banner87
10 Aralık 2018 Pazartesi

ÜLKEMİZİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

08 Ekim 2018, 07:25
Bu makale 143 kez okundu
ÜLKEMİZİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
ABDULKADİR YUVALI
Türkiye Cumhuriyeti,  kökleri mazide, aydınlık ufku atiye uzanan engin Türk tarihinin 21.Asırdaki temsilcisidir. Diğer bir yönüyle de, ortak bir tarih, kültür ve din coğrafyasına karşı sorumluluğu taşımaktadır. Bu yüzden ülkemizin sorunları aynı zamanda Türk-İslam dünyasını temsilcisi konumundaki ülkeleri ve toplumları da ilgilendirmektedir. Bugün ülkemizin sorunları arasında öncelikli olanların başında eğitim ve ekonomi gelmektedir. Şu halde ülkemiz daha kuruluş sürecinde yani henüz Türkiye’nin tapusu konumundaki Lozan barış anlaşması imzalanmadan önce hatta milli mücadele devam ettiği sırada 20. ASRIN DAHİ İNSANI GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, ülkemizin kurtarılması konusunda ortaya bir İRADE koymuştu. Bu İRADEYE bağlı olarak EĞİTİM ve EKONOMİ konularında iki önemli toplantıyı hayata geçirmiş ve bu iki toplantıya katılanlar dönemin dünya çapındı bilim adamları değillerdi.
Engin tarihimizin sayfalarına kısaca göz atacak olursak, Tarihî Türk devletleri zincirinin yakın tarihimizdeki temsilcilerinden Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devletleri kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki mevcut eğitim kurumları kendi devirlerinin önde gelen kurumları olarak bilinir. Büyük Selçuklu tarihinde NİİZAMİYE MEDRESELERİ, Osmanlı tarihinde SÜLEYMANİYE MEDRESELERİ, kendi dönemlerindeki eğitim kurumlarına model olmuş yani çağın ihtiyacı noktayı nazarında öncü eğitim kurumlarıdır. Ancak her iki kurumun da zaman içinde, olmaları gereken düzeyin gerilerinde kalmış oldukları ve haliyle anılan devletlerin gerileme ve dağılma dönemlerinde bırakınız gelişmeyi, mevcut durumlarını bile koruyamamışlardır. Bu yüzden devletlerin kuruluşları, yükselmeleri, duraklamaları ve hatta dağılma dönemleri ile eğitim kurum-kuruluşları arasında maalesef bir paralellik olduğunu görüyoruz. Nitekim Osmanlı Devleti,624 yıllık siyasi ömrünün sonuna geldiğinde söz konusu eğitim kurumları özlerinden, özelliklerinden uzaklaşmış ve adeta cehalet yuvası konumuna sürüklenmişti.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinde yani daha milli mücadele sonuçlanmamış, devletin kuruluşu mücadele halinde olduğumuz o günkü dünya devletlerince henüz kabul görmediği yani milli mücadelenin bütün şiddetiyle devam ettiği bir süreçte Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu yaşadığı yüzyılın dahi insanı ilk olarak eğitim ve buna bağlı olarak ekonomi konularını gündemine almış olduğunu görüyoruz. Nitekim Batı cephesinde Yunanlılar, İngiltere ve diğer itilaf devletlerinden almış olduğu her türlü desteklerle Batı Anadolu’nun büyük bir bölümünü işgal etmiş, insanlık dışı muamelelerle bölge insanlarının Yunan işgalini kabullenmeleri konusunda her türlü davranışı fütursuzca sergilemekteydi. Milli mücadelenin kesin sonuç alabilmesi bir bakıma Batı cephesiyle özdeş hale getirilmişti. Yunan kuvvetleri, Eskişehir-Kütahya hattını zorlamak suretiyle hedeflerine milli mücadelenin merkezi konumundaki Ankara’ya yürüyebilmenin hesabı içinde idiler. Söz konusu cephede savaş bütün şiddetiyle devam ettiği bir sırada, hemen herkesin bu savaşa odaklandığı bir sırada Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN çağırısıyla Anadolu’nun hemen her yöresinden gelmiş olan öğretmenler 15-20 Temmuz 1921 tarihleri arasında Ankara’da MAARİF KONGRESİ toplanmıştır. Bu anlamlı ve önemli kongre savaş esnasında yeni Türk devletinin temelleri sadece kazanılacağına inanılmış olan savaşın sonucu yanında bu başarıyı taçlandıracak olan eğitim konusunun ihmal edilmemiş olması şayan-ı hakikat olduğuna olan inancı ve kararlılığa şahit oluyoruz.
Milli mücadele bütün şiddetiyle devam ettiği sırada Anadolu’nun dört bir yanından kendi imkanlarıyla kopup gelen öğretmenler Ankara Öğretmen Okulu’nda Hamdullah Suphi TANRIÖVER’İN başkanlığında toplanmış ve aralıksız olarak yedi gün devam etmiştir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, bu kongrenin açılışına katılmak üzere bir gün için bulunduğu cepheden Ankara’ya gelir ve kongrenin açılış konuşmasını yapar. Maarif Kongresi’nde dikkat çeken hususlardan birisi de toplantıya katılan delegelerin ilk defe kadın-erkek ayırımı olmadan aynı salonda ve bir arada toplanmış olmalarıdır. Zira anılan dönemde Anadolu’da toplam öğretmen sayısı 3000 civarında ve bunun 60’ı bayan öğretmenlerdi. Büyük ATATÜRK, kongrenin açılış konuşmasında,”En önemli, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Çünkü eğitim, bir milletin ya hür, bağımsız, şanlı  ve yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete, sefalete terk eder” sözleri kongreye damgasını vurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk maarif kongresinde ve bizzat bu toprakların evladı olan öğretmenlerimizin almış olduğu her birisi son derece önemli kararlar, Türk eğitim sisteminin temel taşları olarak kabul görecektir.  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, daha savaş esnasında toplamış olduğu bu kongreye o dönemin ulusal ve uluslar arası eğitimcilerini davet etme yerine bizzat eğitimin mutfağından gelmiş olan Türk öğretmenleriyle böyle anlamlı bir toplantıyı gerçekleştirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim politikasının temelleri burada atılmış olduğu görülmektedir. Bu kongrede alınmış olan kararlar arasında olmazsa olmazın EĞİTİMİN MİLLİ VE ÇAĞDAŞ olma özelliğidir. Ayrıca söz konusu kongrede; Eğitimde sadeliğin, uygulamanın çeşitliliği ısrarla vurgulanmıştır. Ülkenin ihtiyacı olan öğretmenlerin yetiştirilmesi için köy ve şehirler için ayrı ayrı programlar hazırlanmış, bunları uygulayacak olan öğretmenlerin yetiştirilmesi için köy ve şehir öğretmen okulları açılması ve öğretmenlerin yetiştirilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca vurgulanmış olan konulardan bir diğeri de MESLEK OKULLARINA öncelik verilmiş olmasıdır. Bu vesile ile dönemin maarif vekillerinden Mustafa Necati Bey’in, açılmasına öncelik verdiği KÖY ÖĞRETMEN OKULLARI daha sonra milli eğitimizin milli kuruluşu olarak tarihe geçmiş olan KÖY ENSTİTÜLERİNİN temelini oluşturmuştur. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, değişik vesilelerle ÖĞRETMEN, EĞİTİM-ÖĞRETİM VE OKULLARLA ilgili veciz söylemleriyle uygulamaları dönemin şartlarında çok ileri bir anlayış ve uygulama olarak tarihe geçmiştir. Bu konuyla ilgili olarak “eğer imkânlarımız elvermiş olsa öğretmenlerimizin aylık maaşları, TBMM üyelerinin yani milletvekillerinin maaşları ile mukayese edilmiş olması daha sonraki dönemler için bir ölçü olmalıydı. Bu konuyla ilgili olarak dönemin maarif vekillerinden Mustafa Necati Bey’in, köydeki öğretmenimizin maaşı maarif vekaletindeki şube müdürü maaşı ile denk olması yönündeki uygulamasıdır. Aynı şekilde bu dönemde açılmış olan Köy ve şehir öğretmen okullarından mezun olan öğretmenlerin kadro meselesiyle ilgili olarak, dönemin maliye vekilinin yeterli kadro olmadığını TBMM’DE ifade etmesi üzerine Mustafa Necati Bey, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN de olduğu bir toplantıda ”Sayın vekil! Ben maarif vekili olarak köy ve şehir öğretmen okulları açtım ve ülkemizin ihtiyacı olan öğretmenleri yetiştirdim. Sizin de göreviniz bu öğretmenlerimize kadro temin etmektir. Ben görevimi yaptım. Sizde görevinizi lütfen ifa ediniz, şayet edemiyorsanız siz gidersiniz ve bunu yapabilecek bir başka arkadaşımız bu göreve gelir” mealindeki söz daha sonraki milli Eğitim Bakanları için bir ölçü olması gerekirdi diye düşünüyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, sağlam temeller üzerine atılmış olan eğitim kurumlarımız, kuruluş kanunları, yönetmelik ve yönergeleri zaman içinde kuruluş ilkelerinden peyder pey uzaklaştığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Söz konusu bu sapmalar Türk eğitim tarihimizin kara sayfaları olarak bugünlere gelmiş ve bugünlerdeki uygulamalar ise eğitim tarihimizin maalesef yüz karası olarak tarihe geçeceğini düşünüyorum. Ancak bugünlere gelinciye kadar yaşanmış olan talihsizlikleri daha sonraki yazılarımızda ayrı ayrı konular olarak ele alacağımız için burada sadece yıllarını vermekle yetineceğiz. Türk eğitim tarihinde;1940’lı yıllardaki uygulamalar, eğitimimizdeki millilik ilkesini olumsuz yönde etkilemiştir.1950’li yıllardaki uygulamalar tam manasıyla bir talihsizlik olarak ifade edilebilir.1970’li yıllardaki kısa dönemler halinde (40 gün, iki veya üç aylık sürelerde orta dereceli okullara öğretmen yetiştirilmesi gerçek manada bir garabet olarak tarihe geçmiştir. Takip eden yıllarda üniversite mezunu her gencin öğretmen olarak görevlendirilmeleri hadisesi, Yüksek Öğretmen Okullarının akıl tutulmasıyla kapatılmış olmaları ve nihayet son 15 yıl içindeki uygulamalar eğitimizin bugünkü hale gelmesinin sebepleri olarak gösterilebilir.
SONUÇ: Mevcut siyasi iktidarın, ülke yönetiminde en başarısız olduğu alanlardan birisi hiç şüphesiz eğitim meselesi olmuştur. Zira son 17 yıl içinde aynı siyasi iktidarın yönetmiş olduğu ülkemizdeki eğitim kurumlarında yedi milli eğitim bakanı görev almıştır. Söz konusu bakanlarımızın döneminde eğitim kurumları adeta yaz-boz tahtası misali, akıllarına gelen şekillerde (eğitim kurumları, müfredatlar, programlar vb.) bir seri değişiklikler yapmayı eğitimde yenilik getirme olarak ifade edilmiştir. Halen göreve yeni atanmış olan Sayın milli Eğitim Bakanımız, eğitim konusuyla ilgisi, daha önceki uygulamaları ve söylemleriyle eğitim hayatımızda bir takım güzelliklere imza atma çabası içinde olduğuna şahit oluyor ve kendilerine güveniyoruz. Kendilerine acizane önerimize gelince, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hemen her konuda olduğu gibi eğitimimiz de sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Cumhuriyetin kurum ve kuruluşlarının öncelikli olarak kuruluş ayarlarına dönülmesi ve çağımızın ihtiyacına cevap verebilmek için bilim-teknoloji ve bilgi birikiminden faydalanmak suretiyle okul öncesi eğitimden, üniversitelerimize uzanan süreçte çağdaş manada bir eğitim politikasına acilen ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Saygılarımla.
ayuvali48@gmail.com 

Haberici -->

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV