banner87
17 Ekim 2019 Perşembe

ÜLKEMİZE YÖNELİK TEHDİTLER VE GÜNDEMDEKİ KISKAÇ HAREKATI

07 Eylül 2019, 22:24
Bu makale 240 kez okundu
ÜLKEMİZE YÖNELİK TEHDİTLER VE GÜNDEMDEKİ KISKAÇ HAREKATI
ABDULKADİR YUVALI
Türkler, Anadolu’yu vatan kılma süreci ve sonrasında birbiri ardınca tehlikeli dönemler söz konusudur. Türkiye Selçuklu Devleti’ne yönelik olarak Hıristiyan dünyası merkezli başlatılmış olan HAÇLI SEFERLERİ amacına ulaşamamış, istilacıların menfur emelleri kursaklarında kalmıştır. Bu yüzden olmalı ki, Anadolu hâkimi Türk devletlerinin en ufak bir zafiyeti söz konusu olduğunda adı ne olursa olsa olsun yeni haçlıseferleri gündeme gelmiş olduğu görülmektedir. Bu durumun Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti için de söz konusu olmadığı söylenemez. Bu yüzden gerek günümüzde ve gerekse gelecek dönemde söz konusu tehditler, tırnakları yer tutacak olursa günün şartlarına göre fiili bir durumla karşılaşılmaması için her türlü dış tehdit ve tehlikelere karşı donanımlı ve güçlü bir orduya ihtiyaç olduğu tek bir kelime ile ifade edecek olursak kaçınılmaz bir önceliğimiz olmalıdır.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemindeki savaşlar da aslında Selçuklu dönemindeki HAÇLI SEFERLERİNDEN farklı olduğu söylenemez. Zira Osmanlı Devleti, daha Beylik sürecinde Bizans İmparatorluğu karşısında sürekli olarak başarılar kazanmış ve takiben fetihlerini Rumeli’de sürdürmüştür. İşte bu dönemde Hıristiyan dünyasının önceliklerinden birisi de Türkleri Balkanlardan çıkartmaya ve takiben Anadolu’nun istilası hesap edilmişse de yapılan savaşlar Türklerin galibiyeti ve yeni toprak kazanımları halinde devam etmişti. Nitekim İstanbul’un fethiyle Şark Hıristiyan dünyasının merkezi Türklerin başkenti olduğu gibi cennet mekân Fatih Sultan mehmed Han’ın bundan sonraki hedefi Roma’nın fethi ve Batı Hristiyan dünyasını da yönetimi altına almaktı. Zira bu düşüncesiyle Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Türk deniz kuvvetleri İtalya sahillerine ulaşır ve Otrantoşehrini kuşatmıştır. Fatih Sultan Mehmet Han’da ordusuyla Karayoluyla Roma seferine çıkmışsa da yolculuğu sırasında vefat etmiş olmasından dolayı Roma seferi gerçekleşmemiştir.
Osmanlı Devleti’nin duraklama v e gerileme sürecinde her geçen gün siyasi, askeri ve ekonomik kayıplar biri birini takip etmiş ve nihayet Birinci Dünya Savaşı sonrasında önce Anadolu dışındaki topraklarını savaş sonrasında da Anadolu toprakları batılı devletlerce doğrudan veya dolaylı yoldan işgal edilmiştir. Nitekim Sevr anlaşması uyarınca İç Anadolu bölgesi hariç bütün topraklarını ve getirilmiş olan şartlarla da siyasi varlığını kaybetmiştir. Osmanlı Devleti kuruluşundan dağılma sürecine kadar Hıristiyan dünyasının temsilcisi batılı ülkelerin nazarında ŞARK MESELESİ olarak görülmüş yani Türklerin 1071 Malazgirt Zaferi ile açmış olduğu Anadolu kapısından geri çıkartma odaklı bir Türk-İslam düşmanlığı münasebetlerin temelinde yatan sorun olarak görülmüştür.
Osmanlı Devleti’nin dağılması ve Anadolu’nun işgaline hayır diyen Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde başlatmış olduğu milli mücadele sonrasında işgalcilerle imzalanmış olan Lozan anlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuş ve Türk devletler zincirinin önemli ve güçlü halkasını oluşturmuştur. Türk halkının gerek bağımsızlığını kazanması ve gerekse bağımsız bir devlet olarak varlığını ortaya koymasında düşmanlarının tabiriyle ASRIN DAHİ İNSANI Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın varlığı Hıristiyan dünyasının hevesini kursağında bırakmıştır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN hayata geçirmiş olduğu iç, dış eğitim ve ekonomi olmak üzere TAM BAĞIMSIZ bir politika sürdürmüş ve kısa zamanda Türkiye uzak-yakın ülkeler nezdinde saygın bir ülke konumuna ulaşmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, Türk devlet geleneği temelinde geliştirmiş olduğu ilkeleri ve devlet hayatındaki uygulamalarıyla Türk devleti, milletler camiasının saygın bir üyesi olarak tarihimizdeki yerini almıştır. Ancak Atatürk dönemi sonrasında, birbiri ardınca yapılmış olan yanlış uygulamalar neticesinde, bugün ülkemizin olması gereken yerde olmadığı çıplak gözle bile fark edilmektedir. Atatürk, kendisinden sonra bu ülkeyi yönetecek olanlara özellikle ülke yönetimi ve dış politika konusunda her birisi altın öğüt yani vasiyet niteliğindeki ilkeleri kısa bir zaman sonra bir bir terk edilmiştir. Söz konusu ilkeler:
1-    KÜRESEL GÜÇLERİN PEŞLERİNE TAKILMAYINIZ.
2-    KOMŞULARINIZLA EKONOMİK,KÜLTÜREL VE SİYASİ İŞ BİRLİKLERİ OLUŞTURUNUZ.
3-    MÜSLÜMAN ARAP KARDEŞLERİMİZİN İÇ İŞLERİNE KARIŞMAYINIZ.
4-    KUZEY KOMŞUMUZ RUSYA İLE İYİ GEÇİNİNİZ. ZİRA ORADA DİLİ, DİNİ, TARİHİ VE KÜLTÜRÜ BİZİMLE AYNI MİLYONLARCA KARDEŞLERİMİZ VARDIR.
Birinci maddeyle ilgili olarak, Rus tehdit ve yayılmacılığı karşısında NATO şemsiyesi altına girdik.  İkinci maddeye gelince, Komşularımızla oluşturulması gereken iş birlikleri konusunda yapmamız gereken iş birlikleri yönetimlerle sınırlı kalmıştır. Oysaki Türkiye komşuları için küçük ve orta ölçekli sanayi ülkesi, gıda deposu ve güvenlik çemberi olduğu halde bunu başardığımızı söyleyemiyoruz. Ülkemizi 17 yıldan beri tek başına yönetmekte olan siyasi iktidarın hedefi KOMŞULARIMIZLA SIFIR SORUN iken, bugün sınırlarımız neredeyse bir ateş çemberi halini almıştır.  Aynı şekilde MÜSLÜMAN ARAP ülkelerle olan ilişkilerimizin hali pürmelal değil mi? Sonuncu maddeye gelince, 1991 yılında Minsk anlaşmasıyla Sovyetler Birliği kendi kendisini feshetmiş olmasaydı sınırlarımız ötesindeki Türk kardeşlerimizle bırakınız çok yönlü ilişkiler adlarının bile anılmasının beraberinde birçok soru işareti getirdiğine dair gözlerimiz ve kulaklarımız şahidimiz değil mi?
Günümüzde adeta sınırlarımız ötesinde özellikle de güney sınırımızda, küresel güçlerin besleyip büyüttükleri, gıdasını, silahlarını v e stratejilerini temin etmekte oldukları terör örgütlerine siyasi kimlik kazandırma stratejisi uygulanmaktadır. Sözde stratejik ortağımız olarak görülen ABD, geliştirmiş olduğu BOP ile halkı Müslüman ülkeleri parçalara bölme politikasını sürdürmektedir. Nitekim 1984 yılından beri eğitip, donattığı PKK, PYD vb. terör örgütleri aracılığıyla önce güney komşumuz Irak’a sözde demokrasi getirme iddialarıyla Saddam rejimini devirdi ve Irak’ı üç parçaya bölmeyi başardı. ABD, Irak’ın kuzeyinde sözde güvenli bölge adıyla bir hareket başlattı ve buna göre, İncirlik Hava Üssü merkezli oluşturduğu ÇEKİÇ GÜÇ hava savunması yoluyla Erbil merkezli bir siyasi oluşumu hayata geçirdi. Aynı şekilde yine BOP uyarınca Libya’yı parçaladı ve gaz ve mineral yataklarının bulunduğu bölgeyi işgal etti, geri kalan topraklarda da kardeş kavgasını ateşledi. Böylece Kaddafi döneminin hemen her bakımdan güçlü Libya Arap Cumhuriyeti de üç parçaya bölündü, başlatılmış olan kardeş kavgası bütün şiddetiyle devam etmektedir. Aynı şekilde BOP uyarınca Suriye toprakları terör örgütlerinin arenası haline getirildi, Suriye Rus ve ABD nüfuz bölgelerine ayrıldı. Türkiye’nin güneyinde yeni bir terör devleti oluşturma konusunda Irak’ın kuzeyindeki model hayata geçirilme süreci yaşamaktadır. Bu konuyla benzerlik gösteren terör örgütlerinin cirit atmakta olduğu Afganistan, kardeş ülke Pakistan için tehdit ve tehlike kaynağı halini almıştır. Korku ve endişemiz Suriye topraklarındaki terör örgütleri de ülkemiz için sürekli tehdit oluşturulması yönünde bir yapılanmadan söz edilebilir mi? Böylece Okyanus ötesinden gelerek sınırlarımız ötesinde İsrail’e hizmet temelinde iki paravan siyasi kuruluşun hayata geçirilme hesabının yapıldığı bir dönemde IRAK VE SURİYE TÜRKMENLERİNİN adeta geçmiş yıllarını çırayla aramalarından korkuyoruz.
Adalar Deniz’indeki Türk adalarının Yunanlılar tarafından adım adım işgaline paralel olarak Kuzey Kıbrıs karasularında yani Doğu Akdeniz’de, Güney Kıbrıs Rum Devleti, İsrail, Yunanistan ve bazı Arap ülkeleriyle işbirliği halinde doğal gaz ve petrol çıkartılması söz konusudur. Böylece Türkiye uzak ve yakın komşularının siyasi hesaplarıyla karşı karşıya kalmış ve bir tür abluka altında bırakılmak istenmektedir. Bu olumsuzlukların temelinde ABD ve AB ülkelerinin kafalarındaki ŞARK MESELESİ yani Türk ve Türkiye karşıtı politikalarla yakından ilgilidir. Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN VASİYETİNİ ihmal etmemiş olsaydı bugün daha farklı bir tablo çizebilirdik diye düşünüyoruz. Saygılarımla. ayuvali@gmail.com   

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV