banner153
20 Kasım 2019 Çarşamba

KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİN YOL HARİTASI

16 Ekim 2019, 07:36
Bu makale 343 kez okundu
KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİN YOL HARİTASI
ABDULKADİR YUVALI
(Modernleşme-Çağdaşlaşma Kavramları)
 
Kültürel değerler, tarihi devirlerden beri insanları bir arada tutan, ilkel toplumdan çağdaş toplum düzeyine taşıyan elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir realitedir. Kültürel değerlerimiz tıpkı bir binayı ayakta tutan sütunlar, kirişler kolonlar misali olmazsa olmazlar konumundadır. Söz konusu değerleri; milli-manevi, çağdaş evrensel vb. değerler olarak tanımlamamız da mümkündür. Zira bireylerin halk, halkın da millet olabilmesi söz konusu değerlerle doğrudan ilgilidir. Söz konusu değerler, adeta biri birlerini tamamladıkları takdirde mana kazanır ve işlevli hale gelirler. Çağımızda güçlü toplumlar, manevi ve milli değerlerini çoğu zaman adlarını bile zikretmeden güçlü kurumlar aracılığıyla yaşanır konuma taşımaktadırlar. Kültürel değerler, adeta bir sanatçı misali ilmik ilmik işlerler, bireylere gelince herkes orada kendisinden bir şeyler bulur ve haliyle de değer verirler. Güçlü toplumlar, kültürel değerlerini çağa taşıma yani çağdaş konuma ulaştırmak suretiyle, evrensel değerleri adeta hayat tarzına dönüştürmeyi başarmışlardır.
Manevi ve milli değerler konusunu mensubu olduğumuz toplum merkezli ele alacak olursak yani kendi penceremizden bakacak olursak, söylenecek sözler, yazılacak kelimeler bir zincir halinde ruhumuzu sıkıştırmakta, yer yer feryada dönüştürmekte ve haliyle ciddi manada rahatsız etmektedir. Kültürel değerlerimizin başında milli ve manevi değerlerimiz gelmektedir. Manevi değerleri, milli değerlerden soyutlamak, onları bir birisinin karşıtı gibi görmek aslında söz konusu değerlere karşı bilmeden yapılacak en büyük haksızlık denilse yeri vardır. Zira bu değerler manzumesi engin tarihimizde adeta bütünleşmiş halde günümüze kadar böyle gelmiştir. Günümüzde söz konusu birlikteliğin farkında olmayan bazı çevreler arasında bırakınız sade halkımızdan birileri, kendilerini uzman olarak gören çevreler, resmi türde görevli olan meslek mensupları bile bu güzelliği anlama ve anlatma konusundaki özürlerinin farkında olmadıkları rahatlıkla söylenebilir. Bugün özellikle de camilerde cemaat olarak hitap etmekte olduğunuz insanları bir arada tutan milli değerleri yok farz ederseniz maazallah bir gün hitap edecek bir arada ve birlik içinde insanları da bulamayabilirsiniz.  Aynı şekilde Türk milletini yaklaşık olarak bin yıldan beri bir arada tutan, halde ve gelecekteki hayatını manalandıran yüce dinimiz İslâmiyet, insanımız, toplumumuz ve kurucusu olduğumuz devletlerin güç ve güven kaynağı olmuştur. Türklerin yüce dinimizle tanıştığı, şereflendiği 10. Yüzyıldan beri manevi ve milli değerlerimizle taçlandırılmadığı söylenebilir mi? Bu yazıyı kaleme almamın temelinde; günümüzde din görevlilerinin milli değerler konusunda neredeyse hassasiyetlerini kaybetmekte oldukları en sade tabiriyle ilgisiz kaldıkları maalesef çıplak gözle bile görülmektedir. Dünden beri, manevi ve milli değerlerimiz halkımızın tabiriyle etle ile tırnak misali bir ve bütün hale gelmiştir.
Toplum hayatında milli değerlerimiz, hayatımızın hemen her anı ve yönüyle ilgili kültürel unsurlarıyla temsili söz konusudur. Günümüzde kültürel değerlerimizi yakından ilgilendiren iki kavram yer yer bir arada veya birisini diğerinin yerine kullanma gibi bir yanlışla sık sık karşılaşıyoruz. Bunlardan birincisi MODERNLEŞME, ikincisi ise ÇAĞDAŞLAŞMA kavramlarıdır. Günlük hayatımızda kültürel değerlerimizi ifade ederken çoğu zaman aynı hatanın sıkça yapılmakta olduğuna yakından şahit oluyoruz. Günümüzün güçlü toplumları yakın tarihlerinde, kültür unsurları, değer hükümleriyle kurum-kuruluşları merkezli çağdaşlaşma sorunlarını çözmüş oldukları görülmektedir. Batı dünyası, daha 17. Yüzyıldan itibaren Rönesans-Reform hareketleriyle çağdaşlaşmayı hayat tarzı haline getirmişler ve yüzlerce yıldan beri fiilen yaşamaktadırlar.
Yakın tarihimizde bazı şair ve düşünürlerimiz konuyu gündemlerine almışlar ve haliyle düşüncelerini ifade etmişlerdir. Bu konuyla ilgili olarak milli şairimiz merhum Mehmet Akif ERSOY, bu konuyu ASRIN İCABINA GÖRE, sözüyle ifade etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk toplumunu kurum-kuruluş ve değer hükümleriyle yeniden yapılandırma sürecinde Türk çağdaşlaşma hareketinin öncüsü olmuştur. Zira çağdaşlaşma denildiğinde; bir toplumun kültür unsurlarını, değer hükümlerini, kurum-kuruluşlarını yaşadığı asrın insanının ihtiyacına cevap verecek biçimde yeniden yaşanır konuma taşınmasıdır. Şayet bir toplumlar kültür unsurlarını, değer hükümlerini, kurum-kuruluşlarını, yaşadıkları asrın insanları ihtiyacına cevap verecek şekilde değiştirememesi halinde, söz konusu toplumlar için çıkış yolu MODERNLEŞME yani başka toplumların kültür unsurlarını, değer hükümlerini, kurum-kuruluşlarını kendi toplumuna taşımak zorunda kaldıkları için çağı yakalamaları hayal olur.  Böylece verici konumdaki toplumlar ÇAĞDAŞ, alıcı konumundaki toplumlar MODERN olarak tanımlanmaktadırlar. Alıcı konumdaki toplumlar, zaman içinde milli benliklerini ve haliyle de milli kimliklerini kaybetmeye ve tarihin derinliklerinde kaybolmaya mahkûm olacakları gerçeğin değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Saygılarımla.   Ayuvali48@gmail.com.  

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV