banner87
22 Ağustos 2019 Perşembe

TARİH ÖĞRETMENİN-ÖĞRENMENİN İHMALİ-İHLALİNİN BEDELİNE DAİR…

08 Haziran 2019, 23:10
Bu makale 155 kez okundu
TARİH ÖĞRETMENİN-ÖĞRENMENİN İHMALİ-İHLALİNİN BEDELİNE DAİR…
ABDULKADİR YUVALI
Tarih bilimi, dünyanın yaradılışından günümüze ve geleceğimize uzanan zaman çizgisidir. Şu hâlde tarih, milletler ailesi olarak bireysel ve toplumsal manada yaşanmış hadiseler yanında atılmış adımlar, insanoğluna kazandırılmış değerler bütünü de tarihi yakından ilgilendirmektedir. Bu yüzden insanla ilgili her konunun da ayrı birer tarihi vardır. Türkler, milletler aileleri içinde engin tarihleriyle insanoğlunun yaşadığı her mekânda var olmuşlar ve yüzlerce siyasi kuruluşun sahibidirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk evladının ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapabilme cesaret ve gücüne sahip olacaktır sözüyle tarih öğretmenin ve haliyle öğrenmenin gereğine vurgu yapmıştır.
Bu yüzden okullarımızın her kademesinde okutulmakta olan tarih dersi müfredatları, ders kitapları ve araç gereçleri özenle seçilmeli, yerinde ve zamanında nesillerimize öğretilmelidir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu ve ilk yıllarında bu konuya gerekli hassasiyet gösterilmiştir. Ancak takip eden yıllarda tarih öğretimi ihmal ve ihlallerden bir türlü kurtulamamış olduğunu görüyoruz. Nesillerimizin dünü bilmesi, günü ve geleceğidoğru tayin edebilmesi için son derece önemlidir. Ülkemizde eğitimden sorumlu devlet adamlarının tarih öğretimiyle ilgili her türlü araç-gereç ve yöntemi uygulamaya koymaları doğru ve hatta gereklidir. Ancak özellikle 1940’lı yıllardan başlamak üzere okullarımızda okutulmakta olan tarih dersleri ve haliyle bilgileri ya ihmal veya ihlal edilmiş olduğu görülmektedir. Zira bu tür ihmal ve ihlallerin bedelini nesillerimiz ağır ödemekte ve ödeyecektir.
1940’lı yıllara kadar okullarımızda okutulmakta olan ders kitapları belki pedagojik manada eleştirilse de konu ve kaynaklar yönüyle seçimleri son derece isabetli ve doğru bilgiler ihtiva etmektedir. Ancak 1940’lı yıllardan itibaren adeta kim oldukları, nereden geldikleri belli olmayan iki isim tarih ders kitaplarının yazarlarıdır. İlkokul 4. Ve 5. Sınıflar, Ortaokul ve Liselerin 1. 2. Ve 3. Sınıfların kitaplarının üzerinde Emin OKTAY ve Niyazi AKŞİT isimleri görülmektedir. Bir tarihçi olarak bu iki şahsın kaleminden çıkmış bir makale, bildiri veya başka bir kitaba şahit olmadım. Eğitim kurumlarımızın tamamında yaklaşık olarak 35 yıl boyunca söz konusu kitapların okutulması talihsizliğin de ötesinde gaflet ve hatta ihanet sözünü bile kullanabiliriz. Zira benim de fiilen katılımcı hatta yönetiminde olduğum Türk Tarihinin Meseleleri ve Tarih öğretimi Kollokyumu konulu bilimsel toplantıda hazırlamış olduğum tebliğin konusu Niyazi AKŞİT’İN yazarı olduğu Lise Birinci Sınıflarda Okutulmakta olan Tarih Ders Kitabı” idi, Söz konusu kitabın toplam sayfalarının %75’i Roma ve Yunan tarihini geri kalan %25’i de Türk-İslam ve metodoloji bilgilerine ayrılmıştı. Hatırladığım kadarıyla tebliğimdeki son cümle” Bu kitabın tanıtıcı bilgilerini çıkartalım, İngilizceye tercüme edelim ve bu kitabın hangi ülkenin lise 1.sınıflarında okutulan ders kitabı olduğunu bilen çıkarsa ödüllendirelim” şeklinde olmuştur. Diğer ders kitaplarına gelince, verilen bilgilerin seçimi, sunumu ve öğrencilerimize milli tarih şuuru vermekten uzak olduğu görülmektedir.
Takip eden yıllara gelince, tarih müfredatının hazırlanmasında, ders kitaplarının yazılması sırasında dönemin siyasi iktidarının hemen her bakımdan etkili olmadığı söylenemez. Bu yüzden eğitimli insanlarımızın bile ders kitapları merkezli almış oldukları bilgiler birçok soru işaretlerini de beraberinde getirmiş olduğu görülmektedir. Bu yüzden 1940’lı yıllardan itibaren okutulmakta olan ders kitaplarına bağlı olarak verilmiş ve halen verilmekte olan ders kitapları konusunda ciddi manada ihmaller, ihlaller ve hatalar söz konusudur. Mevcut siyasi iktidarın 17 yılda 14 defa eğitim sistemiyle ilgili değişiklikler yapmış olması talihsizliği yanında tarih ders kitapları ve haliyle de müfredat değişiklikleri adeta sistemi yaz-boz tahtasına çevirmiştir. Türk eğitim sistemi üzerinde geçmişten günümüze uzanın zaman sürecinde yapılmış olan değişikliklerin bedelini daha şimdilerde ödemeye başlamadığımız söylenebilir mi? Bunlardan birisi de Mesleki ve Teknik Eğitim kurumları merkezli yapılmış olan değişikliklerle bu eğitim dalı adeta amacından uzaklaştırılmıştır. Zira dün sanayi ve iş dünyasında rağbet gören Sanat Okulu mezunlarının günümüzde sözde devamı niteliğindeki Mesleki Teknik lisesi mezunlarının ilgili iş kollarında rağbet görmesi bir yana bu okul mezunları kabul görmemektedir. Çıraklık konusunda yapılan değişikliklerle dünün ustalarının yarınki temsilcileri adeta yok edilmiştir.
Dünden bugüne Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapmış olan zevat; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, daha milli mücadele sırasında Ankara’da Maarif Kurultayı toplar bu kurultaya dünyanın özellikle de batı dünyasının önde gelen eğitimcilerini değil, Anadolu’da öğretmenlik yapmış kimseleri davet etmek suretiyle ülkemizin şartlarında bir eğitim-öğretim sisteminin kurucusu olmuştur. Burada üzerinde durmak istediğimiz bir konu dabu kurumun adı ÖĞRETİM BAKANLIĞI değil MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI olmasıdır. Yani önceliği MİLLİ olacak, takiben EĞİTİM verilecektir. Son yıllarda bu kurumda göreve gelmiş olan siyasilerimiz ağırlıklı olarak ÖĞRETİM merkezli bir sürü değişiklikler yapmakla kurumu olması gereken yerden uzaklaştırmış oldukları görülmektedir. Günümüzde bu kurumun başındaki Sayın Bakanımızın eğitimci olması ve meslek hayatında birçok güzelliklere imza atmasına rağmen son yapılan değişikliklerde Tarih ve Matematik derslerinin seçmeli olmasını bir türlü anlayamadık. Zira bu iki bilim, insan olmanın hatta devlet adamı olmanın gerekleri arasında olduğunu yani   tarih ve matematik bilgisinden mahrum olan insanların devlet hayatında ciddi sıkıntılara neden oldukları söylenebilir. Yeni değiştirilensistemde dikkat çeken bir diğer özellik de öğrencilerin sömestr tatilleriyle ilgilidir. Yeni sitem, ana okulu ve ilk dönem (dört yıl) için   verimli olduğu   ölçüde ikinci ve üçüncü dört yıllık dönemlerde öğrencilerimiz genellikle Eylül ayının ilk haftasından itibaren ders programları vb. işler dolayısıyla   dersler verimli bir şekilde Ekim ayında işlenir, bir ay sonra tatil olması eğitim-öğretim de kesikliğe neden olur. Aynı şekilde sıcakların başladığı mayıs ayı okullarda sosyal etkinliklere ağırlık verildiği için ders dönemlerinde ciddi manada olumsuzluklar yaşanabilir. Sonuç olarak, milli olan eğitim kurumları üzerinde siyasi iradenin varlığını hissettirme çabaları eğitim-öğretim sistemini yaz-boz tahtasına çevirdi. Üstelik eğitim-öğretim sistemi merkezli söz konusu 14 değişikliğin aynı siyasi iktidar döneminde yaşanmış olması düşündürücü değil mi?
Alman eğitim sisteminde geçerli prensipler, siyasi iktidarlarca değiştirilemez. Zira “Almanya’da bütün eğitim kurumları işlevini kaybetmiş olsa da Mesleki Teknik Eğitim konumunu devam ettirmesi halinde Alman ekonomisi etkilenmez. Ancak Bütün eğitim kurumları işlevini sürdürse, Mesleki Teknik Eğitim Çökmüş olsa Alman Ekonomisi için felaket olur. Bizim ülkemizde Mesleki ve Teknik Eğitimi sadece ve sadece bu okul mezunları da üniversite sınavlarında başarılı olsun diye yapılmış olan değişiklikler ülkemizdeki Mesleki Teknik Eğitimi adeta bitirmiştir.  Sorumluları yabancı uzmanlar mı/ Yerli yöneticiler mi? Saygılarımla.   Ayuvali48@gmail.com

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV