banner87
16 Temmuz 2019 Salı

POSTANE (2)

26 Haziran 2019, 07:51
Bu makale 284 kez okundu
POSTANE (2)
KADİR DAYIOĞLU
Bugün Camii Kebir Mahallesi olarak geçen yerin ismi yine o tarihlerde, yaygın olarak, “İçerişar” olarak geçermiş ki, burası o yine o tarihlerde merkezi iş bölgesiymiş. Bununla ilgili Cömert’ın dün andığımız kitabında geniş bilgi bulabilirsiniz.
 
Halen “İçerişar” ismini kullananlar mevcut. Bu postane daha sonraları, Vilayet binasına taşınmış. Muhtemelen buradan sonra Şükrü Karatep zamanında, Cumhuriyet Meydanının tanzimi nedeniyle yıkılan, PTT binasında hizmet verilmeye başladı.
 
Cumhuriyet Meydanı’nın yeniden tanzimi için, tarihi postane de yıkılmaya başladığı gün iş makinelerinin o acımasız vuruşlarını gördükçe “yüreğim cız!” etti... Elden bir şey gelmez... İşin gereği böyle miydi, bilmiyorum?
 
Yıkılan Telefon/Santral kısmı 50. Yıl Dedeman Ortaokulu’nun (Şimdi İmam Hatip) karşısında yapılan yeni binaya taşındı. Posta, havale, kargo vs. kısmı da arkasındaki binaya... Biliyorsunuz PTT’nin telefon hizmetleri özelleştirildi bugün TÜRKTELEKOM adı altında hizmet veriyor. Diğer hizmetleri devlet tarafından yürütülmekte…
 
Yıkılan Postane binası hangi yıl yapıldı? Bilemiyorum... Ama 65 yılını hatırlarım desem pek yalan olmaz... Eş, dost, akrabaya mektup göndermemiz nâdirattandı... Bunun için postaneye pek uğramazdık... Ama telefon parası yatırmak ve yeni çıkan hatıra pul almak için mutlaka uğrardık, birkaç arkadaşımla...
 
Bir arkadaşımızın annesi burada çalıştığı için pul almakta pek zorluk çekmezdik... Bizlere çok kolaylık gösterirdi... Özel pul defterimiz vardı... Yeni çıkacak pulu dört gözle beklerdik... El değmeden, o güzelim pulları, özenle, özel cımbızı ile deftere koyardık... Sanırım, kadim dostum Ahmet Doğan Işık anımsamıştır. Onun da güzel pulları vardı. Şimdi duruyor mu, bilmiyorum.
 
Yanlış anımsamıyorsam, “İlk Damga” gibi pullar vardı, damgalanmış bir biçimde zarf üzerinde... Zarfların üzerinden, arkasını yalayarak ve özenerek çıkardığımız yabancı pulların yeri ise ayrıydı... Tarihi eserleri, köprüleri, büyükleri vs. hep pullardan tanırdık... Bir hobi olmanın yanı sıra, kültür hazinemizin gelişimine de yardım ederdi bu pullar...
 
Gel zaman git zaman... İstanbul’a okumaya gittik... Bizim küçük birader de pulları eline geçirmiş ve hepsini deftere yapıştırmış, gitmiş... Bizim pulculuğumuz da bu şekilde sona ermişti...
 
Bir de postanede, ücret karşılığı, mektup ve zarf üstü yazan, havale makbuzu dolduran gençler, öğrenciler vardı... Bu sayede harçlıklarını çıkartırlardı... Bir de, kendisini otomobil zanneden, marşa basıp “gır gır” diyerek araba çalıştıran, süren, frene, kornaya basan meczup bir Abdülkadir vardı... Yanlış anımsamıyorsam evleri, Kümbetönü’ndeydi... Postanenin maskotuydu, kimimiz takılır, kimimiz ise “cinnetirdik...
 
Evinde telefon olmayanlar “ihbarlı” aranırdı, dışarıdan... Arayan, aradığı kimsenin adresini verir, görevli gelir sizleri postaneye davet eder. Siz de, postaneye gider, vaktin gelmesini bekler ve görüşürdünüz...
 
Aynı şekilde ihbarlı arayan da postaneye gider, yazdırırdı aradığı yeri, beklerdi görüşmek için... Aradığın yerin telefonu varsa, doğrudan konuşabilirdi, postaneden...
 
Kırk yaş ve altındakiler bilmez... Bundan yaklaşık otuz kırk yıl önce, telefon sahibi olmak fermana mahsustu... Telefon numaraları çok fahiş fiyatla devredilirdi, elden ele...
 
Yani sizin anlayacağınız, karaborsası vardı telefonun... İsmine kayıtlı sekiz-on telefonu olan, iyi “vole” vururdu... Çünkü, yıllar sürerdi, sıranın gelmesi için... İlk telefon alanlardandık. 1887 evimizin, 1629 dükkanımızın telefon numaralarıydı…
 
Yıl 1951olacak… Sanırım santral bin abone kapasiteliydi. Demek ki, otomatik telefonun Kayseri’ye gelişi de bu yıllara rastlar. Buna, manyetolu telefondan otomatiğe geçiş de diyebilirsiniz. Tabii, Kayseri merkezden söz ediyorum. İlçeler ne durumdaydı, bilmiyorum.
 
Şehirlerarası görüşmelerde ise normal, acele ve yıldırım gibi tarifeler vardı... Bazen, yıldırım da bile sıra gelmezdi, “torpil” aranırdı postaneden... Ne zaman Turgut Özal geldi, o zaman telefon karaborsa olmadan çıktı, sebil gibi bollaştı; anında iletişim devreye girdi, yurtiçini bırakın yurtdışı ile konuşma sorun olmaktan çıktı, arkasından cep telefonu, internet derken, bizim telefoncuların da pek kıymet-i harbiyeleri kalmadı...
 
Bir de şehirlerarası otomatik “9” aramalı telefon 1970’lerin sonlarına doğru geldi. Bu sayede, PTT yazdırmalı şehirlerarası konuşma ortadan kalktı. Torpil aramak da…
***
Sona bir son not daha vereyim: Cumhuriyet öncesi Tacettin Veli soyundan gelen; Cumhuriyet döneminde Postağası soyadını alan Postağası ailesinin, Kayseri-Konya arasında posta taşıyıcılığı yaptıklarını, torunlardan Mahmut Postağası’ından öğrendim. Ayrıca; Eczacı Ünal Özkan’dan “Şişlioğlu Ailesinin” de posta işletmeciliği yaptığına dair bir bilgi aldım.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV