banner87
19 Aralık 2018 Çarşamba

SİYASİ İKTİDARIN “MİLLİ EĞİTİM VE KÜLTÜR” KONULARINDAKİ İTİRAFI

12 Mart 2018, 07:42
Bu makale 367 kez okundu
SİYASİ İKTİDARIN “MİLLİ EĞİTİM VE KÜLTÜR” KONULARINDAKİ İTİRAFI
ABDULKADİR YUVALI
Ülkemizi ilgilendiren öncelikler arasında, Milli eğitim ve kültür hayatımızı ilgilendiren konular ilk sırayı almaktadır. Çünkü eğitim ve kültürün konusu günümüz ve geleceğimizle birinci derecede ilgilidir.  Siyasi iktidar on beşinci yılının sonunda, hemen bütün konulardaki başarısızlıklarını görmezden gelmiş olsalar bile, eğitim ve kültür konusundaki başarısızlıklarını nihayet itiraf etmişlerdir. Genel gidişatla ilgili sıkıntıların da METAL YORGUNLUĞU olarak tanımlanmış olmasının bir meziyet olarak görüyoruz.
Geleceğimizin teminatı ve sahibi konumundaki çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitimi yani geleceğe yönelik donanımlı bireyler olabilmeleri doğrudan doğruya eğitim sistemiyle ilgilidir. Bugün okul öncesinden üniversiteye uzanan eğitim sürecindeki çocuklarımızın ve gençlerimizin sayılarının yirmi beş milyon olduğunu düşünecek olursak bu alandaki başarısızlığın ülkemizin hali geleceği konusundaki endişelerimizin yer yer korkuya dönüşmekte olduğunu da paylaşmak istiyoruz.
Eğitim-öğretim konusundaki sorunların temelinde, yürürlükteki yasa ve teamüllerin özellikle de 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun göz ardı edilmesi ile yakından ilgilidir. Zira eğitim camiasının aksakallarının ifadeleriyle; Şayet bugün bile söz konusu Milli Eğitim Temel Kanunu doğru dürüst uygulansa, eğitim hayatımızdaki mevcut sorunların belirli bir yüzdesi çözülebilir ifadesini kullanmaktadırlar. Bu yüzden eğitim hayatımızda yaşanmakta olan yaz-bozlardan kurtulmalıyız. Çünkü 15 yılda aynı siyasi partinin altı milli Eğitim Bakanının ortak özelliği sürekli olarak program ve hatta müfredatları değiştirmek olmuştur. İYİ Parti Genel Başkanı Meral AKŞENER konuyla ilgili olarak, mevcut birim ve kurumların behemehal KURULUŞ AYARLARINA döndürülmesi gerektiğini, atılması gereken ikinci adımın da, kurum-kuruluşlar merkezli bir onarım sürecine ihtiyaç olacağını haklı olarak ifade etmektedirler.
Türk eğitim-öğretim sisteminin, üç önemli ayağından birincisi MİLLİLİK, ikincisi ÇAĞDAŞLIK ve üçüncüsü de EVRENSELLİK boyutudur. Zira eğitim kuruluşlarımız, daha Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren MİLLİLİK ve ÇAĞDAŞLIK temeli üzerine bina edilmiştir. Zira daha milli mücadele devam ettiği bir sırada Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, ilk olarak Ankara’da Maarif Kurultayını toplamıştır. Bu kurultaya, dönemin dünya çapındaki eğitimcilerini davet etme yerine o sırada Anadolu’da öğretmen veya yönetici olarak görev yapmakta olan eğitimciler kendi il veya ilçelerini temsilen kurultaya katılmışlardır. Türk eğitim-öğretim sistemi konusunda atılmış olan adımlar her haliyle MİLLİ olmuştur. Bu süreçte, atılmış olan adımlar ve değişiklikler ile eğitim kurumları ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınmak suretiyle kurulmuştur. Bir misal verecek olursak, köy okullarımızda görev yapacak olan öğretmenlerimiz için KÖY ÖĞRETMEN OKULLARI açılmış, zamanla bu okullar bilirli merkezlerde yoğunlaştırılmak suretiyle KÖY ENSTİTÜLERİ tesis edilmişti.
İnsan düşünce ve emeğinin ürünü olan hemen her şey kültür kavramı ile izah ediyoruz. Kültürler; somut-soyut veya maddi ve manevi kültürler olarak iki ana başlık altında toplanabilir. Tarih boyunca insanoğlunun düşünce dünyası ve buna bağlı olarak artan ihtiyaçlarından dolayı kültür unsurları, değer hükümleri de bir değişim süreci yaşamaktadır. Söz konusu değişimin, toplumların kendi değer hükümleri, kültür unsurları ile kurum-kuruluşları temelinde ait olduğu çağın insanlarının ihtiyaçlarına cevap verme temelindeki değişmeler ÇAĞDAŞLAŞMA kavramıyla ifade edilmektedir. Aynı şekilde toplumların, kendi değerleri dışında yani başka toplumların çağdaş konuma taşımış oldukları kültür unsurları, değer hükümleri ile kurum-kuruluşlar merkezli olarak meydana gelmiş olan değişiklikler ise MODERNLEŞME kavramıyla tanımlanmaktadır. Zira bir toplumun, kendi değerlerini çağdaş konuma taşıyamamış olması halinde, kültürel değerleri yaşama şansını kaybeder ki, biz buna kültürlerin ölümü yani ölü kültürler mezarlığı tabirini kullanıyoruz. Toplumların, varlıklarının devamı için çağdaşlaşmaya yani merhum Mehmet Akif’in tabiriyle “Asrın icabına göre donanımlı” olmaları halinde varlıklarının devam ettirebilir ve gelecek çağlarda varlıklarını devam ettirebilirler.
Çağımızda dünden-bugüne eğitim ve kültür hayatımızdaki yabancılaştırmaların temelinde modernleşme hastalığı yatmaktadır. Bu hastalığın virüsü modernleşme, mucidi yabancı uzmanların reçeteleri, uygulayıcıları ise ülkemizin ilgili birimlerinden sorumlu yöneticilerimiz olmuştur. Son yıllarda, hızla artan ve çıplak gözle bile görülebilen modernleşme örnekleri arasında; modern eğitim yani modern matematik, modern fen vb. modern tarım-hayvancılık vb. uygulamalar sonrasında söz konusu kurum-birimlerin hali ülke gündemimizin çözüm bekleyen ana meseleleridir. Son yıllarda gençlerimiz arasında adeta bir hastalık misali yayılmakta olan KİTLE KÜLTÜRÜ’NÜN doğurmuş olduğu sıkıntıları yeni yeni görmeye başladık. Ama gelecekle ilgili doğuracağı sıkıntılar, düşünen herkesi neredeyse çaresizliğe sürüklemektedir.
Son yıllarda hızlı bir şekilde yaşamakta olduğumuz modern şehirleşme süreci ve buna bağlı olarak yapılmış olan konutlar, kültürümüzü temsil etmemekte ve tüketim ekonomisini körüklemektedir. Gelir düzeyimizle paralellik göstermeyen konut, otomobil ve israf temelindeki harcamalarımız sonrasında insanlarımız gırtlaklarına kadar borcun içine sürüklenmiştir. Böylece üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir toplum haline getirilmiş olduk. Osmanlı Devleti,1836 yılında önce İngiltere ve takiben borçlu olduğumuz Avrupa ülkeleriyle yapılmış olan BALTA LİMANI TİCARET ANLAŞMASI ile üretimden çekilmiş ve batılı ülkelerin pazarı haline gelmişti. Bugün böyle bir anlaşma yapılmadan aynı tehlikenin kapılarımızı çalmakta, halimizi ve geleceğimizi tehdit etmektedir.
Japonlar, konutlar ve döşemeleri konusunda son derece sade, yalın ve mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya vb. eşyalarla dolduranları yadırgarlar ve ruhen tekâmül edememiş, hayatın manasını anlayamamış kimseler olarak görürler. Böyleleri için de, evini mezat salonuna çevirmiş zavallılar diye eğlenirler. Zira bir insanın gösteriş için eşyaların esiri olması ne kadar acı değil mi?
Vaktiyle Japon ekonomisi dar boğazdan geçtiği bir dönemde yani iç ve dış borçların arttığı sırada, dönemin Japon Başbakanı Meclisi toplar ve kürsüye çıkar, durumu bütün açıklığıyla anlatır ve vekillere hitaben,”Tanrı şahidim olsun ki, Japonya’nın dış ve iç borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.”Dediklerine harfiyen uyar, en üsten en alta kadar herkes bu kampanyaya uyar ve Japonya bütün borçlarından kurtulur. Japon İmparatorunun sarayı da aynı şekilde mütevazıdir.
Bir zamanlar bizde de bir söz vardı. “Bir mıh,bir nal kurtarır.Bir nal bir at kurtarır.Bir at bir komutanı,bir komutan bir orduyu,bir ordu bir ülkeyi kurtarır. Sözü vb. güzelliklere hasret kaldığımızı düşünüyoruz.Saygılarımla ayuvali48@gmail.com
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV