banner167
banner182
15 Haziran 2021 Salı

SICAK YAZ…

04 Temmuz 2017, 08:46
Bu makale 1407 kez okundu
SICAK YAZ…
KADİR DAYIOĞLU
Bugün, Temmuz’un dördü… Daha, henüz yazın başındayız… Önümüzde iki ay, yaz var… Ülke kavruluyor… Kayseri kavruluyor… Termometreler kırkın üzerinde gösteriyor… Düşünebiliyor musunuz, Ankara’da, sakat ve hamile memurlar için izin verildi.
 
Her yazın klasik orman yangınları da bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yüzlerce hektar orman şimdilik yandı, sonrasını Allah bilir. Yüz hektarın bir milyon metrekare olduğunu belirteyim. Belirteyim de facianın büyüklüğünü anlayalım.İnşallah diyelim, temenni edelim sıcak yaz, peşinden susuz yazı getirmez…
***
Tabii, bu günlerde sıcakların olması beklenir. Zira, dutlar, kayısılar “akacak”, kirazlar olgunlaşacak. Tabii, varsa… Bunlara da hasret kaldık.  Gençliğimizde, “olamaz olsun!”, dedirtenbaşta kayısı olmak üzere, meyveleri sayarak yiyoruz, artık. Ağaca bakıp, tek tek sayabildiğimiz günlerdeyiz... Hele hele ceviz… Bırakınız doyumluğu, tadımlık bile yok. Olan da kurtlu…
***
Şiddetli sıcakların hüküm sürdüğü şu günlerde, garip şeyler de yaşamıyor değiliz. Belediyelerimiz, oldum olası, tüm uyarılarımıza rağmen, çayırları, sıcaklığın pik yaptığı saatlerde suluyorlar. Kimi otomatik, kimi elle…
 
Verilen suyun ne kadarı bitkiye, ne kadarı yollara, ne kadarı da buhar olup gidiyor? Bir hesap yapmak lazım. Ben, deneyimlerime bakarak söyleyeyim; suyun yüzde 70’i boşa gidiyor, uygun olmayan saatte sulama yapılınca.
 
Oysa işin uzmanları, sulama işlerini akşam serinliğinde, imkan yoksa gün ağarırken sabah vakti yapmak gerekir diyorlar, azami yararı elde edebilmek için. Tabii, düzensizlik nedeniyle, yollara akan suyun da haddi hesabı yok. Patlayan borulardan, Hisarcık yolunda, oluk oluk suyun saatlerce aktığının yakın tanığıyım. Şehir içinde de…
***
Bir de, bol su verilince çayır çimen gür olur, ağaçlar daha iyi büyür sanıyormuşuz. Oysa, fazla suyun kök gelişimini engellediği, çilleri çürüttüğünü bilmek gerekirmiş. Mesela, Ekim sonrası verilen sular, kış uykusunu geciktir, o nedenle “erken don” vururmuş bitkileri. Oysa biz, “zemherinin çat ayazında” soğuk aldı sanırmışız.
***
Geçenlerde, sabah altı da, Kıranardı Kent Ormanı’na gittim, Bentbaşı’ndan suyu bizim oraya çevirmek için. İnanın,Mesire alanında fıskiyeler, yolları suluyordu… Yok ilgililer merak ediyorsa, sulama saatlerinde bir teftiş yapsınlar, dediklerimi yerinde görsünler…
 
Biliyorsunuz, iki kol kalınlığındaki suyumuza, Kent Ormanı için “el koydular!” Eeee… Devlet bunlar, el koyarlar mı koyarlar; “kadim hak!” falan hak getire bunlar için. Tabii, geçmişi bilmediklerinden bunu yapıyorlar.
 
İlber Ortaylı Hocamızın dediği gibi, İstanbul’a belediye başkanı olacak adamın, dört-beş göbek İstanbullu olması gerekir. Biz de bundan mülhem diyoruz ki, bir kentin belediyesini yönetecek olanlar da bu vasfa uygun olmalı…
 
Bizimkiler olsaydı, dört beş asır öncesi kayıtlarda geçen Gediris, Billur, Karadere, Çaybağları, Hayman, Gürle isimleri dururken, o bölgeye Erenköy; Taşlıburun, Akkaya, Kayadibi, Obruk, İnecik, Eğribucak yöresinin bir bölümüne Altınoluk mahallesi demezler; Kent hafızasını yok etmezlerdi.
 
Peki, muhterem ahali bunun farkında mı? Ne gezer, devlet çalgısına ayak uydurmuş gidiyor. İçlerinde, tilki gibi kurnaz olanlar da (mesela Gülmersu’yun bazı aboneleri) bizi kullanmak istiyor, pahalı suyu yazmamızı söylüyor. Bana ne sizin kullandığınız suyun pahalılığından… İşte Büyükşehir, işte KASKİ orada duruyor… Gidin anlatın derdiniz,“Marko Paşalara!”
 
Evet… Uzattık, anlıyorum… Gece24.00’te suyu çeviriyorlar dört-beş bin tonluk Kent Ormanı deposuna, sabah 06.00’ya kadar. Yani, mesire ya da piknik ya da mangal yakma alanını planlayanlar, zaten bizlere yetmeyen bir gever bile olmayan suyumuzu kullanıyorlar. Hiç hesapladılar mı, o denli büyük çayır alanın ihtiyacı olan suyu?
***
Hep diyorum; yağış ve rüzgarlı havalarda arabasından inmeyen, makam odasından çıkmayan yetkililer, muhterem ahalinin neler çektiğini bilemez. Rüzgarda, şehrin ne denli kirli, yağışta altyapının ne kadar yetersiz olduğunu görürsünüz.
 
Unutmayın, mücavirini bilemem, şehir merkezinde, önemli kirlilik ölçütlerinden partiküller madde (PM10) miktarı oldukça yüksek çıkıyor, şehir kirli olduğundan. Tabii, “oy endişesiyle”, dokunulamaz, eleştirilemez “muhterem ahalinin” de bunda payı çok yüksek… Eline ne geçerse, ortalığa saçıyor.
***
Kayseri gibi geniş yolların olduğu bir kentte, trafik sıkışıklığının önemli nedenlerinden birisi de yaya ve sürücülerin davranışlarının rasyonel olmayışı. Yani, eli kıçında, köy meydanında gezer gibi caddelerde gezenler, kaldırımlara, yaya geçişlerine park yapanlar bu cümleden.
 
Toplumda, “hukuka saygı” diye bir kavram oluşmadığından, bu tür davranışlar da çok doğal. “Hukuk bilinci” oluşmamış bir toplumda, bu kabil işlerin oluşması da… Bizim rahmetli Yaşar Uğur hocamız; “adam arabayı alıyor, yolları da, kaldırımları da satın aldığını sanıyor!”, derdi… İnanın, hocamızı çok özledik… Cins adamdı, vesselam!..
 
Sulamalar için de benzeri şeyleri söyleyebiliriz. Suyun, nasıl etkin ve verimli kullanıldığını görmek isteyenler, sabahları sıcak yataklarından kalkıp, etrafı bir kolaçan edecekler. Tabii, bizler de “kıt olan”su kaynaklarınıetkin ve verimli kullanabiliyor muyuz? Ne gezer… Çuvaldızı başkasına batıran muhterem ahali, önce iğneyi kendisine batıracak.
 
Mesela, özellikle yazın, şehir merkezinin koktuğunun farkında mı KASKİ yöneticileri. Şehir merkezini gezmelerini tavsiye ederim. Bazı sokak ve caddelerde, kokudan, burnunuzun direği kırılıyor… Acaba neden? Su kullanımının azlığından mı yoksa, altyapı yetersizliğinden mi? Bilemiyorum…
 

Haberici -->

    Yorumlar

banner176
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
banner41
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
ARŞİV