banner153
23 Ekim 2020 Cuma

Türkistan Görevi Nasıl Başladı?

18 Eylül 2020, 07:12
Bu makale 1667 kez okundu
Türkistan Görevi Nasıl Başladı?
M.KEMAL ATİK
Yıl 1999 Ağustos Ayı. Hoca Ahmet Yesevi Uluslararsı Türk- Kazak Üniversitesinde görev almam için YOK’ten bir teklif geldi. Beni nerden tanıyorlardı. 1992-1994 yılları arasında Bakü Devlet Üniversitesinde İlahiyat Fakültesinin kuruluşunu gerçekleştirmek üzere Bakü’de onlar görevlendirmişti. Buna vesile olan da Hocam Dr. Tayyar Altıkulaçtı. Ayrıca 1996 yılında Dağıstan’ın Derbent Şehrinde açılan İlahiyat Fakültesinin de kuruluşunu üç yıl süreyle deruhte ettiğim de biliniyordu.
Ahmet Yesevi Üniversitesine görev almam için yapılan teklife önceleri sıcak bakmadım. Ama sonunda ikna olup gitmeye karar verdim. Bu üniversitenin Birinci Rektör yardımcılığına da Erciyes Üniversitesinden Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı yeni atanmıştı. Ayrıca Kayseri’den İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Ahmet Uğur, İktisat Fakültesinden Yard. Doç.Dr. İlhamı Vural, ile Edebiyat Fakültesinden Dr.Bayram Durbilmez de üniversiteden görevlendirilmişlerdi. Ayrıca Türkiyenin farklı üniversitelerinden pek çok akademisyen de YÖK tarafından görevlendirilmişlerdi. O tarihte Ahmet Yesevi Üniversitesinin mütevelli heyeti başkanı eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybeyti. Kazakistana gidecek akademisyenlerle Ağustos ayının sonunda Ankarada Mütevelli heyeti başkanlığında bir toplantı yaptı. Toplantıda Kazakistanı, üniversiteyi ve o coğrafyayı geniş bir şekilde tanıttı. Özellikle Ahmet Yesevi hakkında bilgi verdi. Kominizmin saf gönüllerde hayali yarınlar kurarak tamiri mümkün olmayan çıkmazlara insanları nasıl sürüklediğinden söz etti. Üniversitenin Türkistan’da açılmasını ve Ahmet Yesevi adının verilmesinı uzun uzun anlattıktan sonra şunları söyledi: “Üniversitenin Kazakistan’ın küçük ve gelişmemiş bir şehrinde kurulmasını eleştiren, oraya giden pek çok aydından işittik. Almaata gibi büyük bir şehirde neden kurulamadığı gibi sorulara bazan cevap bile vermedik. Yöre nin ve halkının fakirliğini istismar ederek yöneticileri karalama yoluna gidenlerin çoğunun samimi olmadıklarını gördük. Şunu söylemek isterim ki bizlere çok faydalı ve çok şerefli gibi görünen bazı olaylar, devlet nazarında düşüncesizlik olarak görülür ve sonuçta devlet haklı çıkar. Şimdi bunları bırakalım. Orta Asyada Kominizm döneminde unutturulmaya çalışılmış Türk ve müslüman kimliğini yeniden diriltmek hepimizin asli görevi olmalıdır. Oraya giden aydınların hem kendisiyle hem de ora halkıyla barışık bir ortamda görev yapması dileğimizdir. Sizlerden dileğimiz, halkın sesinin vicdanı olunuz. Anadolu insanının bilim ve irfanını oralara taşımada göstmeniz gereken mahareti ve titizliği siz değerli bilim adamlarından bekliyoruz. Yalnız eğitim alanında değil, tarih yönünden de din yönünden de dil ve kültür yönünden de fevkalade hizmetler bekliyoruz. Eski, Köhnemiş ve ölmekte olan, fakat hala tehlikesi bitmemiş olan bir devre karşı mücadele içinde olduğumuzu unutmayalım. Kazak öğrenciler oldukça onurlarına düşkünlerdir. Yeniliğe karşı oldukça canlıdırlar. Aynı zamanda hocalarına karşı son derece saygılılar. Bu şehir “ Pîri Türkistan” dediğimiz Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin tüm Türk dünyasına himmet dağıttığı mekandır. Kazak halkının yüzünde daima tebessüm vardır. Misafirperverliği ve kadirşınaslığı kalplerinin üzerine koymuşlardır.”
Toplantı gayet sakin ve olumlu geçti. Herbirimizin eline gerekli evraklar ve dökümanlarla birlikte uçak biletlerimiz de verildi. Sayın Bakanın konuşmasından o coğrafyayı ve Türk dünyasını az da olsa bilen birisi olarak gayet net mesajlar almıştım. Kendimi büyük bir sevincin, heyecan ve mutluluğun içinde buldum. Toplantı anında konuşulanları tasdik eder mahiyette hem bakışlarıyla hem de kafalarını sallayarak sevinç gösterisi yapanlar, daha mekandan ayrılmadan “ ne zaman kurtulacağız böyle nasihatlerden, direktiflerden? Birinden kurtuluyorsun, başka biri karşına çıkıyor; hem Kazaklar Türk mü ki? vs. sözleri az da olsa mırıldananları işittim. Kendi kendime: Salonda Türkçülük rolünü oynayanlar şimdi başka rol oynuyorlar. Yapmacık sözlerle, yapmacık samimiyetle nasıl da rol yapıyorlar? Bize yüklenen görev övünmekten ziyade idealimizi ve inancımızı hayata geçirmek ve insanlarla huzur içinde yaşamaktır. Bir bilim adamının mantığının da bu olması gerekmez mi? Malzememiz gerçek hayattır. Bu hayatta da sevgi ve hoşgörü en büyük sermayemiz olmalıdır. Doğadan, tarihten, büyük ecdadımın adalet, dürüstlük, dindarlık ve kahramanlıklarından aldığımız ilham ile hayata bakmalıyız ve yaşamalıyız. Düşünceler içinde kaybolmuş Türkçülük / Ülkücülük / Müslümanlık benim neyime diye düşünürken, kendi kendime, “bir bilim adamı olarak yanlış anlamalara ve yanılmalara mahal vermeyen, insanların birbirlerini anlamasını sağlayacak bir dil kullanmayı tercih etmelisin. Eğitilmiş insanın bir amacı da bu değil mi, dedim. (Devam Edecek
 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV