banner87
23 Temmuz 2019 Salı

NEREDEN, NERELERE GELDİK VE NEREYE DOĞRU GİDİYORUZ?

22 Nisan 2019, 10:04
Bu makale 204 kez okundu
NEREDEN, NERELERE GELDİK VE NEREYE DOĞRU GİDİYORUZ?
ABDULKADİR YUVALI
Yukarıdaki sorunun cevabını verebilmek için yakın tarihimizle birlikte fiilen yaşamış olduğumuz süreç ve yönümüz, yolumuz konusundaki düşüncelerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Siyasi iktidar, kendisinden önceki yönetimlerin gerek manevi ve gerekse ekonomik konularda özellikle de kamu kurumlarının işleyişleri merkezli ciddi manada eleştirilerle halkımızın vermiş olduğu yetkiyi kullanmaktadır.
            Önceliğimiz mesleğimizin de gereği olarak eğitim, toplumsal manada olmazsa olmazlarımızdan birisi de hemen her konuda üretim ve nihayet kamu ve yerel yönetimlerle aile reislerinin belini büken hane halkının borçları olacaktır. Zira içinde geçmekte olduğumuz çağ, bilgi çağı olarak adlandırılmaktadır. Bilgi çağına giden yol, öncelikli olarak eğitimden geçmektedir. Günümüzde eğitim kurumlarının hemen her türünde ve kademesinde ciddi manada sorunların olmadığı söylenebilir mi?
            Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmadan önce yani milli mücadele sürecinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncelikli olarak ele almış olduğu konular arasında; eğitim, ekonomi ve haliyle üretim ilk sırayı almıştır. Nitekim eğitim konusunda Ankara’da gerçekleştirilmiş olan MAARİF KONGRESİ ile eğitimdeki yol haritamız çizilmiştir. Türk eğitim sisteminin olmazsa olmazı MİLLİLİK, ÇAĞDAŞLIK ilkeleri olmuştur. Bu dönemde başlatılmış olan eğitim seferberliğiyle kısa zamanda şehir merkezlerinde, köylerde ve millet mektepleriyle yaygın eğitim hayata geçirilmiştir. Bu süreçte dışarıdan akıl veya destek alınmamış, sadece Stalin’in zulmünden kaçabilen ve o sırada Rusya Müslüman Türklerinin seçkin bilim, düşünce insanları için Türkiye ikinci bir vatan olmuştur. 1996 yılında görevli olduğum Erciyes Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi’nin hayata geçirmiş olduğu “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Emeği Geçen Türk dünyası Aydınları Sempozyumu” ile Stalin’in zulmünden kaçabilen bu aydın, bilimlik insanları özellikle de Türk Yüksek Öğretim Kurumları merkezli büyük katkıları olmuştur.
            Türk Eğitim- Öğretim kurumlarının hemen her alanda ve konumdaki durumu, tedavisi kaçınılmaz haldeki bir hastanın durumundan farklı olduğu söylenebilir mi?  Son yıllarda birbiri ardınca göreve gelmiş olan Milli Eğitim Bakanları mevcut eğitim sisteminin sorunlarını çözmek şöyle dursun, adeta sorunlar yumağı haline getirmişlerdir. Mevcut Milli Eğitim Bakanı Sayın Prof. Dr. Zıya SELÇUK ile eğitim camiasının ümitlerinin boşa gitmemesi temennimizdir. Zira eğitim sisteminde müfredat ve programların akıl almaz bir hızla sürekli değişiklerin gündeme getirilmiş olması eğitimdeki çıkmazların başında gelmektedir. Üniversitelere gelince, kalitenin artırılması ihmal edilmiş ve sayısal manadaki artışlar akıl almaz bir hal almıştır.
            Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesinde İzmir’de toplanmış olan İZMİR İKTİSAT KONGRESİ’NE dünyanın önde gelen ekonomistleri yerine Anadolu’nun değişik yörelerinden gelmiş olan meslek mensupları ile Türkiye kendi ekonomik yolunu yani KARMA EKONOMİ sistemini hayata geçirmiştir. Bir yandan küçük ölçekli sanayi tesisleriyle halkımızın her türlü ihtiyacı milli üretimle karşılanması ilke haline getirilmiştir.Büyük Atatürk’ün KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR, veciz sözüyle kalkınmada tarım ve hayvancılığa öncelik vermiştir. Bütün bu atılmış olan müspet adımlar için asla ve asla borçlanma yolu denenmediği gibi Osmanlı Devleti’nin varisi sıfatıyla üstlenmiş olduğu
 Yetmiş beş milyon altın liralık OSMANLI BORÇLARINIda taksittaksit 1954 yılına kadar ödemiştir. Bugün gelinen noktada; ülkemiz hane halkı borcuyla, tarım-hayvancılık alanındaki borçlar, iş dünyasının devlet garantili borçları, kamu ve yerel yönetimlerinin borçları alt alta yazıldığında ürpermemek mümkün mü? Türkiye son yıllarda, BORÇYİĞİDİN KAMÇISI mantığıyla yapmış olduğu borçlar konusunda insanlarımızın ciddi manada zorlanacağı yani hayat pahalılığının artacağının sinyallerini vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin başta küçük ve orta ölçekli sanayii mamulleri yanında yüksek teknolojiyi gündemine alması, borçlanmaları asgari düzeye çekmesi kaçınılmaz hale gelmediği söylenebilir mi? Kamu kurumlarındaki akıl almaz ve adeta vicdanları sızlatan israfa son verilmesi, tedavi bekleyen hastanın durumuna benzemektedir.
            Sonuç itibariyle Türkiye Cumhuriyeti, dün atasının borcunu ödemiş, halkının ihtiyaçlarını kendi üretimiyle karşılamış ve borçlanma konusunu gündemine bile almamıştır. Bugüne gelince; hane halkı, tarım-hayvancılık, iş dünyası ve kamu-yerel yönetimlerin borçları düşünen herkesi ciddi manada endişelendirmektedir. Bugünden itibaren hemen herkesin ciddi manada bir tasarruf yapması, kamu ve yerel kurumların böyle bir seferberlik konusunda öncülük yapmalarını bekliyoruz. Saygılarımla. Ayuvali48@gmail.com

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV