banner153
13 Kasım 2019 Çarşamba

TOPLUMSAL MANADA YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ SOSYAL HASTALIK

12 Ekim 2019, 08:52
Bu makale 184 kez okundu
TOPLUMSAL MANADA YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ SOSYAL HASTALIK
ABDULKADİR YUVALI
            Birey olarak hemen herkesin kalıtsal olarak taşıdığı hastalıklar yanında sonradan yakalandığı türlü türlü rahatsızlıklar söz konusudur. Bireyler bu tür hastalıklara karşı kendileri veya bir sağlık uzmanının önerileri doğrultusunda çarelere başvurur. Konuyla ilgili olarak, gerektiğinde koruyucu sağlık önlemleri yanında psikolojik destekler, ilaçlarla tedavi, beslenme konusundaki önlemler hatta organ nakli yoluyla tedaviler insanoğlunun hayatının bir parçası olarak görülmekte ve uygulanmaktadır. Ancak toplumsal manada yakalanmış olduğu hastalıkların görülmesi, tanımı ve kabullenilmesi güç hastalıkların başında SOSYAL HASTALIKLAR gelmektedir.
            Hemen her toplumda görülmekte olan hastalıkların türü, bireylerin eğitim-öğretimleri, psiko-sosyal durumları, beslenmeleri, fizikî manadaki faaliyetleriyle görür-görünmez kazalarla yakından ilgilidir. Bizim gündemimize almış olduğumuz hastalığın türü söz konusu hastalıklardan tamamıyla farklı olduğu için hastalığın tedavisi ve tedavisiyle ilgilenen meslek kuruluşları tamamıyla farklıdır. Bizim gündemimize almış olduğum SOSYAL HASTALIĞIN sebepleri, seyri, sonucu ve tedavi yöntemleriyle, tedaviden sorumlu olanlar farklı çevreler ve bireylerdir. Ayrıca SOSYAL HASTALIĞIN, tespit edilmesi, çareler üretilmesi son derece güç ve zamanla doğrudan ilgilidir. Zira SOSYAL HASTALIĞA neden olan faktörlerin tespiti yanında bunun bireyler ve yöneticiler nezdinde tedavi yöntemleri son derece karmaşık olduğu için biranda görülmesi ve çareler üretilmesi; toplumsal manada bilgi birikimi, kredi desteği yanında vetecrübelere ihtiyaç vardır.
            Sosyal hastalığı tetikleme konusunda günümüzde ağırlıklı olarak gençlerimizle ilgili olarak her geçen gün yaygınlaşmakta olan POPÜLER KÜLTÜR gösterilmektedir. Zira kültürün hemen hiçbir türü ile örtüşmeyen, bireysel düşünen, paylaşımdan yana olmayan, çalışmadan kazanma vesorumsuzca harcama gibi bir kültür türü ülkemizde yaşanmış olan bazı olaylar,alınmış olan önlemlere karşı bir tepki haline dönüşmektedir. Popüler kültürler, aynı zamanda küresel güçlerin üretmiş oldukları ürünlerin pazarı ve haliyle de pazarlanması konusunda teşvik aracı konumunda olmasından dolayı ülkemiz yabancı ülkelerin pazarı konumuna sürüklenmektedir.
            Gençlerimizi yılların birikimi olan milli kültür değerlerimizden hızla uzaklaştırmakta olan POPÜLER KÜLTÜR HASTALIĞI, başta aileleri olmak üzere bütün ortak değerlerden uzaklaştırmaktadır. Genelde bütün dünyada özelde ise ülkemizde ÜRETMEDEN TÜKETME, KAZANMADAN HARCAMA gibi bir salgın hastalık kadın-erkek, çocuk-genç hatta yaşlı insanlarımızı adeta kuşatmıştır. Böyle bir hastalığın tedavisi son derece güç olduğu konusunda hemen hepimiz şahit değil miyiz? Zira hemen her konuda hasta olan bireyin hasta olduğunu kabullenmesi tedavinin en az %50’sini oluşturmaktadır. Söz konusu hastalığa yakalanmış olan insanlarımız öncelikli olarak hasta olduklarını bilmiyor veya kabul etmiyorlar ve dolayısıyla tedavi konusunda gerekli olan tepkiyi göstermiyorlar. Tıp doktorlarımız, hastalarına uygulamış oldukları tedavi yöntemlerinde hastaları tedaviye tepki gösterdiği andan itibaren adeta ünlü bilgin Arşimed misali BULDUM derler ve tedaviye başlarlar. Ancak her geçen gün daha da tehlikeli boyutaulaşmakta olan söz konusu hastalık, uzmanlarına böyle bir fırsat vermedikleri gibi mevcut halleriyle ilgili savunmalar yapmakta olanların sayıları da hızla çoğalmaktadır.
            Bir ülke düşünelim ki, daha yakın bir zamana kadar KENDİ ÜRETTİĞİ GIDA MADDELERİ KENDİ HALKINA YETERLİOLABİLEN DÜNYADAKI YEDİ ÜLKEDEN BİRİ İKEN, GELİNEN NOKTADA İTHAL EDİLMEDİK GIDA MADDESİNİN kalmadığı görülmektedir. Ülkemizin haliyle de halkımızın böyle bir sürece sürüklenmesinde hiç şüphesiz siyasi iktidarların uygulamış olduğu politikalar da etkili olmuştur. Zira daha yakın tarihlere kadar ülkemiz küçük ve orta ölçekli sanayi mamullerinin adeta üretim merkezi iken, bugün aynı ürünleri dışarıdan ithal etmektedir. Ancak siyasi iktidarın takip etmiş olduğu politikanın gereği olarak, Uzak Doğu ve özellikle de Çin’in üretmiş olduğu kalitesi düşük, fiyatı ucuz ürünlerin ithali karşısında yerli üreticiler, başta girdi fiyatları dolayısıyla ithal ürünlerle rekabet güçlüğü yaşamış, birçokları da faaliyetlerini durdurmuş olduğu bilinmektedir. Konuyla ilgili olarak Osmanlı Devleti’nin dış borçlarının hızla yükseldiği bir dönemde İngiltere’den talep edilmiş olan borç para verilebilmesi için Osmanlı Devleti’nin adı geçen ülkeden satın aldığı ürünler için uygulamakta olduğu %25’lik oranındaki gümrük vergisinin %%5’lere çekilmesi şartını Osmanlı Devleti kabul etmiştir. Bu uygulama bir müddet sonra diğer Avrupa ülkeleri için de geçerli olmasıyla Osmanlı’nın yerli üretimi piyasadan çekilmiştir. Osmanlı Devleti 1914 yılında Almanya ile birlikte Birinci Dünya Savaşına girdiği dönemdeki ithal ürünleri arasında ÇAKMAK TAŞININ bulunması manidar değil mi?
            Tarım ve hayvancılık konusunda bulunduğu coğrafyadaki ülkelerin nazarında adeta ithalat merkezi konumunda olması yanında, Türkiye’den komşu ülkelere kaçak yoldan götürülen canlı hayvanlar için önlemler alınıyordu. Günümüzde kırsal kesimdeki insanlarımız için DOĞRUDAN DESTEK adıyla başlatılmış olan tarımsal destekler düşünüldüğünde bugün tarım ve hayvancılık alanındaki mevcut durumumuzun ana sebeplerinden birisi de DOĞRUDAN DESTEK adı altında üreticilere verilmiş olan destekler olması kuvvetle muhtemeldir. Zira söz konusu tarımsal destek uyarınca üreticilerin üretimleri dikkate alınmadan ekip-diktikleri, bakıp büyüttükleri tarım ürünlerinin miktarları değil de ellerindeki tapularının dikkate alınmasının manasını anlamak son derece güçtür. Nitekim daha önce kırsal kesimde oğlu, kızı, gelini damadıyla birlikte ekip-biçen insanlar, kendilerine verilen doğrudan destek miktarı sınırlı olduğu için oğul, kız, gelin damat köylerinden şehirlere adeta göç etmişler ve haliyle ekilen topraklar ekilmez, dikilen ağaçlar dikilemez hale gelmiştir. Bu sürece bağlı olarak getirilmiş olan BÜYÜKŞEHİR YASASI ile köylerimizi mahalle konumuna taşınması olayı da üretici konumdaki insanları tüketiciler grubuna dahil edilmesinde etkili olmuştur.
            Günümüzde uygulanmış olan DOĞRUDAN DESTEKLE ilgili bir örneğini doğum yerim olan Darende’de 1950-60 yıllarında yaşamıştık. Çünkü ilçemizde yaygın olarak haşhaş ekimi yapılırdı. Zira haşhaş bitkisi dut, kaysı, erik, elma vb. ağaçların altında yetişirdi. Ayrıca haşhaş sonrasında aynı yerlere ikinci bir ürün de ekilebiliyordu.  Haşhaş eken aileler ilçe Tarım Müdürlüklerine ekilen haşhaştan elde edilecek olan afyon yağı için genellikle 1/5 oranında bir miktarda bildirim yapılıyordu.  Afyon yağınakaçak da olsa serbest piyasa fiyatının ancak dörtte bir oranında ücret veriliyordu. Oysaki hasat sonunda her aile en azından 3,4 kg. Oranında afyon yağı üretiyor ve bu miktarı da 4,5 kat daha fazla fiyatla kaçak yoldan satıyorlardı. Nihayet ülke ve dünya genelinde kaçak afyon üretiminin kontrol altına alınması düşüncesiyle halkımıza haşhaş ekmemeleri halinde daha önce ekim yapılan yerlerin tapularını getirmeleri halindedoğrudan destek verilecekti. Böyle bir davet sonunda ilçede haşhaş ekimi son bulur. Yapılan DOĞRUDAN DESTEK de birkaç yıl sonra durdurulduğu bilinmektedir. Eğer ülkemiz bugün gelinen noktada yani tarım ve hayvancılık konusunda dışa bağımlı hale gelmişse söz konusu DOĞRUDAN DESTEK uygulaması bu konuda etkili olmuştur. Bu ve benzeri uygulamaların da etkisiyle ÜRETMEDEN TÜKETME olayı bir hastalık halini almıştır. Kırsal kesimdeki bu uygulamaya bağlı olarak yerleşim merkezlerinde KAZANMADAN HARCAMA uygulaması adeta bir tür SOSYAL HASTALIK halini almıştır.
            Ülkemizde tez zamanda küçük-orta ölçekli sanayii mamullerinin üretime kazandırılmasına bağlı olarak bu alanda yapılan ithalatların da peyder pey gümrük vergilerinin artırılmasına bağlı olarak yerli üretimi teşvik edilmiş olacaktır.  Kırsal bölgelerimizde yeniden bir tarım-hayvancılık seferberliğinin başlatılması konusunda, yörenin özelliği dikkate alınmak suretiyle aile veya küçük kooperatifleşme hareketinin başlatılması ve DOĞRUDAN DESTEK yerine ÜRETTİĞİ ÜRÜN ORANINDA DESTEK VERİLMESİHALİNDE ülkemizin kısa zamanda bu alanda kendi kendine yettiği gibi uzak-yakın ülkeler için de İTHALAT MERKEZİ konumunda olacağını düşünüyoruz. Söz konusu SOSYAL HASTALIĞIN DA PANZEHİRİ olacağını düşünüyoruz. Saygılarımla, ayuvali@gmail.com

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV