayı, bir aya yetmeyecek kadar olunca; yine tekrarlıyorum üstelik kamu hazinesi tulumbasında su kalmayınca, “iki hafta” toplumu izole etmek dahi mümkün olmadı.   Hâlâ olamıyor.
 
Yani siz insanları sabahın kör vakti, koptur koptur işe gittiklerini, esnafın sabahın erken vakti dükkan açtıklarını keyiflerinden mi sanıyorsunuz? Ne yapsınlar; “medarı maişet motorunu çevirecekler”, hanede ekmek bekleyenlere.
***
Şimdi ise, yöneticiler, haklı olarak, devreye girdi, uyarı üstüne uyarı yapıyorlar… Buna; “ba’del harabül Basra!” yani “Basra harap olduktan, ağlamak, sızlamak nafile!”, derler… Geç kaldınız beyler, geç kaldınız… “Perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi!” Olan, benim gibi, çok da az olsa, “korkaklara” olacak, korkum bu; virüs bizim kapıyı da çalmak üzere…
***
Geç kalan beyler bu sefer, toplumdan kopuk bir biçimde, sorumluluğu başkalarına yıkmaya çalışıyorlar… Çok şükür, şimdi sorumluyu da buldular. Bu hale gelmesinin sorumlusunu, “ahali” ve  “bilim kurulu” ilan ettiler…  Tutmasak, CEHAPE ve merhum İsmet Paşa olarak ilan edecekler…
***
Öyle ya; ekonominin sorumlusu Babacan, dış politikanın sorumlusu Davutoğlu, hukuksuzluğun Arınç; tabii tüm kötülüklerin anası, “iki ayyaş!”
***
İktidar mensupları, “toplumdan ne kadar kopuk”, toplumdan ne kadar izole” olduklarını beyanatları ile de açığa vuruyorlar. Mesela; AK Parti MKYK Üyesi ve Konya Milletvekili Ahmet Sorgun bakınız “işsizliğe” nasıl bakıyor: "Ekonomide problem yok diyemeyiz. Türkiye’de bir kriz yok. Tarihin en yüksek konut alımını yaptık. Sıfır araç alımı için 3 ay 6 ay sonrasına vatandaşa gün veriliyor” dedi. Diyarbakır Valisi Karaloğlu’nun “Mesele işsizlik değil, iş beğenmemezliktir” çıkışına destek veren Sorgun, kendilerine; “yandım, bittim, işsizim, açım” diye gelenler olduğunu, iş beğenmediklerini söylüyor.
***
Mesela, sormak lazım sayın saylava: Muhterem milletvekilim, taraf ve etrafında, akrabalarının içinde “işsiz var mı?” Sanmıyorum olacağını… Hem de iyi maaşlarla, hem de iyi yerlerde görev yapıyorlardır. Diyeceksiniz ki, “bu ülkede işsizlik olmadığına göre, elbette yakın çevresinde de olmayacak!”
***
Evet. AK Partililere ve yandaşlarının, bir avuç insanın, “işsizlik” diye bir sorunu yok. “Var!”, diyen varsa parmak kaldırsın. Düşünebiliyor musunuz? Adam “tazminat” alıp belediyeden ayrılıyor. Bunu tekrar işe alıyorlar? Bunlar, etraflarındaki “bir avuç insanın” yaşadığı dünya gibi sanıyorlar, ülkeyi. İşsizlik ülkeyi yakıyor ama “ağam bizimle kafa buluyor!”
***
Bakınız, bir gerçeği söyleyeceğim: Geçenlerde Katar’a, bir takım “kamu malları” yani “bizim mallarımız” satıldı… Yabancılara, mal satışına asla karşı değilim. Yeter ki,  saydam ve herkese açık bir biçimde ihale yapılsın. O nedenle beni, önce “usul” ilgilendirir. Bu satış nasıl yapıldı ve karşılığında ne alındı? Ben bilmek zorundayım. Bir “vatandaş” olarak da bunu talep ediyorum. Ya hu, hiç mi merak etmezsiniz?
***
Muhterem ahalinin bu doğrultuda bir talebi yoksa, kusura kalmasınlar, “açız, işsiziz!” diye bağırmasınlar, sızlanmasınlar. Ne zaman bu sorgulama yapıldı, yönetenlerde halka hesap verdi o zaman, tüm sorunlar hallolur. Yoksa avucunuzu yalarsınız…

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV