banner158

09 Nisan 2020 Perşembe

ORYANTALİZM II

23 Mart 2020, 09:45
Bu makale 1702 kez okundu
ORYANTALİZM II
KEMALETTİN TEKİNSOY
Üç bölümlük bir yazı dizisi Oryantalizm. Herkes için dünyaya yeni bir bakış açısı sunar. Bugün ikinci bölümü sunuyorum, umarım sıkılmadan okursunuz.
 
*****
Oryantalizm yani "Doğubilim". Bu bilim dalının başlangıcı olarak genellikle Hristiyan Batıda 1312 Viyana Konsülünün kararları gösterilmektedir. Nitekim bu konsül sırasında Paris, Oxford, Bologne, Avignon ve Salamanque şehirlerinde Arap, Grek, İbrani ve Süryani dillerinde eğitim yapacak bir seri kürsü kurulması karar altına alınmış bulunuyordu.
 
On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru ise Oryantalizm bilgi açısından düşünülebilecek en geniş hazinelere sahip olmuştu. On dokuzuncu yüzyıl Oryantalisti ya bir bilgin (Çin-Hint-İslam konularında uzman) yahut yetenekli bir sanat adamı ya da her ikisi olmuştu.
 
*****
Hindistan’da İngilizcenin ikinci dil haline gelmesinde büyük rol oynayan İngiliz tarihçi, şair ve siyasetçi Thomas Macaulay, “Hint Eğitimi Üzerine Notlar (1835)” adlı eserinde, İngiliz Kraliyetinin kalabalık Hint nüfusunu nasıl yönetebileceğine dair tavsiyelerde bulunur ve İngiliz medeniyetini benimsemiş bir Hintli neslin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini anlatır. Thomas Macaulay’a göre bu, imkansız bir proje değildir ve İngiliz sömürge yönetimini Hindistan’da daimi kılmanın tek yoludur. İngiliz tarihçi, önerisini şöyle ifade eder;
 
Elimizdeki kısıtlı imkanlarla Hindistan halkının tamamını eğitmemiz mümkün değildir. Bu durumda yapmamız gereken şey, hükmettiğimiz milyonlarca insanla bizim aramızda tercüman görevini üstlenecek bir sınıf yetiştirmektir. Bu sınıfın kanı ve rengi Hintli fakat zevkleri, kanaatleri, ahlakı ve aklı İngiliz olacaktır.” (1)
 
*****
Batı 19. ve 20. yüzyıllarda şu noktadan yola çıkıyordu. Doğu, taşıdığı tüm değerler ile birlikte Batı’dan daha alt düzeyde değilse bile yine de Batı tarafından bir inceleme konusu olarak ele alınmalı ve doğrulanmalıdır. Dolayısı ile Oryantalizm, Doğu’nun meselelerini bir sınıf, bir mahkeme, bir hapishane, bir el kitabı açısından ele alan, analiz eden, inceleyen, yargılayan, gözeten ve yöneten bir doğu bilimidir.
 
Batılı oryantalistin gözünde Doğulu, mahkemede sorguya çekilen bir insan konumundadır. İncelenen ve tasvir edilen bir varlıktır. Bir okulda gözlenen bir öğrenci yahut bir hapishanede takip edilen bir mahkum pozisyonundadır. Sanki ona bir hayvanat bahçesinde kafes arkasından bakılmakta tepkileri incelenmektedir. Her durumda Doğulu, onu tepeden seyreden bir gözle incelenmiş ve Batı'ya takdim edilmiştir.
 
*****
Oryantalizm gerçek yüzünü “Doğu” da ilk olarak Müslüman Mısırda Napolyon Bonaparte ile göstermişti. Fransız ordusu Mısır ufkunda göründüğü andan itibaren bütün dikkatler İslam'a doğru çevrilmiş ve Napolyon, 2 Temmuz 1798 günü İskenderiye halkına karşı nutuk verirken “Biz gerçek Müslümanlarız...” demişti. Yanında bir oryantalist ekibi taşıyan Napolyon, herkes için eşitlik vaat eden devrimci duyguyu ortaya çıkartıyor ve asla İslam'a karşı doğrudan doğruya hücuma geçmiyordu. Yürüttüğü savaş iyi yönlendirilmiş, yumuşak üsluplu ve ustaca idi.
 
Bonapart Mısırlılarla doğrudan savaş etmek için kendi gücünün yetersiz kaldığını anlayınca bir çok imam, kadı, müftü ve yerli ulemayı bir araya toplayarak Kuran’ı bunların görüşleri doğrultusunda yorumlamayı denemişti. Bu gaye uğruna El-Ezher’de hocalık yapan altmış ulema Genel Kurmaya çağrılarak askeri törenle karşılandı. Fransız subaylar Mısırlı alimlere büyük saygı gösterdiler. Bizzat Napolyon kendileri ile konuşarak Kuran’a ve Hz Muhammed’e karşı duyduğu derin bağlılık hislerini onlara anlattı.
 
*****
Girişim başarılı olmuştu, çok geçmeden bütün Kahire halkı işgalcilere karşı beslediği düşmanlığı bir kenara bırakmada sakınca görmedi. Daha sonra Napolyon, temsilcisi Kleber’e çok sıkı talimatlar vererek Mısır’ı oryantalistler ve kendi tarafına çekebildiği Müslüman dini liderler aracılığı ile yönetmesini istedi. Napolyon’un Oryantalistler ordusunun başındaki Silvestre de Sacy Mısır tecrübesinin de verdiği öz güvenle 19. Asrın ilk yarısında Oryantalizmin önde gelen bilim adamlarını yetiştirdi.
 
Bonaparte’ın Müslümanlarla münasebeti Mısır’a egemen olma projesinin sadece bir kısmı idi. Projenin diğer kısmı ise bu ülkeyi Avrupa’nın yapacağı yatırımlara tamamen açmak ve Mısır’ı Fransa'nın bir parçası haline getirerek modern Fransa’ya benzetmekti. Napolyon’un Mısırda ortaya koyduğu tavır, bir ülkenin başka bir ülkeyi kültürel olarak dönüştürmek için modern oryantalist projelere örnek sayılmaktadır.
 
*****
On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Oryantalist çalışmalar değişik şekillere büründüler. Öncelikle Avrupa, Doğu’nun kendi geçmişinin mirası olarak meseleleri ve çözüm yollarına ayrılmış geniş bir edebiyat hazinesine malik olmuştu.
 
Modern Oryantalizmin başlangıç noktası olan on sekizinci yüzyıl sonu ve on dokuzuncu yüzyıl başında Edgar Quinet’in deyimi ile Doğu Rönesans'ının başlaması tamamen Avrupa’nın kendi inançları ile yoğrulmuş bir bakış açısı ile hazırlanmış bu çalışmaların Doğu aydınlarının önüne serilmesi ile eş zamanlıdır. (Aynı zamanda bizim Tanzimat dönemimize denk gelir.) Birdenbire ortaya çıkan yeni bir düşünür, siyaset adamı ve sanatçı nesli, bu yeni fikirlerle donanarak, Akdeniz kıyılarından Çin’e kadar bu yeni Oryantalizm anlayışını kendi coğrafyalarında seslendirmeye başladılar.
 
*****
Batı, Disraeli’nin (Benjamin Disraeli 1804-1881 Eski İngiliz Başbakanı) deyimi ile üstün kültürü sayesinde Asya’yı tanımış ve ona yeni bir şekil vermiştir. Ancak Batı'ya tanınan bu ayrıcalığın sebebi zihinlerde bu güne kadar kimse tarafından sorgulanmamıştır.
 
Oryantalizm Batı’nın kuvvetini dünyaya duyurmuş, Doğu’nun zayıflığını vurgulamıştır. Bu kuvvet ve bu zayıflık Oryantalizm biliminin önemli bir yaklaşımı olarak dünyayı büyük bölgelere ayırmış, bölgeler arasında gerginlik yaratmış ve bu gerginliğin ırk farklılıklarından geldiğine herkesi inandırmıştır.
 
Oryantalizmin ortaya attığı en önemli entelektüel sorun budur. İnsanlık gerçekten bölümlere ayrılabilir mi? Aslına bakılırsa İnsanlık temelde kültür, tarih, gelenekler, toplumlar hatta ırklar olarak çeşitli farklılıklar taşımaktadır. Ancak insanlar bu ayrıcalıkların sonuçlarını yine insanca kabul ederek yaşamalarına devam etmiyorlar mı? O zaman şu soruyu sormak gerekir. İnsanların ayrı ayrı oluşlarından kaynaklanan hislerini düşmanlığa dönüştürerek körüklemekten vaz geçmek bu kadar zor mudur? Aslında bu ayrıştırma fikri, geçmişte de bu gün de insanlar arasında farklar görmeye alışmış bir kafa yapısının ürünüdür.
 
*****
Oryantalizm modern tarihin başlangıcından günümüze kadar geçen süre içinde, yabancı bir dünyayı ele alan bir düşünce sistemi olarak, maalesef insan düşüncesini “Doğu” ve “Batı” olmak üzere iki bölüm üzerine kanalize etmiştir. Söz konusu eğilim oryantalizmin özü, teorisi ve pratiğidir. Batı‘da Oryantalistlerin ortaya koydukları değerler bütünü içinde Batı’nın, Doğu üzerindeki iktidar gücü böylece bir bilim gerçeği olarak tartışmasız kabul edilmektedir.
 
Oryantalist dünya görüşüne göre bir tarafta batılılar diğer tarafta doğulular vardır. Birinciler düşünce sahibi, barışçı, hür fikirli, akıllı, gerçek değerlere ulaşabilecek yetenekte insanlar olarak tanıtılmışlardır. Diğerleri ise yine bu tanımlamaya göre bu karakterlerden hiç birine sahip değillerdir. Zaman içerisinde doğu'daki batıcılar da kendi halklarına aynı şekilde bakmaya başlamışlardır. Peki bu sonuçlar Doğu üzerine yapılmış hangi ayrıntılı araştırmaya dayanmaktadır? Bunları hangi uzmanlar tespit etmiştir? 19. yüzyıl sömürgeci devlet adamlarının kafalarında yer alan Doğu hayalleri arasındaki aşırı benzerlikleri hangi kurumlar, hangi gelenekler hangi kültürel güçler ortaya koymuştur.
 
On dokuzuncu yüzyıl boyunca Oryantalizm kurumsallaşma evresine girmişti. “Societe Asiatique: Asya Derneği” “Royal Asiatic Society: Kraliyet Asya Derneği” “Deutsche Morgenlandische Gesellschaft: Alman Doğu Ülkeleri Derneği” “American Oriental Society: Amerikan Doğu Derneği” gibi dernekler büyük çapta faaliyet gösterdiler. Üniversitelerde kürsüler kuruldu, Oryantalizm çalışmaları bütün Avrupa'da geniş ölçüde yayılma alanı buldu. Oryantalist yayınlar bilgi hazinesini derinleştirdi ve uzmanlık kadrolarını genişletti.
 
*****
Richard Francis Burton oryantalizmde çığır açmış bir İngiliz misyoneridir. Onun çalışmaları oryantalizmin on dokuzuncu yüzyılda ne şekilde yapısallaştığı ve kurumsallaştığı hakkında örnek bilgi sağlamaktadır. Maceraların peşinde koşan bir gezgin olarak Burton yaşadığı ülkelerde halkın günlük yaşantısını paylaşıyordu. Bir doğulu gibi görünebilmek konusunda T. E. Lawrence’dan çok daha yetenekli idi.
 
Sadece mükemmel şekilde dil öğrenmekle kalmamış fakat Hintli Müslüman doktor kılığına girerek İslam'ın kalbine kadar sokulmuş ve Mekke’de hac farizasını yerine getirmişti. Oryantalist ve Britanya İmparatorluğu ajanı olarak kimlikleri birbirine karışan kişilere tek örnek Burton değildir. T. E. Lawrence, Edward Henri Palmer, D. G. Hogarth, Gertrude Bell, Ronald Storrs, Saint John Philby ve William Gifford Palgrave gibi yazarları da İngiliz oryantalizminin önemli isimleri arasına eklemek gerekir.
 
*****
Doğulu çok yakından gözlenmişti. Günlük yaşayışları incelenmiş, bir vatandaş veya bir şahsiyet olarak değil, halledilmesi gereken bir problem olarak görülmüştü. Sömürgeci güçler ele geçirdikleri topraklarda yaşayan insanları asla bu çerçevenin dışında düşünmemişlerdi. Bu durum en çok çöküş halindeki Osmanlı İmparatorluğu vatandaşları için geçerliydi.(2)
 
Gelecek hafta bu konuyu tamamlamak üzere sağlık ve mutluluklar diliyorum.
 
1- Barbar, Modern, Medeni-İbrahim Kalın-2018-İnsan Yayınları-İstanbul
2- Oryantalizm (Doğubilim)-Edward Said-1982-Pınar Yayınevi-İstanbul
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV