banner87
21 Mayıs 2019 Salı

TOPLUMSAL MANADA KISSADAN HİSSE ÇIKARMANIN ZAMANI DEĞİL Mİ?

13 Mayıs 2019, 09:53
Bu makale 102 kez okundu
TOPLUMSAL MANADA KISSADAN HİSSE ÇIKARMANIN ZAMANI DEĞİL Mİ?
ABDULKADİR YUVALI
Tarih, düne ait olsa da günün aynası niteliğini taşımaktadır. Bu yüzden ister bireysel olsun isterse de toplumsal olsun hemen her konunun bir dününün olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden de düne bakmak suretiyle bugünü ve yarınları tayin etme konusundaki realiteyi göz ardı edilemez. Söz konusu tarihi gerçekten hareketle, bugün toplumsal manada yaşanmakta olan birçok konular, doğrudan veya dolaylı olarak dünde yaşanmış olduğu gerçeğinden hareketle günü ve geleceği bir arada okuyucularımızın gündemine taşıma düşüncesiyle bu konuyu kaleme aldık.
Ülkemizde bugün yaşanmakta olan bazı hadiselerin en yakın tarihimiz olarak Osmanlı Devlet hayatında mevcut olup olmadığı hususunu kısa çizgilerle gündemimize almak istiyorum. Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarından başlamak üzere yaklaşık olarak 16. Yüzyıla gelinceye kadar hemen her konuda asrının model ülkesi olmanın yanında   güç ve güven merkezi konumunda olmuştur. Osmanlı Devleti, Türk devletler zincirinin en güçlü halkalarından birisi olarak bilinmekte olduğu için Aşiret ’ten Devlet’e ve Devlet ’den İmparatorluğa giden bir yol haritasına sahiptir. Osmanlı devleti 624 yıllık ömrü ile insanlık tarihinin en uzun ömürlü üç devletinden birisi olarak bilinmektedir. Bu engin tarihin ilk üç asrında, uzak-yakın hemen bütün siyasi kuruluşlar için adeta örnek yani model olmuştur. Geriye kalan üç asırlık ömrüne gelince duraklama, gerileme ve dağılma dönemleri olarak tanımlanabilir. Söz konusu engin tarihinin hemen her döneminin özellikleri, güzellikleri, durakları ve nihayet olumsuzlukların sebep ve sonuçları vardır.
Osmanlı Devleti için çoğu zaman durak ve dönemlerden hareketle günümüzde toplumsal manada yaşanmış veya yaşanmakta olan bazı hadiselerle ilinti kurmayı düşünüyoruz. Osmanlı Devlet hayatındaki Lale Devri benzeri bir sürecin yaşanmakta olduğu söylenebilir mi? Aynı şekilde Osmanlı Devlet hayatında yaşanmış olan borçlanma süreci sonunda alacaklı devletlerin siyasi baskıları sonucunda yapılmış olan Balta Limanı anlaşmasının doğurmuş olduğu sonuçlar üzerinde durmak istiyoruz. Osmanlı Devleti, önce İngiltere ve takiben diğer alacaklı ülkelerin yeni borç verme karşılığında Osmanlı Devleti, İngiltere ve diğer batılı ülkelere karşı koymuş olduğu gümrük vergisini minimum (%5) düzeye çekmesinin karşılığında yeni borç para vermeyi kabul etmişlerdir. Böylece batılı ülkelerin fabrika mamulü ürünleri karşısında yerli üretim rekabet edemediği için birbiri ardınca faaliyetlerine son vermişlerdir. Osmanlı Devleti, vermişolduğu tavizlerle sorun çözülememiş olmalı ki, batılı ülkelerin yani alacaklı ülkelerin dayatmaları sonucunda tarihimizdeki yüz karası uygulamalardan birisi olan Duyun-u umumiyeuygulamasıyla gündeme gelmiştir. Bu sisteme göre alacaklı ülkelerin maliyecileri, Osmanlı Devleti’nin gelir kaynaklarını aralarında taksim etmişler ve doğrudan kendileri tahsil etmişlerdir. Böyle yüz kızartıcı bir uygulama da OsmanlıDevleti’nin borçlarının tahsili için yeterli olmadığı görülmektedir.
Osmanlı Devleti, bir yandan ihtiyaçları ve diğer yandan dış borçlarını ödeyebilmek için son çare olarak yani denize düşen yılana sarılır misali   tarihte Galata Bankerleri olarak bilinen tefecilere muhtaç olduğu için borcu azalacağına hızla artmıştır. Osmanlı Devleti, hemen her konuda hazır olmadığı halde, Nasreddin Hoca’nın ya tutar diye göle yoğurt çalması misali yani ya Almanlar savaşı kazanırlarsa düşüncesindeki bazı yöneticilerin emri vakisiyle    Birinci Dünya Savaşına girmiştir. Savaş sonrasında imzalanmış olan Sevr ile Osmanlı Devleti’nin bırakınız Anadolu dışındaki toprakları, Anadolu coğrafyası da yedi parçaya bölünmüş ve Türklere onur kırıcı şartlarla sadece İç Anadolu’daki bazı şehirler bırakılmıştı. Böylece batılı ülkeler Haçlı seferleriyle ulaşamamış oldukları sonuca; önce borçlandırma takiben borç merkezli siyasi veekonomik yaptırımlar ve nihayet anılan savaş sonrasında Anadolu’daki Türk hâkimiyeti yanında varlığına da son vermenin hesabı içinde olmuşlardır. İşgalci ülkeler, Anadolu’nun hemen her bölgesinde bir paravan-uşak unsuru kılavuz olarak kullanmak suretiyle Anadolu’daki Türk hâkimiyetiyle birlikte Türk varlığına da son vermenin hesabı içinde hareket etmişlerdir.
Emperyalist güçlerin, paravan olarak kullandıkları unsurlar, Anadolu’da Türklerin yönetiminde her türlü haklarını kullanmışlar, yerli Türk halkından kat be kat zengin ve refah içinde kendi kültür ve inançları merkezli varlıklarını sürdürmüşlerdir. Böyle bir süreçte işgalcilerin ve onlara kılavuzluk-uşaklık yapanların akıl sır edemedikleri bir durumla karşı karşıya kalmışlardır. Zira 20 asrın dâhisi Gazi Mustafa kemalATATÜRK gibi çok yönlü bir kahraman Türkler arasından çıkmıştır. Böylece savaşın bitmesinden hemen sonra Gazi Paşa’nın öncülüğünde başlamış olan milli mücadele, son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin almış olduğu Misak-ı Milli kararları birbiri ardınca hayata geçirilmiş ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı’nın dağılmasını takiben tarihimizdeki yerini almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Antlaşması’nın imzalanması sürecinde, itilaf devletlerin temsilcileri, Türk heyetine hitaben atanızın topraklarına sahip oldunuz, Osmanlı borçlarını da ödemek zorundasınız mealindeki görüşmeler sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, alacaklı ülkelerin borcunu 1954 yılına kadar taksitler halinde ödemiştir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, asrının dâhisi olarak 15 yıllık kısa ömründe ülkemizin bütün ihtiyaçlarını almış olduğu kararlar ve atmış olduğu adımlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.
Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutlamaya hazır olduğumuz bir süreçte; toplumsal manada üretmeden tüketme, kazanmadan harcama gibi son derece tehlikeli bir sosyal hastalıktan kurtulması önceliğimiz olmalıdır. Ülkemizde; hane halkı borçları, üreticiler, sanayiciler ve kamu borçlarının hızla artmış olması tarihten ders almadığımızı göstermektedir. Daha dün denilecek kadar yakın dönemde ülkemiz gıda üretiminde dünyada kendi ürettikleri kendi halkının ihtiyacını karşılayabilen yedi ülkeden birisi olarak gösteriliyordu. Ülkemiz küçük ve orta ölçekli sanayi konusunda kendi coğrafyasının öncü ülkelerinden birisi idi. Bugün gelinen noktada; tabiri caiz ise, iğneden ipliğe, özellikle de her türlü gıda maddelerini ithal etmekte olan bir ülke konumundan tez zamanda çıkması hepimizin ortak temennisidir. Toplumsal manada kaybolmakta olan güven duygusunun her konuda ve her kesimde yeniden kazanılması, kurum-kuruluşlarımızın kuruluş ayarları temelinde çağdaş manada işlevini sürdürmesi dilek ve temennimizi sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Saygılarımla.
Ayuvali48@gmail.com    

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV