banner87
20 Nisan 2019 Cumartesi

TARİHTEN GÜNÜMÜZE BEKA VE LİYAKAT MESELESİ

11 Şubat 2019, 11:34
Bu makale 168 kez okundu
TARİHTEN GÜNÜMÜZE BEKA VE LİYAKAT MESELESİ
ABDULKADİR YUVALI
Tarihî hatta tarih öncesi devirlerden beri insanoğlunun zihnini meşgul etmesi, devletlerin, milletlerin varlıklarının devamı konusunda liyakat ve beka kavramlarıolmazsa olmaz konumunda olmuştur. Bu iki kavramın mevcudiyetiyle ilgili sorunlar yaşanıyorsa, her şeyden önce herkesin ve özellikle de kurum-kuruluşlar merkezli ciddi manada bir analiz yapılması gerekliliğinin şahidi şüphesiz tarih olmuştur. Nitekim gerekli tedbirlerin yerinde ve zamanında alınmasına bağlı olarak sorunların çözülebildiğinin en yakın örnekleri de yakın tarihlerde birçok ülkelerde ve ülkemizde söz konusu olmuştur. Liyakat ve beka kavramları hemen her zaman ve zeminde biri diğerinin varlık sebebi olarak görülmüştür. Bu konuda uzak ve yakın tarihimizde birçok örnekler bulunmaktadır.
Beka, kelime manasıyla devamlılık, kalıcılık, sonsuzluk, sonsuza kadar var olma, Develioğlu lügatinde evvelki hal üzerinde kalma olarak geçmektedir. Aynı şekilde bekâ-ıahiret, ahiretin sonsuzluğu ifade edilmekte, âlem-i beka ise, sonsuzluk alemi yani ahiret, aşk-ı beka, aşkın sonsuzluğunu ve darı beka da öbür dünya manalarında kullanılmaktadır. Türk kültürüyle ilgili olarak da sıkça kullanılmakta olan Devlet-Ebed-Müddet yani sonsuz olan devlet örneğinde olduğu gibi… Ömer Seyfettin beka ile ilgili olarak, memleketin, devletin bekasısenin elinde ifadesini kullanmıştır.
Beka sözü devlet merkezli olarak düşünüldüğü zaman genellikle; iç ve dış politika, eğitim, hukuk, milli güvenlik, toplumun huzuru, ahlak, ekonomi ve liyakat gibi birey ve devletin doğrudan veya dolaylı muhatap olduğu hemen bütün alanlar beka meselesi olarak görülmektedir.
Liyakat kavramına gelince kazanmak, hak etmek, verilen görevi başarıyla yapabilme yetisi, bilgi, görgü ve diplomayı esas alan anlayıştır. Tarih boyunca her zeminde ve zamanda liyakate ulaşma arzusu söz konusudur. Bu konuyla ilgili olarak, Osmanlı idare sisteminde devlet fonksiyonlarının her birinin özel bilgi, uzmanlık, tecrübe ve yeteneği gerektirdiği inancı devletin kuruluşundan 17.yüzyıl başlarına kadar hep gündemde olmuştur. Bu düşünceyle devlet personelinin gerek seçimleri, tayinleri gerekse yetişmeleri ve terfileri hep ön planda olmuştur. Bilhassa devlet hayatında 17. Yüzyıla kadar devlet memurunun terfi etmesinde liyakat ön planda tutulmuştur. Sivil ve askeri alanda devşirme sistemi Enderun’da Seçkinler eğitimiyle ciddi manada bir selektör uygulaması hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir.
Osmanlı Devlet yönetiminin 16. Yüzyıldaki durumu hakkında İstanbul’daki bir yabancı sefirin eşi ülkesindeki dostlarına aralıklarla yazmış olduğu mektupları bilahareTürk Mektupları adıyla kitap halinde yayımlanmıştır. Bu kitap, bir yabancı konuğun gözüyle Osmanlı devlet yönetimine dair bilgiler olması bakımından önemlidir. Bir sefire konumundaki Busbecq konuyla ilgili olarak şöyle demektedir. Osmanlı’da herkes liyakat, bilgi ahlak ve seciyesine göre, bir mevkie tayin edilir. Ahlaksız ve tembeller hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazlar. Türklerin en büyük düşmanı iltimas demektedir. Uygun alanı seçme, hizmette uygunluk ilkesi her zaman ve zeminde devletin bekası için önem arz etmiş ve etmektedir. Osmanlı Devleti, kuruluşunu takiben üç kıta üzerinde söz sahibi olmuşsa bu durum sadece askeri güçle olmamıştır. Osmanlı devlet hayatındaki bozulmalara yani liyakatin ehemmiyetini peyder pey kaybetmesine bağlı olarak devlet dış ve iç yönetiminde haliyle ekonomik hayatta gerileyecektir.
Osmanlı Devlet yönetiminde özellikle de Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra hızla gelişen bürokraside liyakat sisteminden yavaş yavaş uzaklaşılır. Liyakatin yerini de peyder pey iltimas, kayırmacılık uygulamasa yaygınlaşmaya başlayacaktır. Konuya Osmanlı idare sistemi merkezli bakacak olursak, devleti çöküntüye, yıkılmaya götüren en büyük sebeplerden birisi de mevcut sistemin bozulması olmuştur. Söz konusu bozulmaya bağlı olarak adama göre iş uygulamasıyla rüşvet ve iltimas hızla artmıştır. Artık devlet memurları, devletin gücünü kötüye kullanmak suretiyle halka zulmetme noktasına gelmişlerdir. Cahil ve tecrübesiz kimselerin önemli görevlere getirildiği, rüşvet ve iltimasınyaygınlaştığı bir süreç haliyle Osmanlı Devleti’nin bekasını ciddi manada olumsuz yönde etkilemiştir.
Osmanlı idare sistemindeki bozulmayı gören dönemin devlet adamlarından Koçi Bey 1631 yılında tarihimizde Koçi Bey Risalesi olarak bilinen meşhur Risalesini kaleme almıştır. Nitekim Koçi Bey, devlet yönetiminde meydana gelmiş olan boşlukları görmüş ve felakete doğru gidilmekte olduğunu dönemin padişahına bir risale halinde sunmuştur. Koç Bey, liyakat konusunda devlet idaresinde önemli görevlerin şunun bunun aracılığıyla verilmesi doğru değildir. Mesleğinde en bilgilisi hangisi ise görevin ona verilmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Bir cahil sırf mesleğinde eskidir diye, bilgili insanların önüne geçirilmesi haksızlıktır. Bilgi ve diyanet sahibi genç de olsa idareye zarar vermez mealindeki sözleriyle devlet idaresindeki bozulmaya işaret etmektedir.
Osmanlı devlet hayatındaki uygulamalar konusunda 17. yüzyılın bilgili ve tecrübeli devlet adamı Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın döneminpadişahına sunmuş olduğu risale de Koçi Bey risalesiyle örtüşmektedir. Sarı Mehmet Paşa diyor ki, rüşvetleehliyetsize devlet hizmeti verilmesi büyük bir hatadır. İşin ehlini işin başına getirmeyi prensip haline getirmiş olan Osmanlı’da. Devlet’ten ziyade kişisel çıkarların ön plana çıkartılması, sistemde başlamış olan bozulmalara karşı önlem alınmaması sıkıntılarınkaynağı haline gelmiştir. Bu cümleden olmak üzere Enderun’a dayalı uygulamalar yanında dini kurumlarda bile kayırmacılık, akrabaları tutmaların görülmesi gidişatın tehlikeli işaretleri olmalıdır. Ülkemizde, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze uzanan zaman çizgisindeki liyakat ve beka konusundaki değerlendirmeyi siz sevgili okuyucularıma bırakıyorum.
Şu hâlde Türk devlet felsefesinin devlet hayatında gerçek anlamıyla uygulanmış olduğu dönem hakkında İstanbul’da eşi sefir olduğu için ikamet etmiş olan bir yabancının ülkemizle ilgili kendi ülkesindeki dostlarına yazdıkları ile daha sonraki dönemlerde gerek Koç Bey ve gerekse Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın kaleme almış oldukları risaleler ülkenin içine sürüklendiği tehlikenin sinyali olmalıdır. Yani ülkenin bekası için ülkenin yönetimindeki kimselerin liyakatlerinin son derece önemli olduğunun ifadesi olmalıdır. Bu iki kavramın içini doldurmadan rast gele kullanılması ülkemiz, değerlerimiz ve geleceğimiz açısından önem arz etmekte olduğunu ifade etmek istiyorum. Saygılarımla.

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV