banner87
12 Aralık 2017 Salı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE DİN EĞİTİMİ

19 Haziran 2017, 03:54
Bu makale 257 kez okundu
TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE DİN EĞİTİMİ
ABDULKADİR YUVALI

        Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’dan Samsun’a hareketi ettiği sırada resmi görevinin dışında, kafasında milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurma düşüncesi vardı. Zira daha milli mücadele devam ettiği esnada iki önemli meseleyi gündeme taşımış ve hayata geçirmiştir. Bunlardan birisi İzmir İktisat Kongresi diğeri de Ankara’da gerçekleştirmiş olduğu Maarif Kongresi idi. Her iki kongrenin ortak paydası millilik ve çağdaşlık ilkeleridir. Bu yüzden Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduktan sonra, hayata geçirmiş olduğu ilkelerinin de temelinde söz konusu iki temel özellik adeta mihenk taşıdır. Günümüzde Atatürk İlkeleri olarak tanımlanmış olan değerler aslında Türk Devlet Geleneğinin yirminci yüzyıl şartlarında yeniden hayata geçirilmesi değil mi?

Türkiye Cumhuriyetinin kurum-kuruluşları, yukarıda ifade etmiş olduğumuz söz konusu iki temel üzerine kurulmuştur. Atatürk, bu iki önemli hususu da, iki veciz sözüyle adeta özetlemiştir. Bunlardan millilik ilkesiyle alakalı olarak bilelim ki, milli benliğine sahip olamayan milletler, başka milletlerin avı olurlar, çağdaşlık ilkesiyle ilgili olarak “medeniyet öyle bir ateştir ki, ona bigâne kalanları yakar mahveder veciz sözleridir. Konumuzla ilgili veciz sözlerinden birisi de milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” sözüdür. Atatürk, söz konusu milli ve çağdaş kavramlarının da eğitimle hayata geçirilebileceğine de işaret etmiştir. Zira milli bir eğitim sayesinde; Türk milletinin milli, ahlâkî, manevi ve kültürel değerlerinin ayakta kalmasını, milli kültürünün gelişmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılmasını yani millet olma şuuruna kavuşması ile mümkün olacaktır.

Atatürk, yazımıza konu olan din eğitiminin de bu iki temel göz önünde bulundurularak ele alınması gerektiğini veciz sözleriyle ifade etmiştir. Zira Türk toplumu için din eğitimi de aynı şekilde; manevi, milli, ahlâkî ve kültürel değerlerin yaşatılmasında önemli bir konuma sahiptir. Bu yüzden bugün okullarımızda okutulmakta olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri de gençlerimizin ihtiyacı olan dinî bilgiler yanında Türkiye Cumhuriyetinin milli, üniter, çağdaş, demokratik, lîk ve sosyal bir hukuk devleti olarak sonsuza kadar yaşatılması gerektiği hususu üzerinde durulmaktadır. Bu düşünceyle İslâm dininin inanç ve ibadetlerle ilgili bütün hükümlerinin ve işlerinin yürütülmesi için dinî kurumların yönetimi ile ilgili olarak Diyanet İşleri Reisliği (Başkanlığı) kurulmuş ve bu kurum doğrudan Başbakanlığa bağlanmıştır. Türkiye’deki bütün ibadet yerlerinin yönetimi, din görevlilerinin atanma ve görevden alınmaları doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığının sorumluluğuna verilmiştir.

Söz konusu kanun uyarınca, Maarif Vekâleti, din görevlilerinin yetiştirilmesi için İmam Hatip Okulları, dinî bilimler konusunda bilim adamlarının yetiştirilmesi için üniversitelerimiz bünyesinde İlahiyat Fakültelerinin kurulması görevi verilmiştir. Atatürk’ün din eğitimi ile ilgili olarak Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahiplerini yetiştirmek gerekli ise, dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak, seçkin ve gerçek din bilginlerini de yetiştirecek yüksek öğretim kurumlarına sahip olmalıyız ifadesiyle din eğitimi ve öğretimi konusuna daha 1924 yılında hükümet programında yer vermiş ve gerekli adımların atılmasını da bizzat takip etmiştir. Buradan hareketle Atatürk’ün; ”Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz v e dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her kişinin dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur veciz sözleriyle düşüncelerini ve bu yöndeki icraatlarını açık bir şekilde ifade etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti olarak  vatandaşlarınıza  inançlarının gereği, inançlarını öğrenebilecekleri kurum-kuruluşların olmaması halinde, tabiatın boşluk kabul etmeyeceği gibi bu konuda da  birileri veya bazı çevreler eksik bırakılmış olan hususları istismar etmek suretiyle devlet için de paralel devlet olmanın hesabı ile (15 Temmuz 2016’da olduğu gibi) dış mihrakların desteğiyle hükümet darbesine  bile kalkışabildiklerine  yaşayan herkes şahit olmuştur. Aynı şekilde din-inanç gibi yüce değerlerin siyaset veya bazı hesapların aracı olarak kullanılması gibi tehdit ve tehlikenin de göz ardı edilmemesi gerektiği hususunu siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Saygılarımla.18.06.2017 ayuvali48@gmail.com

 

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV