banner158

09 Nisan 2020 Perşembe

ŞEMSETTİN ŞEMSETTİN

25 Mart 2020, 09:54
Bu makale 759 kez okundu
ŞEMSETTİN ŞEMSETTİN
KADİR DAYIOĞLU
Kayseri’den çok uzaktayım… 65 yaş engeline takıldık, evde hapis hayatı yaşıyoruz… Allah’tan yalnız değiliz. Yoksa, çıldırır insan… Öyle ya, bir ekmek alma şansınız bile yok. Duydum ki, Şemsettin Şemsettin yaygın ismi ile “Şemsettin Ağa” ölmüş… Ben de ona karşı son vazifemi yapmak ve “Mekanı Cennet olsun!” demek için, “Yaşadığım Kayseri” kitabımdan Şemsettin Ağa’ya ayırdığım bölümden bazı bölümler vereceğim.
***
İrfan Birol’un ifadesi ile; “Son Kabadayı”’dan söz edeceğim. Kayseri doğumlu, kasap Hacı Hüseyin (yerel deyişle Hassüün ağanın) oğlu. Müthiş bir teşebbüs gücü var. Bir çok işletmeyi, tırnakları ile kazarak kurdu. Sonradan sattığı, şimdiki, Polisevi üstündeki, “İdeal Tesislerini”, 1980’lerin başında, hangi şartlar altnda yaptırttığına bizzat tanığım. O yerin ilk hali bilinmeden yapılanı anlamak mümkün değil.
 
Talas’ta ki, Çamlıbel Tesisleri’ni de... Restore ettirdikleri Selahattin Hamamı’nı da... Çalışan amellere, ustalara, çanta ile değil, gömleğinin içine doldurduğu paraları, inşaat sahasında nasıl dağıttığını yakından tanığım. Aslında, hayat hikayesi yazılacak hatta belgeseli yapılacak bir insan, Şemsettin Ağa.
***
Ben bir iki anekdot vereceğim onunla ilgili. Yıl, 1977. Yerel seçimler yapılacak. Kıbrıs çıkartması yapıldı, “ambargo” kondu. Bir paket margarin, bir paket sigara, bir litre benzin, bir litre mazot bulunamıyor; karaborsa, kaçakçılık aldı başını gidiyor, Belediye’nin kurduğu Tanzim Satış Mağazaları’nda ihtiyaç malları satılıyor; her gün yirminin üzerinde insan öldürülüyor sokaklarda…
 
İşte seçimler de böyle bir kaotik ortamda yapılıyor... Belediye Başkanı da Niyazi Bahçecioğlu, tekrar aday. Abimiz de “bağımsız” aday, tıpkı “Robin Hood”, gibi. Anlayacağınız çok renkli bir seçim dönemi geçiriyoruz.
 
Kiçikapı Yüksek Kahve’de (Akyel’in olduğu yer) bir basın toplantısı yapacak kürsü kurulmuş, ses düzeni hazır, dışarı hoparlörler konmuş… Taraftarlarıyla birlikte kahveye giriyor. İçeri, dışarı ana baba günü. Basın mensupları da hazır.
 
Büyük ilgi var. Öyle ya, adayımız neler diyecek. Alkışlarla kürsüye çıkıyor, konuşmaya başlıyor. Daha selam kelam demeden dışarıdan trafik ekibinin anonsu yankılanmaya başlıyor: “Falan plakalı araç sahibi, lütfen arabanızı kaldırın. Aksi taktirde aracının çekilecek ve ceza yazılacak!”.
 
Bir değil, iki değil, üç değil. “Falan plakalı araç…”, anonsu devam ediyor. Sinirleniyor, sağ yanında ayakta duran koruması “Hacı”ya dönüyor; “Git şuna söyle sesini kessin, aşağıya inersem ağzına bellerim!” Tabii, nereden bilsin “mikrofon”un açık olduğunu.
***
O yıllarda da meydanda konuşma yapılır, partilere belirli saatler verilirdi. Kiçikapı’da taraftarlarıyla toplanır, başlarlar yürümeye Meydan’a doğru. Şemsettin abi önde, taraftarları arkada, o meşhur, “endamlı” dik yürüyüşüyle, meydana doğru gidiyor, Kazancılar üzerinden... Mussolini’nin, ünlü “Roma yürüyüşü” gibi, bir şey.
 
Kürsüye çıkar ve o meşhur sözü söyler. Bu söz ulusal basında da manşete çekilmişti: “Değerli hemşerilerim, Başkan seçilirsem ilk işim, belediye binasının içindeki duvarları yıkmak olacak. Millet, çalışanların ne yaptığını görecek! Haaa... Bir de unutuyordum, CHP’nin sülüğü ‘arabacı İbram’ var ya onun da hesabını düreceğim!”
***
1980 öncesi bir paket margarinin karaborsada satıldığı dönemde yerel basından bir haber: “Belediye Başkan adayı Şemsettin Bakkal ve Bayiler Derneği’ne ait depoyu bastı, un yağ, şeker, makarna, sabun, ne varsa arabalara yükledi ve fukara muhitlere dağıtılması için gönderdi. Olayı görüntüleyen basın mensuplarına da; ‘Yok bir şey, halkın malını halka dağıtıyorum, o kadar’” dedi. Tabii, dağıttığı yağ kadar oy alamadı. O nedenle, çok kızardı, özellikle Şiremenli ahalisine… Öyle ya, onların ağası idi. Rivayet olunur ki, eşi bile oy vermemiş.
***
Çok renkli bir kişiliği var, dedim. Güzel de bağlama çalar… Güzel “Harmandalı” oynar. Vakit namazı için Kiçikapı’dan yürüyerek Camii Kebir’e gidişini mi desem, zaman zaman beyaz bir atı ile şehri gezişini mi desem ya da yine ulusal basına manşet olan, hapisteyken, yattığı hapishaneyi satın alması mı desem…
***
İncesu’da hapis yatarken, satışa çıkan cezaevini, İstanbul’da bulunan mal sahibinden satın almıştı. Herhalde hapis yattığı hapishaneyi satın alan ilk ve son insan ve son insandır.
***
1980’lerin başı ya da 1979’ların sonu, bir damla benzin bulmak mümkün değil. Karaborsaya düşmüş… Böyle bir zamanda bir benzinlikten benzin almak istediğinde “yok!” Denmiş, ısrar edince, “yok!” lafları “gel de al nasıl alacaksan!” türü, ağız dalaşına dönünce Şemsettin Ağa çekmiş tabancayı, vurmuş ayağından, sahibinin.
***
Delikanlılık raconunda, “kumarhane açılışına” gidip, bir miktar para bırakmak adettendir. Mesela, zor durumda olan kumarhane sahipleri “açılış” düzenler, o gün ünlü “kabadayılar” “açılışa” gelir, kumar oynar, bir miktar para bırakır, gider.
 
Yine böyle bir açılış için Ankara’ya gitmiş, arkadaşı Öcal Caneroğlu ile birlikte. O da “bileği” ve “yüreği” çok güçlü birisi. Yakından tanırım, halen görüşürüz. Açılışı yapılan kulüpte, dönemin ünlü savcılarından birisini bir tartaklaması var, inanılır gibi değil…
***
Dedim… Çok güzel bağlama çalar… Kayseri tavrını ve “dairevi” mızrabını çok iyi bilen birisi. Hüseyin Cömert hocamız anlattı; Erciyes Üniversitesi’nde Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı’yken, “sazı ve sözünü”, “kayıt altına” almak istemişler. O da önce olur demiş, sonra “masa kurmazsanız çalamam ama bu halimle de anılmak istemem” türünden bir yanıt vermiş.
 
Ruh şâd; ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun…

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV